ES TV canlı yayınında konuşan Türkiye Futbol Antrenörler Derneği (TÜFAD) Eskişehir Şubesi Başkanı Ahmet Bingöl şu ifadeleri kullandı;
"Maç başlamadan önce neyle karşılaşacağımızı, sahaya gelirken hem saha içindeki hem de saha dışındaki hareketlilikten az çok gözlemleyebiliyorduk. Sahaya geldiğimizde, Karşıyaka maçındaki atmosferin aynısı vardı. Herkes önceden arabalarıyla gelmiş, oturmuş, sohbet ediyor; sahanın etrafı tamamen dolmuştu. İçeri girerken hiçbir tereddüdümüz yoktu. Normalde deplasman ya da kritik maçlara giderken bir tedirginlik olur; ancak Ayvalıkgücü Belediyespor maçında o tedirginliği yaşamadım. Aslında en çok tedirgin olunması gereken maçlardan biriydi ama ben çok rahattım. Çünkü Eskişehirspor artık yabana atılacak bir takım değil. Kulübün çehresinin düzeldiğini hepimiz biliyoruz. Kadro derinliği çok iyi, oynanan maçlara bakıldığında da bu kalite açıkça görülüyor.
Bu maç, ilk yarı itibarıyla çektiğimiz sıkıntıların adeta son halkasıydı. Sezon başı ilk beş maçta 1 mağlubiyet, 1 beraberlik, 3 de galibiyet almıştık. Son mağlubiyeti de 6. hafta Ayvalıkgücü Belediyespor'dan, çok kötü bir oyunla almış ve bu sonuç Serdar Göçerler hocanın ayrılmasına neden olmuştu.
Ardından Denizli İdman Yurdu maçında içeride berabere kaldığımızda hepimizin aklında kötü düşünceler vardı. Sosyal medyada da “Bu takım küme düşer.” yorumları yapılıyordu. Çünkü ilk beş maç sonunda gerçekten çok kötü bir görüntü vardı. Hakan Şapçı Hoca’nın ilk maçı olan Denizli İdman Yurdu karşılaşması da berabere bitmiş, tribünlerden ciddi tepki gelmişti. Takım tribünlere çağrılmış, tepkiler dile getirilmişti.
O süreçte zayıf sayılabilecek 4-5 takımla oynadık. Ayvalıkgücü Belediyespor o zamana kadar galibiyet alamamışken ilk galibiyetini bize karşı aldı ve ardından çıkışa geçti. Aldığımız galibiyetlerin bir kısmı son dakikalarda geldi. Eskişehir Anadolu SF maçını son dakika golüyle, Altay maçını ise son dakikalarda deplasmanda penaltıyla kazanmıştık. Bu durum taraftarda umut kaybına yol açtı. Gerçi biz burada “Küme düşer miyiz?” demedik; ancak genel camiada şu görüş hâkimdi: “Bu takımın kadrosu iyi ama iyi oynamıyor.” İlk haftalardaki temel eleştiri buydu. Potansiyel vardı fakat sahaya yansımıyordu.
Bireysel olarak çok kaliteli oyunculara sahiptik. Ancak bu oyuncuları bir araya getirmek takım olduğun anlamına gelmiyordu. O dönemde sevk ve idare konusunda ciddi sıkıntılar yaşanıyordu. Takım içinde gruplaşmalar olduğu konuşuluyordu ve gerçek anlamda bir birlik sağlanamamıştı. Hakan Şapçı geldikten ve sportif başarılar gelmeye başladıktan sonra takım tek bir bütün hâline dönüştü. Yeni transferler de Eskişehirspor’un büyüklüğünü ve taraftarın gücünü kavrayarak aidiyet duygusuyla oynamaya başladılar. Alınan galibiyetler bunun en büyük göstergesi oldu. Taraftar da kayıtsız şartsız destek verdi ve bu noktaya gelindi.
