Anahtar Parti Eskişehir İl Başkanı Çağlar Ölce şu ifadeleri kullandı;

"Kuralların egemen olduğu ülkelerde işler böyle yürümez. Kuralların değil, keyfiliğin belirleyici olduğu bir düzende ise tablo şuna dönüşür. Önce görmezden gelen, sonra cezalandıran, ardından affeden bir yönetim anlayışı ortaya çıkar.

Ne 3194 sayılı İmar Kanunu’nda ne de 5403 sayılı Toprak Koruma Kanunu’nda adı ve tanımı bulunan “hobi bahçeleri” meselesi, bugün basında ve kamuoyunda tartışıldığı haliyle bir hukuk meselesi değil; açık bir yönetim ve sorumluluk krizidir.

Bugün yaşanan tablo nettir. Yapılırken ve kullanılırken yıllarca göz yumulan, denetlenmeyen, hatta elektrik ve su gibi altyapılar götürülerek fiilen meşrulaştırılan bir yapılaşma modeli, bugün bir anda “kaçak” ilan edilerek yıkım konusu yapılmaktadır.

Buradan açık bir soru soruyoruz. Devletin tüm mekanizmalarını yönetme yetkisini elinde bulunduran hükümet bu süreçte neredeydi?

5403 sayılı Toprak Koruma Kanunu yeni değildir. Yönetmelikleriyle birlikte her aşaması açık ve nettir. Kurallar bugün konulmuş değildir.

Bu kanun hangi alanlarda ne yapılacağını, hangi yapıların mümkün olduğunu, izinleri hangi kurumların vereceğini açıkça tanımlamaktadır.

O halde bu süreçte görevini kim yapmamıştır?

Kaymakam mı? Vali mi? Belediye mi?

Konu bugün bakanlık eliyle yıkım aşamasına geldiyse, bu sadece vatandaşın hatası olarak görülebilir mi?

Vatandaş suçlu ilan edilirken, görev ve yetkisini kullanmayanların sorumluluğu yok mudur?

Şu soruların da cevabı verilmelidir:

Bu araziler bölünürken neredeydiniz?

Satışlar yapılırken neredeydiniz?

Elektrik ve su bağlanırken neredeydiniz?

İnsanlar birikimlerini buraya yatırırken neden sessiz kalındı?

Bugün tüm sorumluluğu vatandaşa yüklemek hukuken mümkün olabilir; ancak vicdanen doğru değildir.

Ortada iki temel gerçek vardır:

Birincisi, tarım arazilerinin korunması zorunludur.

İkincisi, bu alanlardaki yapılaşma yıllar süren denetimsizlik ve siyasi tercihler sonucu büyümüştür.

Dolayısıyla mesele yalnızca “kaçak yapılaşma” değil, gecikmiş devlet aklıdır.

Ülkemizde fiili bir yönetim pratiği oluşmuştur:

Önce görmezden gelmek, sonra büyümesine izin vermek, ardından cezalandırmak, son olarak da seçim dönemlerinde affetmek.

Bu anlayış ne sağlıklı bir devlet anlayışıdır ne de tutarlı bir yönetim biçimidir. Bu, sorumsuzluğun kurumsallaşmış halidir.

Biz diyoruz ki tarım arazileri korunmalıdır. Plansız yapılaşma durdurulmalıdır. Ancak vatandaş üzerinden “gecikmiş devlet refleksi” uygulanamaz.

Devletin görevi; sonradan yıkmak değil, en baştan doğruyu inşa etmektir. Bu meseleyi yasak, ceza ve af döngüsünden çıkarmak gerekir.

Bunun yerine insanların doğayla temas, üretim ve nefes alma ihtiyacını gözeten,
planlı, denetimli ve sürdürülebilir kullanım modelleri oluşturan,
mülkiyet yerine kullanım hakkı temelli çözümler üreten bir sistem hayata geçirilmelidir.

Bugün vatandaşın karşısına yıkım kararıyla çıkmak kolaydır. Zor olan ise zamanında planlamak, zamanında denetlemek, kanunları zamanında ve doğru şekilde uygulamaktır. Biz kolay olanı değil, doğru olanı savunuyoruz."