Eskişehir Kalkınma Platformu programında konuşan Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz şu ifadeleri kullandı;

"Bugün Eskişehir'de sizlerle birlikte bulunmaktan büyük bir mutluluk duyuyorum. Az önce Sayın Valimiz, Sayın Bakanımız söylediler. Eskişehir çok köklü bir şehir. Adından da anlaşılacağı üzere kadim bir şehir. Tarihten büyük değerler taşıyan bir şehir. Yunus Emrelerin, Nasreddin Hocaların şehri, Anadolu'nun insan odaklı kültüründe çok önemli rolü olan bir şehrimiz. Aynı şekilde Osmanlı'nın kuruluşunda ve Cumhuriyetimizin kuruluşunda merkezi rol oynamış bir şehrimiz. İnanıyoruz ki Türkiye Yüzyılı'nın da öncü şehirlerinden olacak Eskişehir. Böyle bir şehirde sizlerle bir araya gelmiş olmaktan büyük bir mutluluk duyuyorum.

Bugün sizlerle bir istişare toplantısı yapacağız. Bu açılış konuşmalarından sonra asıl sözü siz alacaksınız. Biz sizi dinleyeceğiz. Görüşlerinizi, eleştirilerinizi, değerlendirmelerinizi almış olacağız. Her gittiğimiz yerde bunu yapmaya gayret ediyoruz. Hem genelde hem de yerelde istişare ile politikalarımızı belirleme ve uygulama anlayışıyla hareket ediyoruz. Tam da bugünlerde orta vadeli programımızı güncelleme çalışmalarımız var. İnanıyorum ki buradaki fikirler sadece Eskişehir ile ilgili değil, genel ekonomik politikalarımız açısından da bizlere yol gösterici olacaktır. Bunu da ifade etmek isterim.

Dünyanın, bölgemizin çok büyük değişimlerden, dönüşümlerden geçtiği bir dönemdeyiz. Bir taraftan artan jeopolitik gerilimler var. Diğer taraftan ticaret savaşları var dünyada. Uzak Doğu'da yükselen yeni üretim güçleri, bunun doğurduğu yeni rekabet ortamı söz konusu. Dolayısıyla belirsizliklerin, karmaşanın yükseldiği bir dönemdeyiz. Risklerin arttığı bir dönemdeyiz. Bunu hepimizin çok iyi analiz etmesi gerekiyor.

Bu jeopolitik gelişmeler, ticaretteki bu içe kapanmacı eğilimlerin güçlendiği dönemle birlikte teknolojik dönüşümün de hızlandığı bir dönemdir. Dijitalleşme başta olmak üzere yapay zeka, diğer birtakım teknolojik alanlar, yeşil ve dijital dönüşümün yine merkezi bir eğilim olarak tüm dünyada tartışıldığı bir dönemdeyiz. Dolayısıyla Türkiye'yi değerlendirirken hem genelde hem yerelde, dünyanın da bölgemizin şartlarını, gidişatını çok iyi analiz etmemiz gerekiyor. Bunlarla birlikte kendi politikalarımızı yine şekillendirmemiz gerekiyor. İnanıyorum ki bu karmaşık dönemde kendi istikrarını koruyan, doğru politikalar izleyen, kararlı politikalar izleyen ülkeler bu sürecin sonunda çok daha iyi bir noktaya gelecek. Bunu yapamayan ülkeler ise maalesef ağır bedeller ödeyecekler. Böyle bir riskli dönemdeyiz. Özellikle bu dönemde birlik beraberlik içinde hareket etmek, istikrarı korumak, doğru politikaları etkili bir şekilde hayata geçirmek eskisinden de önemli hale gelmiş durumdadır.

Dünya büyümesi ve dünya ticareti tarihi ortalamalarının altında seyrediyor. Özellikle bizim temel pazarımız olan Avrupa Birliği maalesef uzun bir süredir %0'lar, %1'ler civarında bir büyüme performansı sergiliyor. Böyle bir ortamda bizim Türkiye olarak politikalarımızı çok daha güçlü bir şekilde hayata geçirmemiz çok çok önemli.

