Eskişehir Demokratik Kadın Platformu adına konuşan Sibel Gündüz Koca şu ifadeleri kullandı;
“İlayda Zorlu, Gülistan Doku, Rojin Kabaiş ve katledilen tüm kadınlar için toplandık.
Birbirinden bağımsız gibi gösterilen bu olayların aslında birbirinden kopuk olmadığını biliyoruz. Her biri aynı sistemin, aynı cezasızlık düzeninin ve aynı baskı mekanizmalarının sonucudur. Kadınların yaşamını yitirdiği, gerçeklerin açığa çıkarılmadığı ve soruşturmaların etkili yürütülmediği bir tabloyla karşı karşıyayız.
Daha bir hafta önce Gülistan Doku dosyasında yıllardır gizlenen gerçeklerin bir kısmı yeniden gündeme geldi. Altı yıl boyunca yaşananlar, bir kayıp vakasının nasıl karanlıkta bırakıldığını açıkça göstermektedir. Gülistan’ın ailesi ve biz kadınlar yıllardır adalet talep ederken karşımızda sadece baskı, oyalama ve susturma girişimlerini bulduk. “Gülistan Doku intihar etmedi, kaybolmadı” dedik ve bugün ortaya çıkan deliller haklı olduğumuzu göstermektedir. Gülistan Doku’nun sim kartını temizleyenler de, hastane kayıtlarını yok edenler de ortadadır. Bu dosyada yalnızca bir kayıp değil, sistematik bir karartma ve cezasızlık vardır.
Öte yandan Adalet Bakanlığı’nın Rojin Kabaiş, Rabia Naz gibi benzer dosyalarda yeni süreçlerin işletileceğine dair açıklamaları kamuoyuna yansımaktadır. Rojin Kabaiş dosyasında bedeninde rastlanan iki ayrı DNA bulgusunun bir yıl boyunca gizlenmesi ve ardından “bulaş” denilerek üzerinin örtülmeye çalışılması, adaletin nasıl bilinçli şekilde işletilmediğini göstermektedir.
Yıllardır bu dosyalarda adalet sağlanmazken, deliller karartılırken ve aileler yalnız bırakılırken bugün ne değişmiştir de yeniden süreç işletileceği açıklamaları yapılmaktadır. Yıllardır adaletin sağlanmadığı bu dosyalardaki sorumluluktan kaçınılamaz. “Süreç işletilecek” deniliyorsa, geçmişte neden işletilmediğinin ve adaleti karartan mekanizmanın ardındaki sorumluların açıklanması gerekmektedir.
Aynı mekanizmanın İlayda Zorlu’nun yaşamını yitirmesine giden süreçte nasıl işlediği de görülmektedir.
Mücadele arkadaşımız İlayda, 18 yaşında Karadeniz Teknik Üniversitesi öğrencisiydi. Parasız eğitim hakkını savunan, yoksulluğa karşı mücadele eden, kadın cinayetlerine karşı susmayan bir üniversiteliydi. Genç bir kadın olarak Gülistan Doku’nun, Rojin Kabaiş’in ve katledilen tüm kadınların isimlerini kampüsüne taşıyor, faillerin hesap vermesini talep ediyordu. İlayda, aynı sıraları paylaştığımız, aynı mücadeleyi büyüten, özgürlük ve gelecek için direnen bir arkadaşımızdı. Bu nedenle hedef haline getirildi.
Aile yılı kapsamında yürütülen hukuksuz aile aramaları sırasında İlayda’nın ailesi de arandı. Polis tarafından kadın mücadelesi içinde yer aldığı, eylemlere katıldığı ve 8 Mart alanlarında bulunduğu gerekçesiyle hedef gösterildi. “Terörist” denilerek yalan ve provokatif ifadelerle ailesi kışkırtıldı. İlayda bir polis araması sonucu hürriyetinden alıkondu, babasından şiddet gördü ve evden kaçmak istediğini söyledikten birkaç saat sonra babasının beylik silahından çıkan kurşunla yaşamını yitirdi.
Yerel basın önce “kaza”, ardından “intihar” diyerek gerçeği örtmeye çalıştı. Ancak bunun ne bir kaza ne de bir intihar olduğu açıktır. Bu, devlet ve aile mekanizmasının iç içe geçtiği bir cinayettir.
Kutsallaştırılan aile yapısının kadınları hayattan koparmanın aracı haline getirildiği görülmektedir. “Aile yılı” olarak sunulan politikalar, gençleri mücadeleden vazgeçirmeye yönelik bir baskı aracına dönüşmüştür.
Siyasi iktidar sorunlara çözüm üretmek yerine, yoksulluk içinde yaşamak istemeyen gençleri, insanca yaşam talep eden işçi ve emekçileri, eşit ve özgür bir hayat isteyen kadınları “terörist” olarak yaftalamakta ve suçlu ilan etmektedir. Yaratılan korku ve baskı ortamı, şiddet olarak geri dönmektedir.
Bu şiddetin sonucunda bir arkadaşımız yaşamını yitirdi. Bu ilk değildir. İlayda’yı hedef alanları tanıyoruz. Gülistan Doku’dan, Rojin Kabaiş’ten, Zeren Ertaş’tan tanıyoruz. Mücadele eden hiçbir arkadaşımızın sistematik baskıya maruz bırakılmasına sessiz kalınmayacaktır. Bu cinayet unutulmayacak, İlayda unutturulmayacak ve olayın “intihar” olarak kapatılmasına izin verilmeyecektir.
İlayda ve yaşam hakkı tehdit altında olan tüm kadınlar için mücadele sürmektedir.
Zeren Ertaş davasında kamu görevlilerinin beraat ettiği gün, İlayda için sokağa çıkan iki kişinin tutuklanması tesadüf değildir. Failler serbest bırakılırken, adalet talep edenler cezalandırılmaktadır.
Talepler nettir. Kadınların yaşamını yitirdiği tüm şüpheli olaylarda etkin ve bağımsız soruşturma yürütülmeli, sorumlular yargılanmalıdır. Cezasızlık politikalarına son verilmelidir. Kadınların ve gençlerin örgütlenme ve mücadele hakkına yönelik baskılar derhal sona erdirilmelidir. Delil karartma ve gerçekleri gizleme pratikleri cezasız kalmamalıdır.
Bu talepler karşılanmadığı sürece yaşananlar son bulmayacaktır. Bu düzen değişmediği sürece kadınlar yaşamdan koparılmaya, dosyalar kapatılmaya ve failler korunmaya devam edecektir.
Yas tutulmuyor, itiraz sürmektedir. Bu ölümlerin kader olmadığı, yaşananların tesadüf olmadığı bilinmektedir. Unutulmayacak, unutturulmayacak. Mücadele devam edecektir. Adalet sağlanana kadar sessizlik olmayacaktır.”





