SOL Genç adına konuşan Barlas Aksoku şu ifadeleri kullandı:
“Bugün burada gençliğin sorunlarından ve taleplerinden bahsetmek için bulunuyorum. Ne yazık ki bugün gençliğin yaşadığı sorunlar birkaç ekonomik sorundan ibaret değil. Çünkü genç olmak; okumak için çalışmak, geçinebilmek için borçlanmak ve geleceğini kurmak için güvencesiz yaşamak anlamına geliyor.
Ne yazık ki ben de bunun öznesi olarak çoğu zaman derslere gidemiyor, çalışmak zorunda kalıyorum.
AKP Türkiye’sinin okulları ticarethaneye çevirmesi, gençleri eğitim hakkından mahrum bırakarak onları birer ucuz iş gücü olarak görmesi, sigortasız işlerde çalışmaya mecbur bırakarak en temel eğitim hakkını elinden alması asla tesadüf değildir.
Bu rejim, bu ucuz işçilerini barınma hakkı adı altında 20-25 metrekarelik odalarda 6 kişi tutup onlara sadece yaşamaları için gerekli olan besinleri sağlıyor, bundan para alıyor. Üstelik kendinden olmayan insanları teker teker mimleyip yurtlardan atıyor.
Kirada kalan öğrenciler, emeklerinin karşılığı olan paranın büyük bir bölümünü kiralarına ödemek zorunda kalıyor.
Bir başka mesele ise üniversitelerdeki eğitimin kalitesizliği meselesi. Laik, bilimsel, anadilde eğitim taleplerimiz görmezden gelinmeye devam ediliyor.
Laik ve bilimsel eğitim istiyoruz. Çünkü eğitim sistemi, belirli dogmalara bağlı olan değil, bilimi esas alan bir yerden sorgulamayı, araştırmayı ve fikirlerini özgürce ifade etmeyi teşvik etmelidir.
Anadilde eğitim istiyoruz. Çünkü insanın kendisini en iyi ifade ettiği, dünyayı ilk öğrendiği dil üzerinden eğitim alması temel bir demokratik ve kültürel haktır. Bir gencin anadili, eğitim hayatında engel olamaz.
Üstelik bu mesele yalnızca kültürel bir mesele de değildir. Eğitimde eşitsizlik, sınıfsal eşitsizliği yeniden üretebiliyor. Parası olan daha iyi koşullara ulaşırken emekçi çocukları daha kötü koşullarda eğitim almak zorunda kalabiliyor.
O yüzden bizim eğitim talebimiz birkaç dersin değiştirilmesinden ibaret değil. Parasız, laik, bilimsel, nitelikli ve anadilde eğitime erişimin güvence altına alındığı bir eğitim düzeni istiyoruz.
Çünkü eğitim hakkı piyasaya, paraya veya kişinin doğduğu ailenin ekonomik durumuna göre belirlenmemelidir. Bir çocuğun hangi ailede doğduğu, onun geleceğini belirlememeli.
Bu taleplerimiz asla üniversitelerin nasıl yönetildiğinden bağımsız değildir. Üniversiteleri yalnızca derslerden, testlerden ve sınavlardan ibaret görmemeliyiz. Üniversiteler aynı zamanda özgür düşüncenin ve siyasetin alanıdır.
Özerk ve demokratik üniversiteler olmadan bir üniversiteye gerçekten üniversite demek mümkün değildir. Bugün rektörlerin Erdoğan tarafından atanması hukuksuzdur. Üniversiteler; okuyan, üreten gençlerin söz söylediği, akademisyenlerin özgürce araştırma yapabildiği, emekçilerin güvence altında çalıştığı yerler olmalıdır. Bilimin sermayenin değil, halkın ihtiyaçlarına göre üretildiği üniversiteler istiyoruz.
Üniversitelerde güvenceden söz ediyorsak öğrencilerin güven içinde eğitim görme hakkını da bunun dışında tutamayız. Geçtiğimiz günlerde liseli arkadaşlarımıza yönelik yaşanan saldırılar yalnızca bireysel öfkenin meselesi değildir; saray rejiminin yarattığı güvencesizliğin ve korku ikliminin bir sonucudur.
Bu rejim gençliği umutsuzluğa iterken silaha erişimi kolaylaştırıyor, ortaya çıkan şiddetin faturasını ise bireylere kesiyor.
Cumhuriyetin ilerici kazanımlarını birer birer tasfiye eden AKP faşizmine karşı, siyaseti sandığa sıkıştırmayan, örgütlü ve halkın birleşik muhalefeti yolunda hepimizin bir adım daha attığı, direniş eğilimlerini yan yana getirdiğimiz ortak bir mücadele hattını büyütmek bu çağın çağrısıdır.
Sandık tabii ki demokratik siyasetin araçlarından biridir fakat amaç olamaz. Toplumun siyasete katılımı, seçim gününden seçim gününe oy kullanmaya indirgenemez.
Öğrenci yurdunda, üniversitede, iş yerinde, mahallede ve sokakta halkın kendi sorunları etrafında örgütlenmesi gerekiyor.
Çünkü barınma sorununu yaşayan öğrencinin, güvencesiz çalışan gencin, düşük ücretle çalışan işçinin ve eğitim hakkı için mücadele eden herkesin talepleri birbirinden kopuk değil.
Son olarak bizler geleceğimizi asla sandıklara, patronlara, egemenlere, tepeden alınan kararlara ve bu karanlık tek adam rejimine teslim etmeyeceğiz.
Üniversitelerde, iş yerlerinde, sokaklarda, mahallelerde örgütlenecek; emeğin, bilimin, özgürlüğün ve halkın sözünün egemen olduğu bir düzen için yan yana mücadele edeceğiz. Çünkü halkın kurtuluşu, halkın kendi ellerindedir.”





