Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası Eskişehir Şube Başkanı Bülent Yıldırım şu ifadeleri kullandı;

"Sağlık Bakanlığının yayımladığı tebliğde 1 Ocak 2026 itibarıyla sağlık kuruluşlarına giden kişilerin basamağına göre ücret ödemesiyle ilgili bir uygulama vardı. Buna yeniden değerlendirme, biz zam diyoruz, yaptılar. Birinci basamak, ikinci basamak dediğimiz şehir hastaneleri, Sağlık Bakanlığına bağlı poliklinikler, semt poliklinikleri, ağız ve diş sağlığı hastanelerinde 26 TL katkı katılım payı ödenecek. Üçüncü basamak ve ikinci basamak sağlık uygulama araştırma hastanelerinde de 60 TL katkı katılım payı ödemeye devam edecekler.

Resmi harçlara yapılan zamların %24-%25 olduğu, bütçede emekçilerin, emeklilerin ve çalışanların %10 artı %6 zamma reva görüldüğü bir koşulda emekçilerin bugüne kadar ödedikleri primler ve emeklilikle ilgili güvenceleri yok sayılmaktadır. Alım gücünün düştüğü ve yoksulluğun derinleştiği bir ortamda bu durum zulüm sayılabilecek bir uygulamadır. Mevcut durumda Sosyal Güvenlik Kurumları sağlıklı şekilde işletilmiş olsaydı, bugün hiçbir emekçiden katılım payı adı altında ücret talep edilmeden eşit ve ücretsiz sağlık hizmeti alması gerekirdi.

Biz de emekçiler olarak bunu savunuyoruz. Sağlık temel bir haktır ve ücretlendirilemez. Emeklilerin, engellilerin, yaşlıların ve kronik hastalığı olan insanların hastaneye gittiğinde ay sonu maaşlarından otomatik kesilen meblağlar çok yüksektir. Kronik hastalığı olan ve ayda 5-6 kere hastaneye gitmek zorunda kalan insanların maaşlarında %5 ile %10 arasında ciddi bir kayıp oluşmaktadır. Bu da yetmezmiş gibi randevu sistemi, hastaların hizmete ulaşması ve tetkik tedavilerini sürdürmesiyle ilgili sorunlar devam etmektedir. Özel hastanelerde taban ve tavan ücretlere hiçbir müdahale yapılmamaktadır.

Burada aslında 2026 yılı için planlanan şey emekçiden yana değil, sağlığın tamamen çalışanlardan ve emekçilerden finanse edildiği bir düzendir. Bu durum sermayenin özel sektöre kayması anlamına geliyor. İnsanların iyi bir sağlık hizmeti alabilmesi için yüklü bir ücret ödemesi gerekiyor. Bunun oluşabileceği bir ortam olmadığı için insanlar zor durumdadır ve bu kabul edilemez bir durumdur. Eşit ve ücretsiz sağlık hakkı kesin bir çizgi olarak belirlenmeliydi. En büyük sorunlardan biri budur ve bu sorun derinleşerek devam etmektedir.

2025 yılında devam eden sorunlar çözümlenmedi. 2026 bütçesinde sağlığa ayrılan payın arttığı şeklinde sayısal bir veri olmasına rağmen gerçek anlamda bir artış söz konusu değildir. Burada tercih sermayeden yana yapılmıştır; çalışanlar, emekçiler ve halk yok sayılmıştır. Dolayısıyla bu bütçe tamamen çalışanların ve hastaların finanse ettiği bir sistem üzerine kuruludur.

2025 yılında ve bugüne kadar sağlıkta şiddet, hekim göçü, çalışanların ve hastaların mutsuzluğu gibi sorunlar devam etmiştir. İnsanca yaşayacak ücret ve emekliliğe yansıyacak taban ücret talepleri karşılanmamıştır. Özellikle birinci basamak aile sağlığı merkezleri ve aile hekimliği çalışanları açısından taleplerimiz ve gündeme getirdiğimiz sorunlar çözüme kavuşturulmamıştır. Yeni bütçe yapısında bu sorunların daha da derinleşerek devam edeceği ortaya çıkmıştır.

Ülkenin sosyoekonomik durumu ile yoksulluk ve yoksunluğun arttığı bir ortamda sosyal hizmet emekçilerinin iş yükü sürekli artmaktadır. Yetersiz personel, farklı ücretler ve güvencesiz çalışma koşulları altında çalışanlar çok zor durumdadır. Sağlık ve sosyal hizmet çalışanları yoksulluk sınırının altında ücret almaya devam etmektedir. 2026 ortalamalarına baktığınızda da bu durum değişmemiştir. Ülkemizin jeopolitik durumu nedeniyle sürekli göç alması ve kontrolsüz göçün nüfus politikalarına getirdiği sorunlar sosyal hizmet emekçilerini de olumsuz etkilemektedir.

Bizler 2026 yılında ısrarla taleplerimize devam edeceğiz. Sağlıkta ve sosyal hizmette şiddete sıfır tolerans talebimiz çok önemlidir. 2025 yılında beyaz kodda rekor kırılmış ve %60’a yakın bir başvuru olmuştur. Caydırıcı temel bir yasa henüz planlanmamıştır. Yeterli personel alımı, yıpranma payının verilmesi ve emekliliğe yansıyacak tek kalem ücret taleplerimiz devam edecektir. Eşit, ücretsiz ve nitelikli sağlık ve sosyal hizmet talebimiz sürecektir.

Aslında 2025 yılı sağlık dediğimizde çevresel ve psikososyal yönden de topyekün değerlendirilmelidir. 2025 yılında çevreyle ilgili yıkıcı kararlar alınmış, mahkeme kararlarına rağmen vahşi madenciliğe devam edilmiştir. Doğamız talan edilmiş, yerel halkın talepleri ve kültürü yok sayılmıştır. Gıda denetimi ve iş sağlığı güvenliği denetimlerinin eksikliği sağlığımızı olumsuz etkilemektedir. Son olarak yaşadığımız gıda zehirlenmeleri ve iş yeri denetimlerinde ortaya çıkan eksiklikler tüm halkımızı ilgilendirmektedir. Yetersiz ücret ve yoksulluk sağlığı her yönden olumsuz etkileyen en temel durumlardır. Bu koşulların düzelmesi durumunda halkımız daha sağlıklı koşullarda olacaktır diye düşünüyorum."