Anahtar Parti Genel Başkanı Yavuz Ağıralioğlu şu ifadeleri kullandı;
"Muhalefet partilerinin seçim istememesi veya erken seçim istememesi, "biz hazır değiliz" duygusu verebilir. Bu yüzden biz seçim isteriz. Niye seçim isteriz? Biz parti kurduk ve parti kurmuş olmak, memleketi daha iyi yönetebiliriz iddiası taşımak demektir. Biz memleketin kötü yönetildiğini ve daha iyisinin mümkün olduğunu düşündüğümüz için parti kurmuş oluyoruz.
Dolayısıyla muhalefet; memleketin bir an önce yönetimi nöbet etmekse nöbetini, hizmet etmekse hizmetini, devir teslimse memleket yönetim devir teslimini almak için seçim istiyoruz demek zorundadır. "Efendim ben seçim istemiyorum" denilmez ancak bu isteyen istediğini alamaz. Tayyip Bey’in siyasi pratiği ve iktidarın siyasi pratiği; seçime en avantajlı olduğu zamanda gitmeye, muhalefetin en zayıf olduğu zamanı kollamaya ve kendisinin toplumsal memnuniyeti en iyi yönetebileceği eşiklerde seçim kararı almaya onu mecbur edecektir.
Dolayısıyla biz seçim isteriz ama seçimin rasyonalitesi biraz şuna bağlıdır: Bu şartlarda hükümet seçime gitmek istemez. Bu geçim zorluğu, bu satın alma güçlüğü, bu hayat bozulması, bu yaşam konforunu kaybetmiş bu kadar memnuniyetsiz kitle, bu asgari ücret sınırında bu kadar insan, bu kadar yüksek faizde iş adamı, iş yapmak zorunda kalan bu kadar iş adamı, konkordato sırasında bir dünya firma, bu kadar icra takibinde dosya, bu kadar kredi kartı mağduru, bu kadar uyuşturucu madde bağımlılığı, bu "terörsüz Türkiye" denilen ve ne olduğunu henüz milletin anlamadığı ve toplumsal olarak bir türbülansa düştüğümüz bu alan...
Bu kadar belirsizliğin içinde hükümet seçime gitmez. Seçime giderse akıbetini iyi göremez. Bu yüzden seçime avantajlı olduğu bir zamanı kollayarak gitmek isteyecektir. Satın alma gücümüzü yükseltmeye, parayı biraz finansal olarak sahayı rahatlatacak şekilde kullanabilme imkanına; biraz işsizliği, biraz enflasyonu, biraz faizi ve toplumda memnuniyetsizlik sebebi olan "toparlanamıyoruz" duygusunu "Yahu herhalde düzeliyoruz"a dönüştürmek isteyeceklerdir. Bu yüzden muhalefet ister ama iktidar bu ara seçime gidemez bence. Avantajlı değiller. Umarım giderler; giderlerse biz hazırız.
CHP ve AK Parti arasında bir siyasi tahterevalli var. Bu adaylık süreçlerinin tartışılmasına bağlı olarak yaşadığımız şey çok can sıkıcı bir tekrar hâli aldı. Ben, Türk toplumunun bu tekrardan rahatsız olduğunu düşünüyorum. CHP seçmeninin de bundan rahatsız olduğunu düşünüyorum; AK Parti seçmeninin de yorgun olduğunu düşünüyorum.
Ben siyaseten Anahtar Parti olarak Cumhuriyet Halk Partisinin politik tercihlerini çok fazla konuşamam. Ekrem İmamoğlu adaylığı üzerinden yürütmek istediklerini bir kampanya var; bu onların bileceği bir iştir. Yani Cumhuriyet Halk Partisinin kendi iç meselesidir. Adaylığını cezaevinde olan Büyükşehir Belediye Başkanı üzerinden kodlamak onların takdiridir. Mevcut alternatifler içerisinde kiminle yürüyeceklerini onlar bilirler.