Son birkaç yıldır önemli gelişmeler sağladık. Her şeyden önemlisi 11 ilimizde büyük bir yıkıma neden olan depremi bu yıl aşağı yukarı artık toparlamış oluyoruz. Belki gelecek seneye ufak tefek bir şeyler kalacak ama asıl büyük maliyeti bu yıl bitirmiş oluyoruz. 450000'den fazla konut biliyorsunuz yapıldı çok kısa bir sürede. Ama sadece konuttan ibaret değildi deprem bölgesindeki çalışmalar. Yollardan organize sanayi bölgelerine, hastanelerden okullara koca bir bölge yeniden inşa edilmiş oldu.

Bu yıl sonu itibarıyla 105 milyar dolar civarında bir maliyet oluşmuş olacak. Çok şükür Türkiye Cumhuriyeti, Cumhurbaşkanımızın dirayetli yönetiminde, bütçesini çok akıllıca, disiplinli bir şekilde kullanarak bu büyük yükün altından kalkmıştır. Bunu herkes yapamaz, bu tür ülkeler başaramaz. Görenler de yurt dışından gelenler de bunu hakikaten büyük bir takdirle takip ediyorlar. Çok şükür bunu artık bu sene itibarıyla bu yükten ülke olarak çıkışı sağlayacağımızı söyleyebilirim.

Kur korumalı mevduatı yine bu süreçte tamamen bitirdik. Merkez Bankamızın rezervlerinde ciddi artışlar oldu. Her ne kadar son dönemde savaşın etkisiyle bir miktar gerilemiş olsa da 7 Ağustos itibarıyla 178,4 milyar dolarlık bir rezervimiz söz konusu. Bundan da daha büyük bir rezerv milletimizde var. Onu maalesef bilançolara yansıtamıyoruz. Vatandaşın yastık altında tuttuğu dolarlar, altınlar... Keşke bunlar daha fazla sisteme girse, o zaman Türkiye'nin risk primi de çok daha aşağılara inecektir. Bizim bir resmi rezervimiz var, bir de milletimizin rezervi var. Bu rezerv çok daha büyük aslında. Ama bunu maalesef önemli oranda yansıtamıyoruz. Bundan dolayı da farklı algılar oluşabiliyor küresel düzeyde. İnşallah bunlar da daha fazla sisteme girerek ülkemizin risk primini düşürücü etki yaparlar, üretken bir şekilde kullanılırlar.

CDS dediğimiz ülke risk primimiz birkaç yıl önce 700'lere kadar çıkmıştı. Şu an 220'ler civarında. İşte bir ara hatta 200'ün altına doğru geliyordu ama bölgedeki savaş biraz onu yukarı itti. 220 civarında CDS dediğimiz risk primimiz var. Bu niye önemli? Gerek kamu gerek özel sektör yurt dışından borçlanırken ödediği faizi doğrudan etkileyen bir hadise bu. Bunun düşmesi dolar bazında, euro bazında, neyse döviz bazında maliyetleri, faiz maliyetlerini aşağıya çekmiş oluyor.

Bütçe açığımız ve cari açığımız yönetilebilir seviyelerde. Geçen yıl bu depremle ilgili harcamalara rağmen bütçe açığımızın milli gelire oranı %2,9 olarak gerçekleşti. Avrupa Birliği'nde %3 kuralı var biliyorsunuz Maastricht kriteri. Birçok Avrupa ülkesi şu anda buna uymuyor, bunu gerçekleştiremiyor. Ama Türkiye Cumhuriyeti bunu başardı. Geçen yıl itibarıyla %3'ün altında bir bütçe açığıyla kapatmış oldu. Bazen hani olabiliyor siyasette, şeyde tartışmalar. Nominal rakamlar üzerinden birtakım değerlendirmeler yapılıyor. Ama ekonomide asıl olan oransal değerlendirmelerdir. Nominal rakamlar elbette büyüyor. Ama milli gelirimiz ne, milli gelire oranla neredesiniz, buna bakmak lazım. %3'ün altında şu anda bir geçen yıl itibarıyla bütçe açığımız var.

