Vatan Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek şu ifadeleri kullandı;
"Türkiye'mizin en kritik savunma sanayisi kurumunda kangrenleşen bir güvenlik zafiyeti vardır. Bu güvenlik zafiyetinin en son hadisesi 21 Temmuz günü saat 21.30 sularında Eskişehir'de bulunan TEI yerleşkesinin imalat bölümünde çıkan yangındır. Bu yangın sonunda savunma sanayimizin çok önemli bir üretim biriminin projeleri açısından olsun, KAAN uçağının motoru açısından olsun çok önemli birikimlerini küle vermiş olduk, küle verdiler. Bu, üstü kapatılamayacak ve affedilemeyecek bir hadisedir.
Hemen ertesi günü yine TUSAŞ Uçuş Akademisinin eğitim uçağı düştü. Bu eğitim uçağındaki Albayımız Yasa Özden Bakkal şehit oldu, rahmet diliyoruz. Binbaşı Bilgehan Kurtoğlu da yaralandı.
23 Ekim 2024 günü Ankara Kahramankazan'daki TUSAŞ merkezine bir terör saldırısı olmuştu. Orası yol geçen hanı mıdır, nedir? Teröristler TUSAŞ gibi Türkiye'nin savunma sanayisinin en önemli kurumuna gidiyorlar, basıyorlar. 5 görevlimizi şehit ediyorlar, 22 görevlimizi yaralıyorlar. Korunmuyor. Yangınlarda gidiyor, teröristler basıyor, helikopterler düşüyor. Kangrenleşen bir güvenlik zafiyeti vardır, bunu tespit etmemiz gerekiyor.
Savaşta değiliz, barış halindeyiz. Füzelerle vurulmuyor savunma sanayisi kuruluşumuz. Uçaklardan atılan, düşman savaş uçaklarından atılan bombalarla falan vurulmuyor. Barış halindeyiz. Efendim yok elektrik kontağıymış, yok buymuş, yok buymuş. Hiçbir mazeret kabul edilemez. Bu tür kurumların yangınlarda küledilmesinin en küçük bir mazereti olamaz.
Olur mu? Bu kadar önemli kurumları koruyamayanlar savaşta ne yapacaklar? Füzeler atıldığı, bombalar atıldığı zaman ne yapacaklar? Onun için yapılan açıklamaların ve yakında yapılacak olan açıklamaların Türkiye'nin güvenliği açısından, milli savunması açısından hiçbir değeri yoktur. Vardır değeri, şöyle: En önemli savunma kurumlarımızın güvenliğinin sağlanmadığı ve güvenliği sağlamayan yöneticiler tarafından yönetildiğinin tespiti açısından bir değeri vardır.
Kangren oldu dedik. Bakın ne oluyor, teröristler geliyor, basıyor. Orası AVM mi? Orası yol geçen hanı mı teröristler basıyor? Yangınlar çıkıyor. KAAN uçağının motorlarının yapıldığı ünitelerde falan yangınlar çıkıyor. Yok elektrik kontağıymış, yok bilmem neymiş. Hiçbir mazereti kabul etmiyoruz. Türk milleti bu mazeretleri kabul etmez.
Türkiye ciddi tehditler altında. İşte görüyoruz, Doğu Akdeniz'de Amerika Birleşik Devletleri, İsrail, Yunanistan Noble Dina ve Nemesis tatbikatlarını yapıyor. Namlular Türkiye'ye dönüktür. Kıbrıs'ta yığınak yapıyor Amerika, yine İsrail ile birlikte Yunanistan. Ege'de bütün Ege adalarını Amerika üsleri donatılmış durumdadır ve Yunanistan'ın Ege kıyılarında yine Amerika üsleri mevcuttur. Geçen 2025 yılında Meriç Nehrini geçme tatbikatını kim yaptı? NATO yaptı. Meriç Nehrinin karşı tarafında fotoğraflar vardır Yunan basınında çıkan. Amerikan bayraklı tanklar, NATO bayraklı tanklar, İsrail bayraklı tanklar, Yunanistan bayraklı tanklar Meriç Nehrinin karşısındadır. Meriç Nehrini geçeceklermiş o tanklarla. Meriç Nehrini NATO'nun ancak ölüsü geçebilir, dirisi geçemez. Amerika, İsrail, Yunanistan tanklarının ve askerlerinin ancak ölülerine pasaport vardır Meriç Nehrinde, dirilerine pasaport yoktur.
