Adaletin Hukuku ve Parlamenter Demokrasi İdeali Derneği (AHPADİ) Derneği Başkanı Mehmet Ektaş şu ifadeleri kullandı;
"Boşanma konusundaki artışlar devam ediyor. Çünkü bu artışların birçok sosyolojik nedeni var. İnsanlar mutlu değiller. Evlendikleri için mutlu olmadıkları gibi, yaşadıkları hayattan da memnun değiller. Türkiye mutluluk endeksleri sıralamasında dünyanın en kötü performans gösteren ülkeleri arasında yer alıyor. Bu mutsuzluk işimizi, toplumla olan ilişkilerimizi, arkadaşlıklarımızı ve aile içindeki durumumuzu da etkiliyor. Maddi imkânsızlıklar mutsuzluğun en temel nedenlerinden biri. Türkiye’de kültürün şiddetle yoğrulmuş olması ve bu şiddet sarmalından kültürel olarak çıkılamamış olması da boşanmanın temel nedenleri arasında. Bu nedenlerle boşanma oranları giderek artmaya devam etmekte.
Evlenmek çok kolay ve ucuzken, boşanmak hem çok zor hem de pahalıdır. Bunun tersine dönmesi gerekir. Bu konularda adımlar atılırsa boşanma sayılarının daha da artacağını düşünüyorum. Ben boşanmanın da kolaylaştırılması gerektiğini savunanlardanım. Bir arada yaşamak istemeyen çiftleri devlet ya da hukuk zoruyla birlikte yaşamaya mecbur bırakmak, hem şiddetin artmasına hem de mutsuzluğun büyümesine neden olmaktadır.
Son zamanlarda sıkça duyduğumuz bir ifade var: “Düğün borcu bitmeden evlilikler bitiyor.” Ben avukatım. 30 ya da 40 gün süren evliliklerin ardından çok sayıda çekişmeli dava açıyorum. Bu şekilde devam eden birçok davamız hâlâ sürmekte.
Evlenen insanlar da çocuk yapmıyor deniliyor. Türkiye’de kamuda istihdam oranı yaklaşık %13’tür. Yani çalışanların yalnızca %13’ü kamuda istihdam edilmekte. Avrupa’da bu oran yaklaşık %25’tir. Norveç, Danimarka ve İsveç gibi Kuzey Avrupa ülkelerinde ise %30–35 seviyelerine çıkmaktadır. Bu ülkelerde neredeyse her üç çalışandan biri devlette çalışmakta. Bizde ise %13’lük oranın da büyük kısmı hizmet sektöründe. Üretim sektörü ağırlıklı değil. “Devlet üretim mi yapar?” anlayışıyla fabrikalar ve birçok kamu varlığı satılmıştı. Geçen gün ülkelerin nüfus yoğunluğu ile ilgili bir araştırma yaptım. Türkiye, nüfus yoğunluğu açısından 37. sıradadır ve ekonomimizin durumu ortadadır. Örneğin Japonya bizden daha geridedir. 217 ülke arasındaki sıralamada Norveç, Danimarka, Finlandiya ve İsveç gibi ülkeler 190. ya da 200. sıralarda yer almaktadır. Yani nüfus yoğunluğu arttıkça fakirlik de artmaktadır.
Dünyanın en zengin ekonomilerine baktığımızda, nüfus yoğunluğu yüksek olmayan; ancak üretim yapan, teknoloji geliştiren ve bunu adil şekilde dağıtan ülkeleri görüyoruz. Yani bu durumun nüfus fazlalığıyla doğrudan bir ilgisi yok. Ülkemizin kaynaklarını ve üretim biçimini düşündüğümüzde, nüfus artışı; yüksek teknoloji üreten ülkeler dışında kalan sermaye gruplarına ucuz iş gücü sağlamaktan başka bir amaca hizmet etmeyecek. Bizden daha fazla çocuk doğurmamızı isteyen anlayış, doğan çocukların ucuz iş gücü olarak kullanılmasını talep etmekte. Bu da elbette kabul edilebilir bir durum değil."