Cari açığımız geçen yıl %2'nin altında geldi, 1,9. Bu da birkaç sene önce %5'ler, 6'lar civarındaydı. Dolayısıyla ciddi anlamda cari açığımızın da geriye geldiğini, çok daha yönetilebilir seviyeye geldiğini söyleyebilirim. Son dönemdeki savaş ve bunun enerji maliyetleri üzerindeki etkisi bu sene bir miktar cari açığımızı artıracak ama yine yönetilebilir bir seviyede kalacağına inanıyorum.

Geçen yıl %3,6 büyüdük. Bu büyümeyi, geçen yılki %3,6'lık büyümeyi, tarımda uzun zamandır yaşadığımız en kötü yıl olduğu halde başardık. Hem don hem kuraklık oldu geçen sene. Dolayısıyla tarım sektörümüzde ciddi bir küçülme oldu. Bu sene çok şükür bereketli bir sene. Bu sene tam aksine tarım, büyümemize inşallah güç katacak. Ama geçen sene büyümemizi olumsuz etkiledi. Buna rağmen %3,6 büyümüş olduk. Hizmetlerden sanayiye büyümemizi gerçekleştirdik.

Son 6 yıla baktığınızda, yani 2020-2025 dönemi. Hani dünyanın halini de az önce kısaca bir arz etmeye çalıştım. Bütün dünya ekonomisi son 6 yılda kümülatif olarak, yani birikimli olarak %19 büyümüş. 2020'de 100 ise geçen yıl 119 olmuş dünya ekonomisi. Türkiye ekonomisi aynı dönemde 100 iken 135 olmuş. %35 kümülatif bir büyüme sağlamış. Kapasitesini arttırmış. Özellikle pandemi döneminde tezgahı dağıtmamamız ve akılcı politikalar izlememizin bunda ciddi etkisi var. Büyüme ve yatırımlarla Türkiye artık kapasite olarak belli bir seviyeye gelmiş durumda. Bunu da korumaya, geliştirmeye çalışıyoruz.

Bu jeopolitik gerilimlere, ticari korumacılığa, zayıf dış talep koşullarına rağmen ihracatımız şu anda Cumhuriyet tarihimizin en yüksek noktasında. 2026 Temmuz ayı yıllıklandırılmış ihracatımız, yani Temmuz ayından itibaren 12 ay geriye gidip hesapladığımızda, 278 milyar doları bulmuş durumda. Buna tabii hizmet ihracatımızı da ilave ettiğimizde 401 milyar dolarlık bir ihracata varan ülke haline gelmiş durumdayız. Mal ihracatı var, bir de turizm başta olmak üzere hizmet ihracatı var malum. Dolayısıyla ikisini topladığımızda ilk defa 400 milyar dolar sınırını bu sene aşmış durumdayız.

İşsizliğimiz tarihi düşük seviyelerde. Haziran'da %7,6 oldu. İlk çeyrekte de yine %8'in altında. Bu işsizlik istatistiklerimizin tutulmaya başladığı mevcut yöntemle, 2005'ten itibaren seriye baktığımızda en düşük seviyesi. İşsizlikte de oldukça iyi bir noktadayız ve kadın işsizliğini, genç işsizliğini özellikle azaltmak için etkili politikalar izlemeye devam ediyoruz.

Ancak şöyle bir sorunumuz var, atıl iş gücü. Yani bütün dünyada işsizliği ölçerken gidip soruyorlar. Bu bize özgü bir şey değil, bütün dünyanın uyguladığı yöntem. Birleşmiş Milletler'in, Eurostat'ın yöntemi, TÜİK de aynısını kullanıyor. İş aramıyorsa bir insan, böyle bir çaba içinde değilse işsiz kabul edilmiyor. Bütün dünyada bu böyle. Ama biz istiyoruz ki bu iş aramayan insanların sayısı da azalsın. Atıl iş gücü diyoruz buna. Daha fazla insan iş gücü piyasasına girsin ki kalkınmamıza çok daha güçlü bir destek olsun. Orta Vadeli Programımızda ilk defa bu konuları geçen yıl bir bölüm olarak koyduk. Bu yıl da daha detaylı ele alacağız.