Ben Türkiye'nin meselelerini konuşmayı, "Kim cumhurbaşkanı olsun?" kampanyasından daha mühim görüyorum. Türkiye, dünyada çok mühim bir siyasi sıkışmışlığın içinde kaldı; etrafımız ateş çemberidir. Türkiye'nin halletmesi gereken sorunlar vardır. Memleketin 6 senedir enflasyonla mücadele programı var ama hedefleri tutmuyor. Orta vadeli program hedefleri ve enflasyon hedefleri tutmuyor. Gerçekleşen enflasyon ile hedeflenen enflasyon arasındaki makas açıklığı memnuniyetsizliğe sebep oluyor. Satın alma gücümüz çok düştü. Çok ciddi firmalarımızı yurt dışına kaçırıyoruz. Sermaye girişi yoktur ve finansal erişim zordur. Bu kadar yüksek faizde ayakta kalınmıyor.
Madde bağımlılığı neredeyse milli seferberlik emri altına alınacak düzeye geldi. Cumhurbaşkanlığı bu mevzuda inisiyatif kullanmak zorunda kaldı çünkü bu durum o kadar arttı. Küçücük ilçelerde bile yaş 10-11 yaşlarına düştü. Ölçülebilenin daha fazla olduğunu şuradan anlayabiliyoruz; ulaşılamayan ve krize sebep olacak şekilde kendisini ifşa edenleri sayabiliyoruz ancak ulaşılabilen ve kendisini kamufle edenleri sayamıyoruz. Dolayısıyla çok büyük bir problemimiz var.
Bu problemlerimizin hepsini üst üste koyduğumuzda "Kim cumhurbaşkanı olacak?" tartışmasından daha mühim olan şudur: Bu Türk milleti bundan daha iyisini hak ediyordu, yapabilir miydi? Türkiye Cumhuriyeti Devleti bu imkanlarla bundan çok daha büyük zenginliğe, bundan çok daha demokratik bir ülkeye ve bundan çok daha adil bir memlekete kavuşabilir miydi? Neyi yanlış yaptık ve ne eksik oldu da biz 2025 yılında bu münasebetsiz sorunlarla yaşıyoruz?
İş adamlarının her an tedirgin olduğu, esnafın siftah yapamaz olduğu, çocukların mezun olunca iş bulamadığı, imkan bulanların kaçmayı planladığı bir iklimdeyiz. Mezun olanların iş bulamadığı için madde bağımlılığının pençesinde kaybolduğu, üniversite mezunu çocuklarımızın kuryelik yapmak zorunda kaldığı, asgari ücret hattında emeklilerimizin artık otel odalarında resimlendiği bu berbat iklim nedir? Göçmenin sayısının bilinmediği, İstatistik Kurumu da dahil devletin kurumlarına itimadın kalmadığı, meşruiyet anlamında siyasetin bu kadar itibar kaybettiği ve Meclis'in bu kadar boşa düştüğü bu kadar meselemiz varken, ben cumhurbaşkanının kim olacağına odaklı çalışmaları birazcık millete hürmetsizlik sayarım.
Adaylık açıklaması konusuna gelince; bütün partilerin genel başkanları aksini beyan etmiyorlarsa doğal olarak cumhurbaşkanı namzetidirler. Eğer birisi hususiyetle "Ben cumhurbaşkanı adayı değilim." demiyorsa, aslında potansiyel olarak her partinin genel başkanı bir cihette memleketi yönetme iddiası taşır. Doğal aday odur ancak ergen hevesler gibi "Ben cumhurbaşkanı adayı olacağım." diye ortalığa düşmeye gerek yoktur. Siyasetin bir pratiği vardır ve bu pratik içerisinde bunu belirleyecek olan şey milletin size olan itibarı ve teveccühüdür. Sizin siyaset ufkuna milletin kalbinde bulduğu karşılıktır. Bunlar için zaman vardır ve kıvamını bulmak lazımdır. Bazen geç kalınmış söz acziyettir, bazen erken söz zillettir; dolayısıyla bunun ortasını ve kıvamını bulmak lazımdır.
