Eskişehir Büyükşehir Belediyesi ve Odunpazarı Belediyesi CHP Meclis Üyesi Ali Haydar Çelik şu ifadeleri kullandı;

"Odunpazarı Belediyesi CHP meclis üyeleri arasında istifa etmeyen tek kişi ben değilim. Bildiğim kadarıyla Çağrı Özeçoğlu ve Mehmet Kılıç da istifa etmedi. Tek olup olmamak önemli değil. Burada esas olan, insanların kendi siyasal karakterleri ve duruşlarıyla var olabilmesidir. Ayrıca bulundukları yerdeki ideolojik ve siyasal gelişmeleri, sürecin bütünlüğünü değerlendirerek o yapıya katkı sunmak adına siyaset üretmeleri gerekir.

Ben de Cumhuriyet Halk Partisinde yıllardır siyaset yapıyorum. Siyaset yaptığım süre boyunca parti içi demokrasi ve hukukla ilgili sıkıntılarla sürekli yüz yüze geldim. Ama yılmadan, bıkmadan bu sorunlara karşı duruşumu ortaya koydum. Bunu Eskişehir de biliyor, sizler de biliyorsunuz.

Bir yeri terk etmek kolay, bir istifaya bakar. Ancak terk ettiğiniz yer, Atatürk'ün "Benim iki büyük eserimden biri Türkiye Cumhuriyeti, diğeri Cumhuriyet Halk Partisidir" dediği bir yer. Bu ülkenin kurucusu, hepimizin Ulu Önderi Atatürk böyle söylüyorsa bu esere sahip çıkılması gerekir.

Bu süreçte dahili ve harici her türlü sıkıntı ortaya çıkabilir. Örneğin butlan meselesinde olduğu gibi. Bu da geçici bir süreçtir. Cumhuriyet Halk Partisi bir kurumdur. Cumhuriyet Halk Partisi yıllarca ülkeyi yönetmiş, devleti kurmuş bir partidir. Bundan sonra da bakış açısıyla, perspektifiyle ve programıyla yeniden bu iddiasını ortaya koymalıdır.

Cumhuriyet Halk Partisinin olmaması, çökertilmesi demek cumhuriyet değerlerine yönelik bir saldırı demektir. Cumhuriyetin hafızasının silinmesi demektir. Cumhuriyet Halk Partisinin koruduğu ve kolladığı kurum ve kuruluşların ortadan kaldırılması demektir.

Cumhuriyet Halk Partisinde şu anda mahkeme süreciyle başlayan geçici bir durum var. Partinin bu süreci özeleştiri yaparak aşması ve daha doğru işler yapması gerekiyor. Ancak benim açımdan partiden ayrılmayı gerektirecek somut ve net bir durum yok.

Ayrıca Cumhuriyet Halk Partisinde yıllardır bulunan insanların ayrılmalarını haklı gerekçelere dayandırmaları, bunu siyasi ve ideolojik olarak ifade etmeleri gerektiğini düşünüyorum.

Cumhuriyet Halk Partisine ve bu bayrağa sonuna kadar sahip çıkmak gerektiğine inanıyorum. Tam bağımsız Türkiye özlemi taşıyan, Atatürk'ün altı ok ilkesinin bu ülkede uygulanmasını isteyen bir Cumhuriyet Halk Partili olarak kararımı bu yönde vermiş durumdayım.

Geçmeyenlere "butlancı" deniyor. Bu çok ucuz, çok basit ve çok anlamsız bir niteleme. Öncelikle insanları butlancılıkla suçlayanlara bu söylemlerini geri iade etmek istiyorum. Nedenine gelince. Eğer butlancılık, tek başına mahkeme kararıyla genel başkanın ve genel merkezin yeniden göreve gelmesi olarak değerlendiriliyorsa biz yıllardır birileri tarafından belirlenmiş, tabanın iradesi hiçe sayılarak oluşturulmuş yönetimlerle karşı karşıya kalıyoruz. En son Odunpazarı Belediyesi gücüyle yapılanlara karşı ben yoğun bir mücadele verdim. Hatta saldırıya kadar uğradık.

Butlan meselesini insanların yeterince anladığını da tartıştığını da düşünmüyorum. Öncelikle butlanı tartışmak lazım. Bu butlan neden ortaya çıktı? Cumhuriyet Halk Partisinin başına bu butlan meselesini getiren süreç nasıl oluştu?

Kendi içlerinde yaşanan parasal sorunlar, iş vaatleri ve benzeri nedenlerle oyunu satanların bekledikleri karşılığı bulamaması sonucunda bir mahkeme süreci başladı. Mahkeme de bu süreci değerlendirdi. Ha, siyasidir veya değildir, haklıdır veya haksızdır; ben şu anda orasında değilim. Ortada böyle somut bir gerçek var.

Ben sözümün başında da söylüyorum. Butlana karşıyım. Cumhuriyet Halk Partisinin butlanla yönetilmesi Cumhuriyet Halk Partililere zulümdür. Butlan süreci en kısa zamanda sona ermeli, normal parti içi demokrasi ve hukukla taçlandırılarak Cumhuriyet Halk Partisi yeniden seçilmişlerin yönettiği bir parti haline getirilmelidir.