Burada özellikle kadınlara dönük çocuk bakım hizmetlerinin çok önemli olduğunu düşünüyoruz. İllerde buna bir bakılmasında fayda var. Çocuk bakım hizmetleri çok önemlidir. Diğer taraftan tabii mesleki eğitim meselesi yine çok önemli. Bunların da ötesinde daha genel anlamda üretmenin, emek sarf etmenin değerini toplumda hep birlikte işlememiz çok önemli. Üretmek değerli bir şeydir, onurlu bir şeydir. Üretim içinde olmak, emek sarf etmek, bu kültürü, üretim kültürünü topluma yaygınlaştırmak eğitim sisteminden iletişim politikalarına kadar çok önemli diye inanıyoruz.

Enflasyon tabii temel meselemiz, en öncelikli gördüğümüz konu. Son yıllarda bu konuda önemli bir çaba içindeyiz ve 2024 yılında %75'leri aşan bir seviyeden sonra kademeli bir şekilde enflasyonda bir düşüşü başardık. Arzu ettiğimiz yerde değiliz çünkü dışsal faktörler maalesef pek lehimize olmadı. İşte savaşlar, bu jeopolitik gerilimler, belirsizlikler, bunlar bu sürecimizi olumsuz etkiledi.

Ama ben her zaman şunun altını çizerim, burada da vurgulamak istiyorum. Aslolan izlediğimiz programdır. Dışsal faktörler sizi bir miktar geciktirebilir, olumsuz etkileyebilir. Ama doğru bir program izliyorsanız er ya da geç hedefinize ulaşırsınız. Aslolan sizin izlediğiniz programdır. Biz de kararlı bir şekilde bu programımızı uyguluyoruz.

Temel mallarda oldukça iyi bir noktaya geldik. Temel mallarda enflasyon oranımız, en son Temmuz'da açıklananı söylüyorum, %16,8. Yani %20'nin altında temel mallarda. İşte dayanıklı tüketim malları gibi, otomotiv gibi vesaire. Hizmetlerde henüz hizmetler daha yapışkan. Ortalamayı da hizmetler yukarı çekiyor zaten. Orada da ciddi bir düşüş eğilimi başladı ve ilk defa %40'ın altını gördük. Ama hala ortalamanın üstünde. Burada özellikle kira gibi, eğitim gibi, çeşitli ulaşım gibi kalemler var. Bunlarla ilgili daha özel çalışmalar sürdürüyoruz. Ve inşallah orada da bu yapışkanlığı kırıp çok daha iyi bir noktaya taşıyacağız. Genel oranda 31,75 gidiyoruz.

Bir taraftan para politikası, diğer taraftan maliye politikası, bunların birbirine güç verdiği program, bunları da destekleyecek şekilde yapısal dönüşümler ve arz yönlü politikalara da çok büyük önem veriyoruz. Sadece para politikasıyla olmaz. Maliye politikası ve arz yönlü politikalar da çok önemli. Orada da öncelikli gördüğümüz konuları burada ifade etmek isterim. Çünkü Eskişehir'i tartışırken de bu makro politikalar bağlantısını kurarak tartışmanın anlamlı olduğuna inanıyorum.

Birinci başlığımız arz yönlü politikalarda gıda. Vatandaşımız için de çok hayati, sosyal açıdan da çok önemlidir. Enflasyonu düşürmemiz açısından da gıda arzını artırmamız lazımdır. Eskişehir'in de önemli bir bitkisel tarım merkezi olduğunu biliyoruz. Mutlaka sulama başta olmak üzere gıda üretimini ve arzını artırıcı yatırımları çok daha yoğun bir şekilde gerçekleştirmemiz gerekiyor. Bu çerçevede sulama yatırımlarını ciddi ölçüde artırmış durumdayız. Yine geçenlerde Gıda Komitemizi topladık ve çeşitli kararlar aldık. Artık haftalık bazda fiyat gelişmelerini takip edip bununla ilgili gerekli birtakım tedbirleri ön uyarı sistemiyle, ön görerek arz talep gelişmelerini hareket edeceğimiz bir patikada gıda ile ilgili yine önemli çalışmalar yapacağız. Çok detaya girmek istemiyorum.