Her neyse, bu tehditlerle karşı karşıya olan bir Türkiye'de savunma sanayimizin en önemli üretim biriminde yangın çıkıyor. Yangından sonra yapılan açıklamalar çok daha acıdır. Can kaybı olmadığı belirtiliyor. Bir kasabada, bir apartman dairesi yandığı zaman oranın belediye başkanı bu tür beyanatlar verir. Onlardan farkı olmayan bir beyanattır. Savunma Sanayii Başkanı Haluk Görgün'ün bu yangın karşısında Türk milletine söyleyeceği söz bu mudur? Can kaybı yoktur. Peki ama kaybettiklerimiz?
En önemlisi güven kaybıdır. En önemlisi milletin moraline yaptığınız tecavüzdür. En önemlisi orada kaybedilen KAAN uçağının motoru ile ilgili çeşitli çalışmalar, faaliyetler vesaire. Bunları devam ettireceğiz. Peki kayıplar? Kangrenleşen güven sorunları? Bunları kamuoyunun dikkatle incelemesi gerekiyor. Adli kurumlarımızın, soruşturmaya başlayan Eskişehir Başsavcılığı olsun, herhalde Ankara Başsavcılığının da böyle bir görevi olduğu anlaşılıyor, adli kurumlarımızın ve idari kurumlarımızın hem idari soruşturma hem adli soruşturmaları çok hızlı bir şekilde yürütmesi, özenle yürütmesi, kimseyi kayırmaması Türkiye'nin çok önemli bir sorunu olarak gündemimizde bulunmaktadır.
Böyle bir yangın, ciddi ve bilgili bir yönetimde asla çıkmaz. Asla çıkmaz. Ciddi bir yönetim; iyi denetleyen, kurumları iyi kuran, bu tür tehlikelere karşı, düşmandan gelecek tehlikelere vesaire karşı ve endüstriyel çeşitli risklere karşı bu tedbirleri almayan bir yönetimin o koltuklarda artık oturmaması gerekir.
Savunma sanayisi üzerine övgüler yapmayı, kibirlenmeyi, şişinmeyi çok iyi biliyoruz. Balon gibi patlayacaklar yakında şişe şişe. Ama o kurumlarımızı yangınlardan korumayı, terörist baskınlarından korumayı bilmiyoruz. Övünüyoruz şöyle savunma sanayimiz var, böyle savunma sanayimiz var diye. Ama o övündüğümüz savunma sanayilerinin merkezlerinde ne oluyor? Yangınlar çıkıyor. Orayı korumayan bir kurum, orayı korumayan bir güvenlik nereyi koruyacak?
Savunma sanayisi fabrikalarını, merkezlerini korumadığınız zaman savaşta onlar ilk hedeftir. Bakın, barış zamanında daha savaş yokken oralarda yangınlar çıkartılıyor. Oralara baskınlar yapılıyor, helikopterler düşüyor.
Kötü yönetildi oraları. Bakın, kötü yönetimde yine biz bir kayırma endişesiyle kötü yönetim diyoruz. Kötü yönetimin ötesinde birtakım şüpheler de kuşkusuz gündemdedir. Ama en azından kötü yönetiliyor. Çok büyük kusurlar vardır. Bu kusurların sonunda 5 görevlimiz baskınlarda şehit oluyor. Koskoca bir savunma sanayisi fabrikamız yanıyor. Kötü yönetiliyor. O kötü yönetenler hâlâ oranın başında duruyor.
Ama orada en önemlisi yalnız kötü yönetim değil; çok önemli bir stratejik anlayış zafiyeti vardır, hatası vardır. Onu tespit etmemiz gerekiyor. Savunma Sanayii Başkanı Sayın Haluk Görgün, "Orada bir NATO merkez organizasyonu kuracağız." diyor. Milli bir savunma merkezinde NATO organizasyonu, NATO merkezi kurulur mu?