Onun için butlanın neden ortaya çıktığını anlamadan, dinlemeden, özellikle tek merkezden yürütülen algı operasyonlarıyla insanları suçlamak doğru değil. Televizyonlardaki söyleşileri dinlediğimizde bunu net bir şekilde görüyoruz. Çıkar ve menfaati olan birtakım insanlar üç söylem kullanıyor: "Butlancı", "Sarayın adamı" ve "hain".

Bakın, eğer bu üç söylem bir merkezden tabana yayılıyorsa, insanlara bunlar söylettiriliyorsa ve yıllarca omuz omuza mücadele ettikleri insanlar birileri tarafından "hain" ilan ediliyorsa burada düşmanlık ve kin tohumları ekiliyor demektir.

Bu kin ve öfke niye? Beni yıllardır tanıyan bazı insanlar, belediye çıkarı veya kendilerini gösterme isteği gibi farklı nedenlerle, kendileri siyaset yapmadıkları ve ortada olmadıkları halde klavyenin başına geçip beni suçluyorlar. Onlara seslenmek istiyorum.

Ben yıllardır parti içi demokrasi mücadelesi veriyorum. Bugün "butlancı" dedikleri insanlar da parti içi demokrasi mücadelesi vere vere bu noktaya geldiler. Biz bundan sonra da butlan sürecinin bir an önce bitirilmesi için mücadele edeceğiz.

Bu söylemleri kullanan herkesi aynı kefeye koymuyorum, onları tenzih ediyorum. Ancak bir insana bu şekilde hakaret etmek ciddi bir meseledir. İnsanlara hakaret ederek, düşmanlık ve kin tohumu ekerek dünyada hiçbir parti, hiçbir siyasi güç iktidar olamamıştır.

Kemal Kılıçdaroğlu'nun yaptıklarını doğru bulup bulmamak göreceli bir mesele. Eğer Kemal Kılıçdaroğlu eylül ayında söylediği gibi kongre sürecini başlatırsa bu geçiş sürecinin çok fazla zarar görmeden atlatılmasını sağlayabilir.

Onun dışında normal parti politikalarıyla ilgili söyledikleri genel söylemler. Bunları herkes söyleyebilir. O nedenle bu konuda hemen ve aceleyle yorum yapmanın doğru olduğunu düşünmüyorum.

Kemal Kılıçdaroğlu bu partiye yeni gelmedi. 13 yıl boyunca bugün kendisini eleştirenlerle birlikte bu partiyi yönettiler. Bugün hakaret edenlerle de suçlayanlarla da birlikte yönettiler.

Şimdi YENİ Parti'nin genel başkanı olan Özgür Özel, 13 yıl boyunca Kemal Kılıçdaroğlu'nun dizinin dibindeydi. Televizyonlara çıkıp 39 milletvekilini savunan da oydu. Ekmeleddin İhsanoğlu vakasından tutun diğer bütün meselelere kadar her şeyi bugün Kemal Kılıçdaroğlu'nun üzerine atarak kurtulma şansları yok. Bunlar bir ekipti.

Sol ve siyasal anlayışta kişilere endeksli politika olmaz. Bir ekip vardır, bir program vardır. Şimdi bunların hepsi özeleştiri yapmak yerine Kemal Kılıçdaroğlu'nu günah keçisi ilan edip kenara çekilerek kendi sorumluluklarından kurtulamazlar.

Bugün yürütülen algı operasyonları nedeniyle bunlar çok fazla öne çıkmıyor olabilir. Ancak önümüzdeki süreçte bunların hepsinin halk ve toplum tarafından görüleceğini düşünüyorum.

Gelelim CHP'nin yüzde 3 olması meselesine. Şu anda benim gördüğüm anketlerde YENİ Parti yüzde 20-22, CHP ise yüzde 9-11 bandında.

Cumhuriyet Halk Partisinde olup YENİ Parti propagandası yapan, Cumhuriyet Halk Partisinde bulunup Cumhuriyet Halk Partisinin içini boşaltmaya ve partiyi çökertmeye çalışan bir anlayışın "yeni" olması mümkün değil. Olmaz. Mümkün değil böyle bir şey.

Bence dönem dönem anketler doğru sonuçlar verebilir. Ancak Cumhuriyet Halk Partisinin yüzde kaç oy aldığı benim için önemli değil. Cumhuriyet Halk Partisinin siyasetini yalnızca seçim kazanıp kazanmayacağına endekslemek de ucuz kahve siyasetidir. Cumhuriyet Halk Partisinin oyu gerçekten yüzde 3 ise o yüzde 3, benim açımdan yüzde 50,1'den daha kıymetlidir.

AK Parti, DSP ile ittifak yapıyor. DSP'nin oyu kaç? Binde 12. Meseleye sadece oy oranları üzerinden bakmak doğru değil. "Yüzde 3'lük CHP" şeklinde yapılan propaganda, Atatürk'ün emanetini çökertmeye yönelik bir anlayışa dönüşüyor. Atatürk'ün emanetini çökertmeye çalışırlarsa, o emaneti çökertenleri de günün sonunda birileri çökertir."