İkinci alanımız arz yönlü politikalarda konuttur, sosyal konuttur. Bütün illerimizden bunu bekliyoruz. Hem merkezi yönetim olarak bizim ilan ettiğimiz 500 bin konut projesi vardır, biliyorsunuz. Yerel yönetimlerin de bu sürece katılmasıyla inanıyorum ki bu daha bir ivme kazanacaktır. Şimdi geldiğimiz yerde demografimizi de iyi görmemiz lazımdır. Artık Türkiye'de ortalama hane halkı büyüklüğü 3'tür. Ortalama 3 kişi yaşıyor bir hanede. Böyle bir noktaya gelmiş durumdayız. Yaş konusunu bugün Valilikte de konuşuyorduk. Eskişehir'de 38'in üstündedir ortalama yaş. Muhtemelen birçok hanede tek kişi yaşıyor. Böyle bir durum söz konusudur. Dolayısıyla yeni bir model geliştirdik sosyal konut olarak. 2 oda 1 salon ama iyi planlanmış, enerjiyi iyi kullanan, depremlere dayanıklı konutlar üretiyoruz. TOKİ ve Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığımız bu konuda geniş bir çalışma başlattı. Tüm illerimizde bunu yapıyoruz. Özel sektörün de yerel yönetimlerin de bu anlayışa katılmasıyla inanıyorum ki arz açığımızı çok daha hızlı bir şekilde gidereceğiz.

Konut dışında üçüncü alanımız enerjidir. Enerji ile ilgili önceki dönem Bakanımız buradadır, mutlaka konusuna çok daha detaylı bilgi verir ama bizim amacımız enerjiyi milli ve yerli üretimi artırmak, enerji bağımsızlığımızı güçlendirmek, cari açığımızdaki bu en büyük kalemi aşağıya doğru çekmektir. Bunun için enerji verimliliğinden nükleer enerjiye, yenilenebilir enerji imkanlarını geliştirmeye varıncaya kadar çok geniş bir yelpazede enerji problemi ile ilgileniyoruz. Yurt dışında yine Enerji Bakanlığımız çok önemli inisiyatifler geliştiriyor. Terörün sona ermesi, huzur ortamının pekişmesiyle daha önce hiç değerlendirilmemiş potansiyeller Gabar gibi değerlendiriliyor. Bütün bunlarla birlikte enerjide çok daha iyi bir noktaya gelmeye çalışıyoruz. Özel sektörün de daha düşük ve daha nitelikli bir enerji arzıyla çalışmasının rekabet gücümüz açısından da önemli olduğuna inanıyoruz.

Dördüncü kritik alanımız lojistiktir. Lojistik az önce Eskişehir ile ilgili söylendi, Türkiye genelinde de özel sektörün yine rekabet gücü açısından en kritik alanlardan bir tanesidir. Ulaşım maliyetlerini aşağıya çekmek için, lojistik maliyetlerini düşürmek için büyük bir gayret içindeyiz. Burada da ne yapıyoruz? Demiryollarını genel anlamda önceliklendirdik. Demiryollarına daha fazla kaynak aktarıyoruz. Demiryolları içinde de iltisak hatları dediğimiz, üretim merkezleriyle limanları, pazarları buluşturan demiryollarını öncelikli görüyoruz. Bu kapsamda da yine Eskişehir'de de bazı çalışmaların başladığı biliniyor, daha da bunu geliştireceğiz inşallah.

Dolayısıyla şunu söylemeye çalışıyorum: Enflasyon bizim için öncelik olmaya devam ediyor. Kararlı bir şekilde bu politikaları izliyoruz ve bütüncül bir anlayışla bunu hep birlikte başaracağız inşallah. Dışsal koşullar, dışsal etkiler olabilir. Bir miktar hedeflerimizden bizi uzaklaştırabilir gerçekleşmeler, ama bunları zaman içinde telafi edip çok daha güçlü bir fiyat istikrarını hep birlikte sağlayacağız.

Bu süreçte tabii özel sektör için en kritik meselelerden biri finanstır. Mutlaka bunu sizler de dile getireceksinizdir biraz sonraki konuşmalarımızda. Bu konuda da genel yaklaşımımızı ifade edebilirim. Şunu düşünüyoruz: Bir taraftan genel iyileşmeyi sağlamaya çalışıyoruz. Çünkü bu genel iyileşme olmadan hiç kimseye bir faydası olmaz. Fiyat istikrarını sağladıkça, riskleri düşürdükçe finansal maliyetler de genel olarak aşağıya doğru gelecektir. İşin aslı budur, özü budur. Ama bunu yaparken kritik gördüğümüz alanlarda da seçici desteklerle, seçici politikalarla bu süreci yönetiyoruz.

