Eskişehir Ekoloji Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Cevat Aydemir şu ifadeleri kullandı:
"Biz, Eskişehir Doğa ve Yaşam Platformu olarak Alpagut ve Atalan'da 2,5 yıldır madene karşı mücadele ediyoruz. Bu süreçte nelerle karşılaştık? Aslında yaşananları toplumun hafızasında yeniden canlandırmak, o günleri bir kez daha hatırlatmak gerektiğini düşünüyorum. Bu nedenle basın toplantımıza başlamadan önce birkaç konuya değinmek istiyorum.
Mihalgazi Belediye Başkanı Zeynep Hanım, o günlerde halkı, Alpagut halkını ve belediye çalışanlarını sosyal medya üzerinden, trol hesaplar aracılığıyla üzerimize yönlendirerek bizi karalamaya ve hakkımızda olumsuz bir algı oluşturmaya çalıştı.
Biliyorsunuz, 15 Ağustos 2024 tarihinde halkın katılım toplantısı yapılmıştı. Bu toplantıdan yalnızca bir gün önce Cengiz Holding'in başmühendisi, Alpagut'taki bir köylüyü jandarma komutanının yanında ölümle tehdit etti.
Peki, bu süreçte ne oldu? Hiçbir şey olmadı. Hiç kimse hakkında işlem yapılmadı. Cengiz Holding o gün de AKP iktidarı ve kamu kurumları tarafından korunuyordu, bugün de korunuyor.
O dönemde bir başka olay daha yaşandı. Dönemin Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği İl Müdürü İlbet Çelik, hem Eskişehir Doğa ve Yaşam Platformu üyelerini hem de toprağına, ormanına ve suyuna sahip çıkmak isteyen yöre halkını, ayrıca şehirden bölgeye destek vermek için gelen insanları terörist ilan etmişti.
Bunu yaparken AKP'nin il ve ilçe yönetimleriyle birlikte hareket ettiler. O dönemde basına da yansıyan, "İki otobüs terörist geldi." şeklinde ifadeler duyduk.
Bugün geldiğimiz noktada kimin vatanını daha çok sevdiği, kimin toprağına sahip çıktığı ve kimin bu ülkeye daha fazla bağlı olduğu gün gibi ortadadır.
O dönem il müdürü hakkında Eskişehir Valiliğinden soruşturma izni talep etmiştik. Ne yazık ki dönemin valisi, bir bürokrat hakkında soruşturma izni vermekten kaçındı.
Dönemin valisi bugün görevde değil. Dönemin il müdürü de görevde değil. Ama biz hâlâ buradayız. Bu ülkenin ve bu şehrin topraklarını vahşi madenciliğe, yağma ve talan projelerine teslim etmemek için canla başla mücadele ediyoruz.
Hatırlarsanız geçmişte "Altın meselesi millî mücadelemizdir." diyen bir yapı vardı. Bu söylem sokaklarda ve basın aracılığıyla sık sık gündeme getirildi. Biz de bu süreçte suç duyurularında bulunduk.
Ancak dağıtılan broşürlerle ilgili ne Eskişehir Valiliği ne Emniyet Müdürlüğü ne de başka bir kamu kurumu, bu broşürleri dağıtan firma hakkında herhangi bir soruşturma başlattı.
Peki, o broşürlerde neler yazıyordu? Siyanürlü altın madenciliğine ilişkin, bize göre tamamı içi boş ve halkı yanıltıcı bilgiler yer alıyordu.
Biz bu içerikleri hem Eskişehir'de hem Ankara'da hem de Türkiye Büyük Millet Meclisinde defalarca gündeme getirdik. Ne yazık ki herhangi bir adım atılmadı.
Ayrıca Cengiz Holding, adının yıpranması nedeniyle bir gece ansızın şirketin adını Montan olarak değiştirdi. Neden? Biz bunun da yeni bir algı oluşturmak amacıyla yapıldığını düşünüyoruz.
O dönemde başka tespitlerimiz de vardı. Şirketin kapı kapı dolaşarak zarflar içerisinde market alışveriş kartları dağıttığını belirledik.
Bir taraftan Cengiz Holding'in başmühendisi Alpagut halkını ölümle tehdit ederken diğer taraftan aynı halka alışveriş kartları dağıtılıyordu. Maden şirketinin yaklaşımındaki çelişki tam da buydu.
Bütün bunlara rağmen mücadelemizden vazgeçmedik.
Mihalgazi Belediye Başkanı'nın Alpagutlulara, "Eğer madene karşı çıkarsanız size doğal gaz vermem." demesine rağmen vazgeçmedik.
Sosyal medya ve basın üzerinden yürütülen karalama kampanyalarına rağmen vazgeçmedik. Belediye başkanının şirket ile halk arasında aracılık yapmasına, arazilerin satışı konusunda yaşanan bütün olumsuzluklara rağmen davamızdan geri adım atmadık.
Çünkü biz bu davayı kazanacağımızı biliyoruz. Bu mücadelede haklı olduğumuza inanıyoruz. Doğru yolda olduğumuzu biliyoruz.
Mihalgazi, Sarıcakaya ve Alpagut bölgesi, ülkemizin en verimli ve bereketli tarım alanlarından biridir. Bu bölgede yılda 10-12 kez ürün alınabiliyor.
Ancak ülkeyi yönetenler, bu verimli toprakları maden şirketlerine peşkeş çekmekten çekinmiyorlar.
Üstelik bunun için özel olarak yasal düzenlemeler yaptılar. Maden şirketlerinin önünü açmak amacıyla 2025 yılında Maden Kanunu'nu değiştirdiler. Çünkü şirketlerin ve holdinglerin bu yönde talepleri vardı.
Bir başka önemli konuya daha değinmek istiyorum.
Az önce sözünü ettiğimiz Cengiz Holding, ne yazık ki kasım ayında Antalya'da yapılacak COP31 İklim Zirvesi'nin bileşenlerinden ve sponsorlarından biri oldu. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı ile birlikte bu organizasyonda yer alıyor. Başka maden şirketleri de bulunuyor.
Biz bunları duyduğumuzda elbette üzülüyoruz. Ancak mücadelemizi salonlarda, sokaklarda, köylerde, maden ocaklarında ve adliye koridorlarında sürdürmeye devam ediyoruz.
Antalya'daki iklim zirvesinde de olacağız. Orada da bu durumu protesto edeceğiz.
Çünkü doğayı, ormanları ve su kaynaklarını tahrip eden, AKP iktidarından aldıkları güçle büyüyen, ormanlarımızı ve tarım alanlarımızı işgal eden, halkı küçük miktarlardaki paralar karşılığında arsasını, arazisini ve tarlasını satmaya zorlayan şirketlerin, devleti de yanlarına alarak iklim krizinin çözümüne katkı sunabileceklerine inanmıyoruz.
Bu şirketlerin iklim krizi konusunda söyleyebilecekleri tek bir söz olduğunu düşünmüyoruz.
Aynı şekilde Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum'un da orada ne söyleyeceğini merak ediyoruz.
Ülkenin en verimli topraklarının şirketlere peşkeş çekilmesinde birinci derecede sorumluluğu bulunduğunu düşündüğümüz Bakan Murat Kurum, o kürsülerde ve salonlarda iklim kriziyle ilgili ne anlatacak? Hangi hedeflerden söz edecek? Nasıl bir çözüm ortaya koyacak?
Bunu merakla bekliyoruz.
Ancak ne olursa olsun, biz toprağımızı, ormanlarımızı, suyumuzu ve yaşam alanlarımızı korumak için mücadelemize devam edeceğiz."