Biz heveslerimize memleketi konu edecek insanlar değiliz. Biz memleketin hizmetini göreceğiz. Önümüzdeki dönem memleketin çözülmezse çocuklarımızın çok ağır yükü olacak sorunlarımız vardır ve bunları çözmeliyiz. Şimdi memleketimizin sorunları vardır; çözmezsek çocuklarımızın memleket sorunu olur. Şimdi vatanımızın sorunları vardır; çözersek çözeriz, çözemezsek çocuklarımızın vatan sorunu olur. Şimdi devletimizin sorunları vardır; devletimizin sorunlarını evvelallah çözeriz. Şayet biz çözemezsek çocuklarımızın devlet sorunu olur. O yüzden dikkatli, terbiyeli ve ciddi olmak lazımdır. Siyaset sululuk kaldırmaz; pespaye işlere heves etmeye gerek yoktur. Parti münakaşasıyla kaybedecek bir günü bile yoktur bu memleketin.
Odaklanacağımız şeyler vardır. Bu 2025 yılının karnesini önümüze alacağız. Bu 2025 yılının karnesini Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin ve Türk milletinin büyük potansiyeliyle mukayese edeceğiz. Sonra şuna karar vereceğiz: "Bu kadar olurdu, bundan daha iyisi olmazdı." diyorsak bırakacağız. Ama "Bu kadar olmazdı, bunun 5 katı, 10 katı olurdu." diyorsak ne gerekiyorsa onu yapacağız. Dolayısıyla Anahtar Parti kendi mesuliyetini doğru kodlamış bir partidir.
Biz bir parti münakaşasına, bir parti kavgasına, muhalefet ile iktidar arasındaki tahterevalli ve kayıkçı kavgasına su taşıyan bir yeni siyasi aktör değiliz. Biz memleketin sorunlarına odaklanmış, siyaseti nöbet değişimi gibi gören, "Bundan daha iyisi yapılabilmesi için biz daha iyisini yapabiliriz." iddiasıyla önümüzdeki döneme ivmelenen bir siyasi kadroyuz. Partimizi kuralı 1 yıl oldu ve iyi ivmeleniyoruz. Umuda yürüyoruz. Kimlik tartışmasından ve değer tartışmasından yorulmuş, ekalliyet işlerinden bunalmış memlekete diyoruz ki; 85 milyon kocaman bir aile ve kocaman bir memlekettir. İyi yetişmiş evlatları vardır. Her şeyi doğru yapabilseniz ve kaynaklarınızı doğru yönetseniz ülkeniz için büyük imkanlar vardır. Bunları organize etmek zorundayız.
Bunu hiç kimsenin şahsi kariyer planına kurban edemeyiz ve hiç kimsenin cumhurbaşkanlığı hesaplarına bu işleri alet edemeyiz. Ortada 85 milyonluk bir ülke, kocaman bir memleket ve evlatlarımız vardır. Kendilerine vatan ve devlet bırakacağımız evlatlarımız vardır. Onlara bulduğumuzdan daha iyi bir memleket bırakacaksak Anahtar Parti odaklandığı yeri biliyor demektir. Cumhuriyet Halk Partisi özelinde muhalefetin hali pürmelali genellikle "Kim cumhurbaşkanı olacak?" tartışmasına sıkışır. Geçen seçim ben İYİ Parti sürecinde bunu yaşadım. "Kim cumhurbaşkanı olacak?" tartışmasını engellemek için elimden geleni yaptım ama başaramadım.