Nedir bu seçici politikalar? Çiftçilerimize sübvansiyonlu krediler sağlıyoruz. Esnafımıza sübvansiyonlu kredi sağlıyoruz. İhracatçımıza reeskont kredileri 24'ün de altında yanlış hatırlamıyorsam bir orandadır. Genel faiz oranlarını burada uygulamıyoruz. Devlet desteğiyle, devletin sübvansiyonuyla daha düşük finansal maliyetler oluşturmaya çalışıyoruz. Sanayicimiz için, KOBİ'lerimiz için yeni finansal paketler üzerinde yine sürekli çalışıyoruz. Nasıl daha fazla sanayimize destek oluruz, bu konuları gece gündüz çalışıyoruz.

Sanayi Bakan Yardımcımız buradadır, Gelir İdaresinden, Ticaret Bakanlığımızdan Bakan Yardımcımız buradadır, Gelir İdaresinden arkadaşlarımız vardır. Bütün bu ekonomi yönetimi olarak sanayi bizim değişmez gündem maddelerimizden biridir. Sanayimizi mutlaka güçlü tutmalıyız. Ama bir taraftan da tabii ki Sayın Bakanımız da az önce altını çizdi, Eskişehir'de de tüm Türkiye'de de sanayimizin katma değerini, rekabet gücünü, yenilikçiliğini artırmak durumundayız. Teknoloji seviyesini yükseltmek durumundayız. Bunu da sizlerle birlikte yapıyoruz. Bundan sonra da yine sanayicimizle istişare içinde, hem genel hem yerel düzeyde bu politikalarımızı izleyeceğiz. Genel politikalar itibarıyla söylenecekler aşağı yukarı bunlardır.

Eskişehir çok önemli bir üretim merkezimiz. Hem sanayisiyle hem nitelikli insanıyla, eğitimdeki konumuyla, Frig Vadisi gibi tarihi ve turistik potansiyelleriyle çok önemli potansiyeller arz eden bir ilimiz. Lojistik olarak kara, demir yolu ve hava ulaşımı açısından önemli imkanlara sahip. Yüksek hızlı trenin konforundan az önce Sayın Bakanımız bahsetti.

Türkiye'nin en büyük OSB'lerinden biri Eskişehir'de. Valilikte tartıştık "Kaçıncı?" diye. Gelince ben sordum, "İkinci." dedi başkanımız. En büyük Gaziantep, orada birinci, değil mi? Siz ikincisiniz. Çok büyük bir OSB'miz var ama artık bu şu anlama da geliyor; yeni OSB'lere ihtiyaç var. Dolayısıyla inşallah yeni OSB'lerle bu çok daha yaygın bir şekilde bir sanayi kapasitesi gelişecek.

Sosyoekonomik gelişmişlik sıralamasına baktığımızda Türkiye'de 7. sırada görünüyor Eskişehir. En kalkınmış 7. il. Burada da çok sayıda parametre kullanıyoruz. Eskiden DPT olarak hesaplardık, şimdi Sanayi ve Teknoloji Bakanlığımız hesaplıyor. Burada güncellendi bu hesaplar, 7. sırada gözüküyor.

Milli hasılasına baktığımızda Eskişehir'in %43'ü sanayi, %50'si hizmetler, %7'si tarım, ormancılık ve balıkçılık. Bu rakamlar da net bir şekilde buranın bir sanayi merkezi olduğunu ortaya koyuyor. Birçok alt sanayiyle birlikte bir sanayi şehri kimliğinin ön plana çıktığını görüyoruz. İşte burada önemli olan, bunu daha yüksek teknolojiye, katma değere doğru dönüştürmek.

