Eskişehir Çevre Koruma ve Geliştirme Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Sadık Yurtman şu ifadeleri kullandı:
"Erzincan İliç’te yaşanan ve milyonlarca ton siyanürlü maden atığının doğaya karışmasına yol açan büyük felaketin üzerinden iki yıl geçti. Ancak bu süre ne doğanın yaralarını sarabildi ne de kamuoyunun vicdanındaki soruları dindirebildi. İliç yalnızca bir maden kazası değildir. İliç; doğayı, insan sağlığını ve gelecek kuşakların yaşam hakkını hiçe sayan bir kalkınma anlayışının en çarpıcı sonuçlarından biri olarak hafızalara kazınmıştır.
Türkiye Çevre Platformu ve Eskişehir Çevre Koruma ve Geliştirme Derneği olarak bu yıl dönümünde bir kez daha hatırlatıyoruz:
Bu felaket bir kader değil, bir tercihin sonucudur.
Fırat Havzası hâlâ risk altındadır. İliç’te çöken liç yığınlarıyla birlikte siyanür, arsenik ve ağır metallerin Fırat Havzası’na yayılma riski ortaya çıkmıştır. Bu durum yalnızca yerel bir çevre sorunu değil; milyonlarca insanın içme suyunu, tarımını, gıda güvenliğini ve sağlığını etkileyen bölgesel bir ekolojik tehdittir.
Bu çok açık bir eko-kırım suçudur. Fırat Nehri yalnızca bir su kaynağı değildir.
O; yaşamdır, üretimdir, tarih ve kültürdür. Sınır aşan niteliği nedeniyle Fırat’taki her kirlenme yalnızca Türkiye’yi değil, tüm bölgeyi etkileyen bir ekolojik güvenlik sorunudur. Bugün hâlâ bilimsel veriler şeffaf biçimde paylaşılmamış, bölge halkının sağlık riskleri tam olarak ortaya konulmamıştır. Oysa bu tür felaketlerin etkileri, yıllar süren “sessiz zehirlenme” süreçleri yaratır.
İliç bir uyarıdır: Yeni felaketler kapıdadır. Atalan-Alpagut Altın Madeni Projesi’nin Sakarya Nehri’ni kirletmeyeceğini kim garanti edebilir?
Fırat, Dicle ve Sakarya nehirleri üzerinde kontrolsüz madencilik ve kirletici faaliyetler devam ederse yeni İliç’lerin yaşanması kaçınılmazdır.
Gerçek kalkınma doğayı yok etmez, edemez. “Kalkınma” adı altında yürütülen mevcut model; doğayı tüketilecek bir kaynak, yaşam alanlarını ise feda edilebilir bölgeler olarak görmektedir. Oysa gerçek kalkınma; temiz suyla, sağlıklı toprakla, güvenli gıdayla ve yaşanabilir bir çevreyle mümkündür.
Ekolojik yıkım pahasına elde edilen hiçbir ekonomik kazanç, toplumun yaşam hakkından daha değerli değildir.
Türkiye Çevre Platformu ve Eskişehir Çevre Koruma ve Geliştirme Derneği olarak yetkililere ve kamuoyuna çağrımızdır:
İliç’teki ekolojik ve sağlık riskleri, bağımsız bilim insanlarının katılımıyla şeffaf biçimde açıklanmalıdır.
Fırat ve Dicle havzalarında siyanürlü madencilik faaliyetleri durdurulmalı, yeni projeler gözden geçirilmelidir.
Bölge halkı için uzun vadeli sağlık izleme programları oluşturulmalıdır.
Doğa ve toplum yararını esas alan yeni bir çevre politikası hayata geçirilmelidir.
Unutmayacağız, mücadeleden vazgeçmeyeceğiz.
İliç bize bir gerçeği açık biçimde göstermiştir: Doğa yoksa yaşam yoktur. Madenler sularımızı kirletiyor ve yok ediyor. Su yoksa yaşam yoktur. Bunu hiçbir zaman aklımızdan çıkarmamalıyız.
Yeni İliç’lerin yaşanmaması için susmayacağız."