Tayyip Bey kimi karşısına rakip istiyor tartışmasına harcayacak nefesim yoktur. Ben şöyle bakıyorum; Tayyip Bey'e ve siyasete odaklandığı şey şudur: "400'ü bulursak bir daha seçilebilir miyiz? 400'ü bulursak seçim imkanlarını referanduma gitmeden halledebilir miyiz? Biz 400'ü bulduktan sonraki süreci nasıl yöneteceğimize nasıl karar verebiliriz? Biz kiminle alabiliriz?" Bu tartışma alanını ben münasebetsiz bir tartışma alanı gibi görüyorum. Sebebi şudur: Sorunlarına çözüm bekleyen millet için kimin cumhurbaşkanı olacağı değil, cumhurbaşkanlığı makamında oturanın ne yapacağı önemlidir.
Ben cumhurbaşkanlığı makamını tarif etmeyi, yürütmeyi tarif etmeyi, iktidarın sorumluluklarını tarif etmeyi ve iktidarda olunca ne yapacağımızı anlatmayı, kimin cumhurbaşkanı olmasından çok daha mühim görüyorum. O yüzden bu tartışmaları, memleketin bu kadar sorunu varken millete hürmetsizlik olarak görüyorum. Arkadaşlarım da bir şeyler konuşacaklardır ama ben Anahtar Parti'yi ve arkadaşlarımı milletin sorunlarının rakibi olarak konumlandırıyorum. Anahtar Parti iktidarın düşmanı değildir ve siyasi hasımlık yapmıyor. Anahtar Parti hasımlık yapacaksa enflasyona, işsizliğe, faize, cezasızlık duygusuna ve adaletteki bozulmaya hasım olsun. Memleketin sorunlarına hasım olalım ama siyaseti hasımlıkla yapmayalım, hısımlıkla yapalım.
AK Parti'nin içinde de, CHP'de de, MHP'de de ve kenarda kalmış nice kıymetli evladı vardır bu memleketin. Şuna karar verelim: Türk milleti bundan daha iyisini yapabilir mi? Türk milletinin yetişmiş evlatlarından partili partisiz ayırmadan, o partili bu partili demeden, o mezhepten bu meşrepten demeden hak edenleri hak ettikleri mevkiye getirerek biz bugün bulduklarımızdan çok daha fazlasını bulabilir miyiz? Bu soruya Anahtar Parti olarak, Yavuz Ağıralioğlu olarak ben "Evet" diyorum. Ben Türk milletinin ve Sayın Cumhurbaşkanının 23 yıllık kudretli iktidarının bize yaşattıklarını gördüm. Diyorum ki: "Bu mu sizin yapacaklarınız? Bu kadar kudretinizle bu muydu?" Biz bundan daha fazlasına, daha fazla demokrasiye, daha fazla adalete ve daha yüksek gelire inanıyoruz. Gelir gider adaletsizliğinin daha az olduğu bir ülkeye inanıyoruz.
Bu kadar asgari ücretin olduğu, 56 milyon insanın asgari ücret hattında ve memleketin yüzde 75-80'inin yoksulluk sınırında yaşadığı bir memleketin 2025 yılında her yöneticisine utanç olduğunu düşünüyoruz. O yüzden siyaseti niçin dedikoduya ve magazine kurban vereceğiz? Biz milletin evlatlarıyız. Millet bizim niçin arkamızda duracak ve niçin partilerimize oy verecekler? Biz bilek güreşi ve siyasi parti münakaşası yaparken evlatlarımız sokak ortasında öldürülecek, çocuklarımız elimizden kayıp gidecek, beyin göçü vereceğiz, sanayicilerimiz batacak, işverenlerimiz sermaye kaybedecek ve insanlarımız yaşama sevincini kaybedecek; biz ise utanmadan oturup kimin cumhurbaşkanı olacağını mı konuşacağız? O yüzden biz sorumlu bir yerde siyaset yapacağız ve bu sorumluluğu her geçen gün milletin kalbine ve ufkuna sunacağız."