Şehirde havacılık, savunma sanayii, raylı sistemler, makine, metal ya da beyaz eşya, seramik, cam, plastik ve kimya gibi sektörler öne çıkıyor. Yaratıcı sektörler dediğimiz animasyon ve oyun, yazılım, madencilik, otomotiv ve turizm alanlarında da gelişme potansiyeli var. Potansiyel var dendiğinde biraz nezaketle söylenmiş oluyor. Yani "Buralarda daha yeterince gelişmedik." demektir. Buralara biraz daha yoğunlaşmamız, buraları geliştirmemiz gerekiyor anlamındadır.

Eskişehir, rekabetçilikte de Türkiye'nin 7. ili. 3 tane önemli üniversitesi var: Anadolu, Eskişehir Osmangazi ve Eskişehir Teknik olmak üzere. UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesi'nde yer alan Frig Vadileri, Odunpazarı Evleri, Sivrihisar Ulu Camii gibi çok önemli kültür varlıkları var. Geçen yıl 4,8 milyar dolarlık bir ihracatı var. İnşallah 10 milyar doları görürüz. Bence o 10 milyar dolar hedefini net koyup ona giden yolu sistemli bir şekilde bu platformun çalışmasında çok büyük fayda var. Bu çerçevede de Türkiye'nin önde gelen illerinden.

Yatırım gündemine baktığımızda Hasanbey Lojistik Merkezi önemli bir yatırım. Eskişehir Organize Sanayi Bölgesi ile Hasanbey Lojistik Merkezi arasındaki yaklaşık 14 kilometre uzunluğundaki yeni bir demir yolu yapım bağlantı süreci başlamıştır. Böylece lojistik kabiliyeti çok daha güçlenmiş oluyor Eskişehir'in.

Yine Gemlik Limanı demir yolu bağlantısı önemli. Eskişehir OSB ile Hasanbey Lojistik Merkezi arasında yaklaşık 7,5 kilometre uzunluğundaki demir yolu bağlantısının da temeli atılmış durumda. Projenin ilk etabını oluşturan bu hat tamamlandıktan sonra ikinci etapta Hasanbey Lojistik Merkezi'nden Gemlik Limanı'na demir yolu bağlantısı sağlanması hedeflenmektedir.

Tarım OSB'miz var. Beylikova Tarıma Dayalı İhtisas OSB; 144 hektar, 89 besi parseli ve 5 sanayi parseline sahip. Bazı işletmeler başlamış durumda ama burada da ciddi bir potansiyel var. Bunu da özel geliştirmek gerekiyor. Sivrihisar OSB, 218 hektar alana yayılan, 76 sanayi parseline sahip bir bölge. Burada da yatırımcılara hazır bir potansiyel var. Model bir fabrikamız var Eskişehir'de, bu da önemli. Özellikle KOBİ'lerin verimliliğini arttırma yönünde önemli çalışmalar yürütülüyor.

Diğer taraftan Sanayi Alanları Master Planı hazırladı Sanayi ve Teknoloji Bakanlığımız. Bu konuda Ulaştırma Bakanlığımız ve Tarım Bakanlığımızla birlikte çalıştılar. Kuzeyden güneye yeni sanayi koridorları oluşturma perspektifimiz var. Bir taraftan da Marmara Bölgesi'nden Anadolu'ya sanayiyi bir miktar kaydırıp Anadolu'nun sanayi potansiyelini geliştirme perspektifimiz var.

Bu çerçevede mevcut organize sanayi bölgelerinin yaklaşık 11 katı büyüklüğünde yeni bir mega endüstriyel bölge hayata geçirilecek olup demir yolu bağlantıları, çalışan lojmanları ve sanayi kolejleri gibi kapsamlı sosyal donatıları içeren entegre bir üretim üssünü kurgulamış durumdayız. Bu çok önemli Eskişehir'in geleceğinde. Bu tabii çok kısa vadeli bir şeyden bahsetmiyorum ama perspektif olarak iyi bir planlama yapmış durumdayız. 10 milyar dolarlık ihracat hedefine de inşallah bu mega endüstriyel bölge bizi ulaştıracaktır.

Eskişehir'in 2026 yılı gündemi var. 26 olduğu için plakanız herhalde ondan. 2026 özel bir yıl. İnşallah bu anlamda da bir kırılma yılı olur. Türkiye Yüzyılı'nın sanayide, üretimde öncü şehirlerinden olma yolunda Eskişehir'imize ve iş dünyamıza yürekten başarılar diliyoruz.

