Türkiye İşçi Partisi Genel Başkanı Erkan Baş şu ifadeleri kullandı;
"Alıştırılmak istendiğimiz ama asla alışmayacağımız bir karanlığa daha uyandık. Ben yaşananları böyle değerlendiriyorum.
Bu iktidar bizi bunlara alıştırmak, yaşananların normalleşmesini istiyor. Ancak bunları normalleştirmemek, kabullenmemek gerekiyor. Sonuçta medyanın durumu ortada. Medyanın çok büyük bir bölümü doğrudan iktidarın denetimine ve kontrolüne geçmiş durumda. Biz bugün sınırlı sayıdaki mecrada görev yapan basın emekçilerinin inadı, iradesi, meslek aşkı, halka karşı sorumluluğu ve gerçekleri gösterme çabası sayesinde haber alabiliyoruz.
Bugün bir televizyon kanalına polis baskını yapılıyor, kayyum atanıyor ve basın emekçileri mağdur ediliyor. Özellikle Halk TV çalışanlarının geleceği açısından son derece karamsarız. Çünkü yaklaşık bir yıl önce benzer bir durumu Tele1'de yaşamıştık. Pek çok Tele1 emekçisi de bu sürecin en büyük mağdurları arasında yer aldı.
Ancak burada yalnızca basın emekçileri mağdur edilmiyor. Aynı zamanda biz yurttaşların haber alma hakkı da engelleniyor, baskı altına alınıyor. Hatta yurttaşın haber alma hakkına da kayyum atanmış durumda. Bu ne demek? Yurttaşın hangi haberi alıp alamayacağına artık bir kayyumun, iktidarın denetiminde karar vermesi demek. Bunun açıkça ilan edilmesi demek.
Elbette "Neden bugün?" sorusunu sormamız gerekiyor. Ancak bu sorunun o kadar çok cevabı var ki... Geçtiğimiz hafta Sözcü TV ekranlarından tanıdığımız arkadaşlarımız ev hapsine mahkûm edildi. Peki, suçları neydi? Sadece gerçeği söylemek.
Maalesef öyle bir ülkedeyiz ki bunu büyük bir üzüntüyle söylüyorum: Hırsızı yakalamak gerekirken, "Hırsız yakalanmalı" diyenler yakalanıyor. Bakın, buna özellikle dikkat çekmek istiyorum. Hırsızların yakalanması, yolsuzluk yapanların yargılanması gerekirken bunu savunanlar, hırsızın peşinden koşanlar ve onu yakalamaya çalışanlar cezalandırılıyor.
Bugün herkes Ekrem İmamoğlu'nun savunmasını konuşuyor. Biliyorsunuz, bugün Ekrem İmamoğlu'nun savunma günü. Üstelik o savunma, daha kitap baskıdayken toplatılmıştı.
Diğer tarafta fon yolsuzluğu meselesi var. Türkiye tarihinin en büyük hırsızlığı, en büyük yolsuzluğu olarak değerlendirdiğimiz bu konunun konuşulması gerekiyor. Peki, Türkiye'de bunların konuşulabildiği kaç televizyon kanalı var, İsmail Bey? Kaç mecradan bunları okuyabiliyor, dinleyebiliyoruz? İşte bütün bunlar engelleniyor. Geçtiğimiz hafta sosyal medyada yaşanan engellemeler ve abluka da bu tabloyu tamamlıyor.
Bu sabah Halk TV'ye yönelik baskının yanı sıra dikkat çekici bir haber daha vardı. Trump'ın, Yemen operasyonunda Türkiye'nin de görev alması gerektiğini söylemesi. Bu da iktidarın planları arasında. Peki, bütün bunlar nerede konuşulacak, nerede tartışılacak? Şu anda bunların konuşulmasını ve tartışılmasını engellemeye yönelik girişimlerle karşı karşıyayız.
Ancak ben meselenin özüne bakmamız gerektiğini düşünüyorum. İşin özü şu: İktidar gerçeklerle dövüşüyor. Fakat gerçekleri yenemezsiniz. Gerçekleri yenemezsiniz, çünkü gerçekler eninde sonunda kazanır.
İktidarın gerçeklerle mücadele ederken ulaşmak istediği başka bir amaç daha var. Evinde Sözcü TV'yi, Halk TV'yi izleyen, bu gazeteleri okuyan yurttaşları çaresiz ve yalnız hissettirmek istiyorlar. Böylece halkı teslim alabileceklerini düşünüyorlar. Bence hep birlikte asıl buraya odaklanmalıyız.
Hiç kimse kendisini çaresiz hissetmesin. Hiç kimse kendisini yalnız hissetmesin.
İnsanlık tarihinde böyle dönemler yaşandı. Gerçeklerin üzeri geçici olarak örtülebilir. Bugün artık tartışmadığımız bazı gerçekleri ilk kez dile getiren insanlar, geçmişte bunun bedelini canlarıyla ödediler. Hepimiz ilkokulda öğrendik. Galileo, Dünya'nın döndüğünü söylemişti. Bugün artık hiç kimse Dünya'nın döndüğünü tartışmıyor. Ancak bu gerçeğin dile getirilmesinin geçmişte çok ağır bedelleri oldu.
Şimdi de dünyayı durdurmak isteyenler var. Ben Türkiye'de basına ve medyaya yönelik operasyonları dünyayı durdurma çabası olarak görüyorum. Ama dünya durmaz. Dönmeye, değişmeye ve gelişmeye devam eder.
İktidarın kaç televizyon kanalı olduğunu bilmiyorum. Belki 100, belki 1000 tane. Doğrudan denetiminde bulunan, tek bir eleştirinin bile yapılmadığı çok sayıda kanal var. Ancak gerçeği dile getiren bir iki ses yükseldiğinde bütün o yalan dağları yıkılıp gidiyor.
İsterseniz on binlerce, yüz binlerce yalanı ortaya sürün. Tek bir gerçek, onların hepsini altüst edebilir. Ben gerçeğe güveniyorum. Basın emekçilerine güveniyorum. Türkiye'deki emekçilere, onurlu insanlara güveniyorum. Hep birlikte bu karanlığı aşacağız."





