Eskişehir Baro Başkanı Barış Günaydın şu ifadeleri kullandı;

"Valimiz Hüseyin Aksoy’un özellikle sokakta dilencilik ve çocukların çalıştırılması konusunda yoğun ve kararlı bir çalışma yürüttüğünü görüyoruz. Bu son derece önemli bir mücadele. Özellikle çocukların bir araç olarak kullanılması meselesi, günün sonunda bireysel bir fiilden çok örgütlü suç niteliği taşıyor. Çocuğun kendi iradesine sahip olmadığı açık; bu nedenle sorumluluğun esas faillerde olması gerektiğini her zaman ifade ettik. Nitekim yeni düzenlemeyle, örgütlü suçlarda çocukların araç olarak kullanılmasının örgüt liderleri açısından cezayı ağırlaştırıcı bir unsur haline getirilmesini olumlu bir adım olarak değerlendirmiştim. Bu noktada çocukların suça alet edilmesine karşı yürütülen bu mücadeleyi destekliyoruz. Elbette beklentimiz, ceza adalet sisteminin gerçek failleri tespit edip hak ettikleri cezaları vermesi ve bu sürecin emniyet, ilgili kurumlar ve toplumun tüm kesimlerini kapsayan topyekûn, sosyolojik boyutu olan bir mücadele olarak ele alınmasıdır. Bu yönüyle Valimizin çalışmalarını gerçekten olumlu ve değerli buluyorum.

Eskişehir’de en çok işlenen suçlara dair elimizde net ve güncel istatistiki bir veri bulunmuyor. Bu tür veriler daha çok UYAP sistemi üzerinden değerlendirilebiliyor. Ancak genel gözlemimiz, dolandırıcılık suçlarının, özellikle de bilişim ve teknolojinin sunduğu imkânlar üzerinden işlenen suçların öne çıktığı yönünde. Bunun yanında ekonomik tabloyu da göz ardı edemeyiz. İcra dosyalarındaki artış, vatandaşların en temel sorununun geçim sıkıntısı olduğunu açıkça gösteriyor. Borcu olan yurttaş, pek çok alanda borç yükü altında kalıyor. Bu durum, yoksulluğun ve ekonomik darboğazın suçla olan doğrudan ilişkisini de ortaya koyuyor. Net veriler olmamakla birlikte, 2025 yılı boyunca bu tür suçların arttığına dair güçlü bir toplumsal hissiyat mevcut.

Benzer şekilde boşanma oranlarında da ciddi bir artış gözlemleniyor. Bunun da büyük ölçüde ekonomik nedenlere bağlı olduğunu söyleyebiliriz. Nafaka yükümlülüklerinin yerine getirilememesi, artan yaşam maliyetleri ve eşlerin birlikte yaşamı sürdürememesi gibi sebepler, toplumsal yapının birçok alanında kırılmalar yaşandığını gösteriyor.

2025 yılı boyunca en çok konuştuğumuz başlık ise ne yazık ki hukuk devleti ve hukuksuzluklar oldu. Hukuku konuştuk ama adaleti hissedemedik. Gazetecilerin, ifade özgürlüğünü kullananların, siyasi parti liderlerinin ve seçilmiş belediye başkanlarının tutuklanması; tutuklamanın bir tedbir olmaktan çıkıp adeta bir cezalandırma aracına dönüşmesi, hepimizi derinden yaralayan uygulamalar oldu. Bir hukuksuzluk biterken, bir yenisiyle karşılaştık. Baroların, özellikle İstanbul Barosu’nun yaşadığı süreç, ifade özgürlüğü, yaşam hakkı, kadına yönelik şiddet gibi temel alanlarda yaşanan sorunlar, toplumsal vicdanı sarsan davalar Narin cinayeti, Kartalkaya faciası gibi-hep adalet arayışını gündemde tuttu.

Bu nedenle 2026 yılı için en büyük temennim, hukuksuzlukları konuştuğumuz değil; adaleti gerçekten hissettiğimiz bir yıl olmasıdır. Hukukun üstünlüğünün yalnızca bir kavram olarak değil, gerçek anlamda yaşandığı; hukuk devletinin somut biçimde hissedildiği bir Türkiye özlemiyle adalet arayışımızı sürdüreceğiz."