Amerika değil mi o NATO'nun patronu? O Amerika değil mi Doğu Akdeniz'de İsrail'i almış, Yunanistan'ı almış; Türkiye'ye karşı namluları çevirmiş Nemesis tatbikatları, Noble Dina tatbikatları yapıyor? Amerika değil mi bütün Ege'deki Yunanistan kıyılarına üslerini yerleştirmiş? O Amerika değil mi Meriç Nehrinin karşısında Meriç Nehrini geçmek için tatbikatlar yapıyor? Siz o Amerika'yı getirip savunma sanayisinin merkezine, NATO'yu koyuyorsunuz. Hangi amaçla koyuyorsunuz?
İkincisi, milli savunma stratejisi yerine, milli savunma odaklı bir savunma sanayisi stratejisi yerine ne yaptılar? İhracat odaklı bir stratejiye döndüler. Sen biber, patlıcan, domates mi satıyorsun? Savunma sanayisinde sırf ihracat diye odak olunur mu? Hani ihracat yapılır. Benim dayım da Tümgeneral Turan Olcaytu, ilk kuruluşunda ASELSAN'ın başında bulunan generaldir. Onlar da "Gece dürbünleri satıyoruz, başka şeyler Hollanda'ya satıyoruz, Cezayir'e satıyoruz." vesaire diye övünüyorlardı. Ama esas amaç satmak değildir, ihracat değildir; esas amaç Türkiye'nin güvenliği ve Türkiye'nin savunmasıdır.
Kurulan stratejiden bozukluklar başlıyor. O zaman ne oluyor? Kafalar Türkiye'nin savunma ve güvenliğine değil; işte aynı patlıcan, domates satacağı gibi ihracata odaklanıyor. Bu da hükümetin çok ciddi bir zafiyeti ve hatasıdır savunma sanayimizde. Son NATO Zirvesinde de bunları gördük.
Azerbaycan-Gürcistan sınırında 11 Kasım günü, hepinizin bildiği gibi büyük bir acı yaşadık. Türk Silahlı Kuvvetlerimizin C-130 uçağı düştü. Orada subaylarımızı, askerlerimizi şehit verdik. Bir kara kutusu vardı o uçağın. Basında yazılana göre o kara kutu TUSAŞ'a verilmiş. O kara kutu içindeki bilgiler açıklanacak veya ilgili makamlara sunulacaktır.
Bakın, o da gizleniyor. Neyi gizliyor? TUSAŞ neyi gizliyor kara kutuyu gizlerken? MOSSAD'ın marifetlerini gizliyor. MOSSAD'ın marifetlerini gizliyor.
Eğer sen uçağının adını İbranice "KAAN" koyarsan, o uçağa motorunu yaptığın fabrikayı da yangından koruyamazsın. Bakın, bunlar çok önemli hususlardır. Yangından koruyamazsın. Milli olmayan, NATO merkezleri kuranlar; kafasını NATO'ya, ABD güdümlü projelere takanlar sonuç itibarıyla fabrikaların yanmasını da seyrederler, görevlerini yapamazlar.
Tekrar ediyorum, hiçbir mazeret kabul etmiyoruz. "Elektrik kontağı olmuş, bilmem ne olmuş, endüstri riskleri varmış." Evet, o endüstri risklerini, o elektrik kontaklarını önlemek Savunma Sanayii Başkanlığının görevidir. Bunu yapamıyorsa o makamda oturamaz.
O makamlar övünme makamları, kurumlanma, şişinme makamları değildir. O makamlar sorumluluk ve görev makamlarıdır. O makamlarda o şahısların bulunmasından sorumlu olanlar için de bu son yangın bir ihtar olmalıdır. Çok çok önemlidir.