Eskişehir-Seyitgazi-Kırka, Sivrihisar-Eskişehir-Bozüyük, Eskişehir-Alpu-Mihalıççık, Eskişehir-Sarıcakaya-Nallıhan ve Ankara-Polatlı-Sivrihisar güzergahlarında büyük ölçekli yol projeleri devam ediyor. Kırka'da Lityum Karbonat Üretim Tesisi, 6. Boraks Pentahidrat Tesisi, Susuz Boraks Tesisi ve madencilik altyapı yatırımları planlanmakta yine. Bütün bu potansiyeli harekete geçirmek istiyoruz.

Sanayide kapasite olarak çok iyi yerdeyiz. Yapmamız gereken derinleşmek; daha teknoloji yoğun, katma değeri yüksek, yapay zekayı, dijital imkanları daha çok kullanan, çok daha verimli ve rekabetçi bir yapı oluşturmak. Bunu da lojistikle desteklemek.

Tarımda önemli bir tarım merkezimiz tabii aynı zamanda Eskişehir. Burada da yine su meselesi çok önemli. Sulama imkanları... DSİ'mizin bu anlamda önemli çalışmaları var. Bunları valilikte de bir miktar konuştuk. Mutlaka bu sulama konularını daha da geliştirmemiz lazım.

Bir taraftan da şunu yapmamız gerekiyor: Geçmişte biz, bizden önceki dönemlerde diyelim, açık sistem sulamalar yapılmıştı. Biz hiç buna müsaade etmedik. Bizim bütün projelerimiz kapalı sistem, dolayısıyla suyu verimli kullanan sistemler. Ama geçmişten gelen o açık sistemlerin zaman içinde dönüştürülmesi lazım ki suyu verimli kullanabilelim. Türkiye'de kullanılan suyun %70'i tarımda kullanılıyor, %70'inden de fazlası. Dolayısıyla tarımda suyu verimli kullanmak zorundayız. Daha fazla alanı sulamak istiyorsak bu açıdan da önemli. Dolayısıyla tarımda böyle bir gündemimiz var; daha verimli, daha etkili bir gıda üretimi, tarımsal üretim.

Turizmde büyük potansiyel var, yeterince harekete geçmiş olduğunu söyleyemeyiz. Burada mutlaka yeni bir perspektife ihtiyaç var. Ben eski Kalkınma Bakanlığı tecrübemden şunu söyleyebilirim: Turizmi planlarken sadece il bazında planlamayalım. Turizm artık bölgesel bir konsept. Mutlaka çevre illerle birlikte anlamlı güzergahlar, destinasyonlar oluşturarak, kalkınma ajanslarımız kanalıyla, başka şekillerde daha bölgesel bir perspektifle ama Eskişehir'i de iyi konumlandırıp o perspektif içinde turizmi planlamakta... Örneğin Frig Vadisi ile ilgili bugün resimler gösterdiler, gerçekten çok etkilendim. Çok önemli bir potansiyel. Yine çok büyük tarihi değerler var. Bunları mutlaka değerlendirelim.

Kültür turizmine, tabiat turizmine, birçok önemli potansiyelin olduğunu söyleyebilirim. Ben daha fazla uzatmak istemiyorum.

Hepinize teşriflerinizden dolayı çok teşekkür ediyorum. Sizlerin fikirleri, az önce söylediğim gibi, bizim için hem genelde hem özelde, yol gösterici olacaktır. Bunlar bize ışık tutacaktır."

Şimdiden yapacağınız tüm katkılar için teşekkür ediyorum. Sayın Valimize de bu güzel organizasyonu gerçekleştirdiği için teşekkür ediyorum. Ayrıca son olarak, böyle bir platform kurduğunuz için bir defa tebrik ediyorum.

Gerçekten kalkınma, tek başına ne merkezi idarenin ne yerelin ne özelin yapabileceği bir iş değildir. Birlikte, aynı ufka baktığınız zaman, bir ortak anlayış oluşturduğunuz zaman yerel kalkınma da büyük bir ivme kazanıyor. Bu çerçevede bu platformu kuranları ve bu noktaya getirenleri de tebrik ediyorum. Hepinize tekrar saygılar sunuyorum.