Çamur at izi kalsın ile nereye kadar; Eskişehir Tapu ve Kadastro 17. Bölge Müdürü Cevdet Kılıç iddialarının gerçekleri

İddia ile hüküm arasındaki çizgi, hukuk devletlerinde nettir. Ancak uygulamada bu çizginin çoğu zaman bulanıklaştırıldığına tanıklık ediyoruz.

Abone Ol

Eskişehir Tapu ve Kadastro Bölge Müdürlüğü görevini yürütmüş olan Cevdet Kılıç hakkında 2023 yılı içerisinde kamuoyuna yansıyan iddialar da bu çerçevede değerlendirilmesi gereken somut bir örnek niteliğindedir. Söz konusu süreçte; usulsüz lojman satın alma, 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu kapsamında disiplin ihlalleri ve “mobbing” olarak nitelendirilen uygulamalar ile görevin kötüye kullanılması gibi ağır isnatlar ileri sürülmüş; ayrıca ilgilinin görevden ele çektirildiği ve cezalandırıldığı yönünde gerçeği yansıtmayan değerlendirmeler yapılmıştır.

Oysa iddialara konu tüm hususlar hakkında yürütülen adli ve idari süreçler tamamlanmış olup, ortaya çıkan hukuki tablo oldukça açıktır.

Usulsüz lojman satın alma iddiası bakımından; Eskişehir Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 2023/34159 soruşturma numaralı dosyasında, 17.09.2024 tarih ve 2024/22886 karar sayılı “Kovuşturmaya Yer Olmadığına Dair Karar” tesis edilmiştir. Ceza muhakemesi hukuku bakımından bu karar, isnat edilen fiilin suç teşkil etmediği veya yeterli şüphe oluşturacak delilin bulunmadığı anlamına gelmektedir. Nitekim aynı yönde Eskişehir Valiliği tarafından tesis edilen idari işlemlerle Bakanlığın görüşü de herhangi bir kamu zararı ya da usulsüzlük tespit edilmediği ortaya konulmuştur.

“Mobbing” iddiaları yönünden ise; bir personel tarafından ileri sürülen 12 ayrı başlık altındaki şikâyetler, Türkiye Cumhuriyeti Kamu Denetçiliği Kurumu’nun (Ombudsmanlık) 06.06.2023 tarihli ve 2023/6927 sayılı kararı ile reddedilmiştir. Anılan kararda, idare tarafından tesis edilen işlemlerin “iyi yönetim ilkeleri” kapsamında değerlendirilmesi gerektiği vurgulanmıştır.

Bununla birlikte aynı iddialar ile ilave bir takım iddialar tekrar şikayet konusu edildiğinden idari ve yargı mercileri tarafından da incelenmiştir. Teftiş Kurulu Başkanlığı’nın 29.03.2024 tarihli soruşturma raporu ile Danıştay 12. Dairesi’nin 2022/5750 esas sayılı dosyasında verilen 07.12.2023 tarihli yürütmenin durdurulmasına ilişkin karar ve Bursa Bölge İdare Mahkemesi’nin 03.05.2024 tarih, 2024/9 esas ve 2024/7 karar sayılı kesin nitelikteki ilamı birlikte değerlendirildiğinde; idare tarafından tesis edilen işlemlerin “mobbing” olarak nitelendirilemeyeceği, aksine hizmet gerekleri ve kamu yararı çerçevesinde gerçekleştirilen kurumsal tasarruflar olduğu hukuken ortaya konulmuştur.

Görevden el çektirme, hukuken görevden uzaklaştırma ya da açığa alınma biçimidir. Bu iddia kavramsal bir eksiklik olup, 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 137 ve devamı maddeleri kapsamında değerlendirilmelidir. Zira görevden el çektirmenin hukuki karşılığı olan açığa alınma yada görevden uzaklaştırma, kanunda açıkça düzenlenmiş geçici bir tedbir olup somut olayda bu yönde tesis edilmiş herhangi bir işlem bulunmamaktadır.

Buna karşılık, ilgilinin Genel Müdürlüğe yapılan geçici görevlendirmeleri yargı denetimine konu edilmiş; Bursa Bölge İdare Mahkemesi 3. Dava Dairesi’nin 2025/1351 esas ve 2025/1551 karar sayılı, 31.10.2025 tarihli kararı ile Eskişehir 2. İdare Mahkemesi’nin 2024/776 esas sayılı dosyasında verilen karar doğrultusunda söz konusu işlemler iptal edilmiştir. Bu husus, idari işlemlerin yargı denetimine tabi olduğu ve hukuka aykırı bulunan tasarrufların ortadan kaldırıldığını göstermesi bakımından önemlidir.

Öte yandan, tesis edilen uyarma disiplin cezası da Eskişehir 2. İdare Mahkemesi’nin 30.07.2025 tarihli, 2024/1180 esas ve 2025/1052 Karar Sayılı dosyasındaki kararla iptal edilmiş; böylece ilgilinin özlük dosyasında kesinleşmiş herhangi bir disiplin cezası kalmamıştır.

Kamuoyuna “kişisel müdahale” şeklinde yansıyan öğretmenlere yönelik işlemler bakımından ise; Eskişehir Valiliği (İl Milli Eğitim Müdürlüğü) tarafından 04.11.2025 tarihli ve 2504543674 sayılı CİMER başvurusuna verilen cevapta, söz konusu işlemlerin müfettiş raporları ve valilik makamının tesis ettiği idari kararlar doğrultusunda gerçekleştirildiği açıkça ifade edilmiştir.

Tüm bu veriler birlikte değerlendirildiğinde; başlangıçta ileri sürülen iddiaların, henüz inceleme aşamasındayken kamuoyuna kesinlik atfedilerek sunulduğu, ancak tamamlanan adli ve idari süreçler sonucunda bu isnatların hukuki dayanaktan yoksun olduğunun ortaya çıktığı anlaşılmaktadır.

Hukuk devleti ilkesinin temel unsurlarından biri, “masumiyet karinesi” dir. Bu ilke uyarınca, hakkında kesinleşmiş bir yargı kararı bulunmadıkça hiç kimse suçlu ilan edilemez. Aynı şekilde, idari süreçler tamamlanmadan yapılan kategorik değerlendirmeler de hukuki güvenlik ilkesini zedelemektedir. Vicdani ve etik değildir.

Bu dosya; iddia, inceleme ve hüküm süreçlerinin birbirinden ayrılması gerektiğini, yargı kararlarının belirleyici olduğunu ve kamuoyunun doğru bilgilendirilmesinin ancak hukuki gerçeklik üzerinden mümkün olabileceğini bir kez daha ortaya koymaktadır.”