Ayvalıkgücü Belediyespor Eskişehirspor deplasmanına dokuz maçlık galibiyet serisiyle geliyordu. Güçlü, fizik kapasitesi yüksek ve özellikle duran toplarda etkili bir takımdı. Tacı bile organizasyonla kullanan bir ekipti. Ancak Eskişehirspor da en az onlar kadar koştu ve mücadele etti. Futbolda rakibin kadar koştuğun zaman, yetenekli oyuncuların kalitesi ortaya çıkar. Nitekim öyle oldu. İlk golde sağ kanattan gelişen atakta Kaan Baysal’ın pasıyla Christopher Jakob Aydemir'in ceza sahası dışından attığı şık gol bunun örneğiydi. Kaleciden başlayıp altı yedi pasla gelen organize atak da üst düzey bir golle sonuçlandı.
İkinci gol de benzer şekilde kaliteyi gösterdi. Uzun bir diyagonal pas sonrası İsmail Kulet’in yaptığı vuruş hem kaleyi hem de Kaan Baysal’ın pozisyonunu düşünerek atılmış akıllı bir şuttu. Top köşeye gitti ve harika bir gol oldu. Bu dakikadan sonra Eskişehirspor oyunun kontrolünü tamamen eline aldı.
Oyuncu değişiklikleri de yerindeydi. 2-0’dan sonra yapılan hamlelerle topun takımda kalması hedeflendi. Elias Durmaz'ın oyuna girişi bu açıdan önemliydi; topu ayağında tutabilen, oyunu soğutabilen bir oyuncu. Elias Durmaz ve diğer giren oyuncular da katkı sağladı. Özellikle Elias süre aldıkça potansiyelini daha fazla gösterecek bir isim. Kanadı hareketlendirdi ve oyuna canlılık kattı.
Ayvalıkgücü Belediyespor'un net bir pozisyonu neredeyse yoktu. Sadece bir yan toptan arka direkte kafa vuruşları vardı, o da dışarı gitti. Bunun dışında kalemizde ciddi bir tehlike yaşanmadı. Bu durum savunma disiplinimizin ve konsantrasyonumuzun göstergesiydi. Orta sahada Tayfun Tatlı ve Kaan Baysal savunmanın önünde adeta duvar ördü. Bekler hücuma çıkarken savunma güvenliğini ihmal etmedi.
Hakan Şapçı'nın oyun planı kusursuz işledi. Rakibi iyi analiz ettiği belliydi. Ayvalıkgücü Belediyespor'un güçlü yönlerine önlem alınmıştı ve oyuncular plana sadık kaldı. Eskişehirspor gibi büyük bir camianın yeri elbette buralar değil; ancak basamakları teker teker çıkmak gerekiyor. Bu galibiyet sadece üç puan değil, aynı zamanda şampiyonluk yolunda verilmiş güçlü bir mesajdır.
Taraftarın coşkusu ise tarif edilemezdi. Stadı dolduran binlerce Eskişehirspor taraftarı 90 dakika boyunca susmadı. Karşıyaka maçındaki atmosfer yeniden yaşandı. Futbolcular da bu desteğin karşılığını sahada mücadele ederek verdi. Maç sonundaki tribün-futbolcu bütünleşmesi uzun zamandır özlenen birlik havasını yeniden ortaya çıkardı.
Önümüzdeki maçlar elbette zor geçecek. Bu ligde kolay maç yok ve herkes Eskişehirspor’a karşı ekstra motivasyonla oynuyor. Ancak biz mücadele gücümüzü ortaya koyduğumuz ve kendi oyunumuzu sahaya yansıttığımız sürece her maçı kazanabilecek kapasiteye sahibiz. Kadro derinliği de buna uygun. Kulübeden gelen oyuncuların katkısı artıyor. Elias Durmaz gibi yetenekli isimlerin takıma adapte olması hücum zenginliğini artıracaktır.
Adım adım şampiyonluğa yürüyoruz. Yolun sonunun aydınlık olduğuna inanıyoruz. Bu galibiyette emeği geçen teknik heyeti ve futbolcuları yürekten kutlamak gerekir."





