Milletvekili seçilir, belediye başkanı seçilir, meclis üyesi seçilir. Yani halk bir tercih yapar, bir duruş sergiler. Ama sonra ne olur? Aradan aylar geçer, bazen yıllar bile sürmez; bir bakarız ki o seçtiğimiz isim, aldığı oyları adeta yok sayarak başka bir partinin saflarına geçmiştir.
İşte tam da burada demokrasi yara alıyor.
Çünkü o kişi aslında sadece kendisi adına seçilmemiştir. Bir partinin logosu, söylemi, programı ve vaadiyle seçilmiştir. Vatandaş sandık başında “şu kişiyi” değil, çoğu zaman “şu anlayışı” tercih etmiştir. Hal böyleyken, o koltuğa oturan birinin “fikrim değişti” diyerek başka bir partiye geçmesi bana göre etik değildir, hatta demokrasiye aykırıdır.
Bence bunun kanunen bir karşılığı olmalı. Seçildiği partiden istifa eden bir belediye başkanı, milletvekili ya da meclis üyesi görevine aynı şekilde devam edememelidir. Ya bağımsız olarak yoluna devam etmeli ya da seçmenin karşısına yeniden çıkmalıdır. Çünkü o koltuk şahsi bir mülk değildir; halkın emanetidir.
“Fikir değiştirmek özgürlüktür” diyenler olabilir. Evet, fikir değiştirmek elbette bir haktır. Ama bu değişimin bedelini seçmen ödememelidir. Eğer gerçekten onurlu bir duruş sergilenmek isteniyorsa, çözüm bellidir: Bağımsız kalmak. Ya da istifa edip yeniden halkın onayını istemek.
Kendi adıma söyleyeyim; ben bir partinin oylarıyla seçilmiş olsaydım, başka bir partiye geçmeyi asla tercih etmezdim. Partim büyük yanlışlar da yapsa, en fazla bağımsız olarak yoluma devam ederdim. Çünkü o oylar bana değil, beni oraya taşıyan iradeye verilmiştir.
Demokrasi, sadece sandığa gitmek değildir. Demokrasi, sandıktan çıkan sonuca saygı duymaktır. Seçilmişlerin de buna en az seçmen kadar sahip çıkması gerekir.