Bu durumun üstü kapatılamaz. Ankara'da teröristler TUSAŞ'ı bastı, üstü kapatıldı. Bakın unutuldu, kamuoyu onu unuttu. Veya TUSAŞ'a kara kutu verildi. Azerbaycan-Gürcistan sınırında düşen uçağın, bakın o kara kutu, ne kara kutuymuş bu ya. Kara kutunun kapağını bir türlü açamıyorlar. Neden? Çünkü içinden ne çıkacak, MOSSAD çıkacak.
Bunlara hep göz yumuluyor. Göz yumulamayacak. Vatan Partisi var bunların üzerine gitmekte kararlı olan. Türkiye'nin milli hassasiyetleri var. Türk milletinin duyarlılıkları var. Bunlara hiçbir şekilde bundan sonra göz yumulmayacaktır.
Adli makamlar görevini yapacaktır. Soruşturmaların açıldığı belirtiliyor ama bu soruşturmalar böyle uzatılıp unutulmaya armağan edilemez. Bu soruşturmaların biz takipçisiyiz. Oradaki adli soruşturmayla sorumlu olan başsavcılar ve görevli savcılar görevlerini büyük bir dikkatle, özenle ve aynı zamanda hızla yerine getirmek zorundadırlar.
Bu tür soruşturmaları unutulmaya terk edemezler, terk edemeyeceklerdir. Buna kesinlikle izin vermeyeceğiz.
Bu soruşturmaların, idari soruşturmalar da tabii var ama bunların sonuçlarını beklemeye gerek yoktur. Yani eğer Türkiye'nin en önemli savunma sanayi kuruluşu yanıyorsa, kül oluyorsa o zaman sorumlular vardır.
Soruşturmalar sonunda başka bir sorumlu bulamazsınız. "Kuşlar uçuyordu da onun kanadı bilmem nereye çarptı." falan diye milleti aldatacak gerekçeler uyduramazsınız, uyduramayacaksınız. Onun için derhal bir de kangrenleşen sorumluluklar vardır bunlarda.
TUSAŞ'ın merkezi basıldığı zaman Sayın Haluk Görgün orada başkandır. Savunma Sanayii Başkanı'dır. Helikopter düşüyor, yine Savunma Sanayii Başkanı'dır. Yangın oluyor, yine Savunma Sanayii Başkanı'dır. "NATO merkezi kuracağım." diyor, Savunma Sanayii Başkanı'dır.
Dolayısıyla artık kangren haline gelmiş güvensizlik, lakayıtlık, vurdumduymazlık vardır. Çok önemli milli görevlerde ne vardır; bir yönetim zafiyeti vardır ve vurdumduymazlık vardır. Onun için hükümet derhal bu vurdumduymazlığa, bu özensizliğe, bu güvensizliğe son vermek durumundadır. Yani yeni yangınları mı bekliyor hükümet?
Bu zatları görevden almak için yeni yangınları, yeni baskınları mı bekliyorlar? Daha barış zamanında korunmayan kurumlar bunlardır. Savaş zamanında bu anlayışlarla, bu zatlarla nasıl korunacaktır?
O bakımdan isimlerini de tek tek burada ifade ediyoruz. Bu yangını önlemekle görevli olan ama yangını önlemeyen, önleyemeyen görevliler Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı Savunma Sanayii Başkanı Haluk Görgün, Türk Havacılık ve Uzay Sanayii Anonim Şirketi TUSAŞ Yönetim Kurulu Başkanı Ömer Cihad Vardan, Genel Müdür Dr. Mehmet Demiroğlu, TEİ Genel Müdürü Prof. Dr. Mahmut Faruk Akşit ve diğer yürütülen idari soruşturmalarda sorumluluğu saptananlar derhal görevlerinden alınmalıdır.
Oralara güvenilen, bu milli görevini titizlikle yapan, milli bir anlayışla yapan, Atlantik'in kontrolünde falan olmayan, NATO bağlantıları olmayan, kafasında NATO olmayan, zihnini NATO'nun zehirlemediği görevliler verilmelidir. Türkiye'de çok kaliteli kadrolar vardır. Çok kaliteli kadrolar vardır. Bu savunma kurumlarını ateşlere vermeye izin vermeyecek kadrolar vardır. O kadrolar bu görevlere getirilmelidir."





