Eskişehir Kahveciler Odası Başkanı Mehmet Karatay şu ifadeleri kullandı;

"Genel kurulumuzu tamamladıktan sonra, mazbatamızı alana kadar 3 gün boyunca odaya gelmedik. Diğer yönetici arkadaşlara eksiklerini tamamlamaları ve özel eşyaları varsa onları almaları için süre tanıdık.

3 günün sonunda odaya geldiğimizde, mali bilançonun kötü olduğunu biliyorduk; ancak bu kadar büyük bir enkazla karşılaşacağımızı tahmin etmiyorduk. Gerçekten şaşırdık. Çünkü bu oda, köklü bir geçmişe sahip, yıllardır güçlü olarak bilinen bir odaydı. Özellikle önceki Birlik Başkanı’nın da Kahveciler Odası Başkanlığı’ndan gelmiş olması nedeniyle, bu odanın maddi açıdan da güçlü olduğunu düşünüyorduk.

Ancak maalesef, yönetimsel zafiyetler nedeniyle oda işleyemez hâle getirilmiş. Bu durum hem bizi hem de esnafımızı ciddi anlamda üzüyor. Şu anki mali tablo gerçekten iç açıcı değil. Nitekim genel kurulda önceki yönetim ibra edilmedi. Denetim raporları, faaliyetler ve bilançolar ibra edilmediği için Ticaret Bakanlığı mahkeme süreci başlatacak. Biz de gerekli işlemleri yaparak mevcut yönetime karşı üç ayrı dava açtık.

Devir teslim sürecinde de eski yöneticiler gelmedi. Odanın devrini genel sekreterden almak zorunda kaldık. Eski başkanı aradığımızda, rahatsızlığı nedeniyle aday olmayacağını beyan ettiğini biliyorduk; ancak yönetim başkanvekili tarafından sürdürülüyordu. Buna rağmen çağrımıza cevap verilmedi ve yetkili kişi gelip resmi bir devir teslim yapmadı.

İlk yönetim kurulu toplantımızda genel sekreterden bilançoyu istedik. Gelir-gider tablosunu incelerken bir cep telefonu numarası dikkatimizi çekti. Bunun odaya ait olduğunu düşündük. Genel sekreter de hattın odaya ait olduğunu söyledi. Telefonun nerede olduğunu sorduğumuzda ise bunun “Zeki Çoban Başkan’ın telefonu” olduğu ifade edildi. Biz de “Zeki Başkan görevini bıraktı ve rahatsızlığı nedeniyle aday olmadı; bu numara nasıl hâlâ onun üzerinde?” diye sorduk.

Meğerse başkan seçildiğinde kendi şahsi numarasını odaya kaydettirmiş. Oda da yıllarca bu hattın faturasını ödemiş. Seçimi kaybettikten ve 11 Ocak itibarıyla görevi sona erdikten sonra da bu durum devam etmiş. Ay sonuna kadar bekledik; gelip hattı ve faturayı devreder mi, ya da en azından iyi dileklerini iletir mi diye düşündük. Ancak kendisi gelmedi.

Biz de hattın kayıp olduğunu bildirerek yeni bir hat çıkardık ve odaya tahsis ettik. Eski hat kapanınca bizi ve genel sekreteri arayarak “Telefonum kapandı” demiş. Genel sekreter de hattın kapatıldığını söylemiş. Kendisi “O benim şahsi numaramdı” demiş. Ancak şahsi numarasıysa, faturası neden odaya ödetildi?

Görevi devraldığımızda odanın ciddi borçları vardı. Düğün salonuna 150 bin lira, seçim kuruluna 40 bin lira borç bulunuyordu ve bu borçlar hâlâ duruyor. Ayrıca yıllarca yöneticilik yapan bu kişiler, pandemi döneminde maaş ve huzur haklarını almadıklarını belirterek kendilerini odadan alacaklı göstermişler. Yani oda borç batağındayken, yönetim kurulu alacaklı konumuna geçmiş.

Görevi teslim aldığımızda odanın toplam 1 milyon 957 bin lira borcu vardı. Federasyona, bağlı bulunduğu üst birliğe, düğün salonuna ve çeşitli esnafa borçlar mevcut. Buna karşılık kasada 35.500 lira, bankada ise 99.931 lira bulunuyordu. Yani yaklaşık 1 milyon 957 bin lira borca karşılık, yalnızca 135 bin 417 lira nakitle odayı devraldık. Keşke mesele bununla sınırlı olsaydı; buna da razı olabilirdik. Ancak durum bundan ibaret değil.

Odanın bünyesinde daha önce bir tüketim kooperatifi bulunuyor. Ancak önceki yönetim, kooperatifi yıllar içinde çalışamaz hâle getirmiş. Kooperatif borçları nedeniyle askıya alınmış durumda. Oysa üyeye çay ve şeker temini bu kooperatif aracılığıyla sağlanıyordu. Zaten odanın doğrudan ticaret yapabilmesi için ya kooperatif ya da şirket yapısına sahip olması gerekiyor.

Bu yönetim, 2015 yılında %100 oda sermayesiyle bir şirket kurmuş ve o tarihten bugüne kadar şirketi işletmiş. Ancak şirket kurulduğu günden bu yana 1 TL dahi vergi borcu ödememiş, aynı şekilde 1 TL SSK primi de yatırılmamış.

Daha da ilginci, şirket borç içindeyken yöneticiler kendilerini şirketten alacaklı göstermişler. Üstelik küçük rakamlar da değil. Başkan vekilinin ve şirket müdürünün şirketten 680 bin lira civarında alacaklı göründüğü tespit edildi. Konuyu yetkili mali müşavirlere ve müfettişlere incelettiğimizde kendilerine şu soruyu sorduk: “Bu kadar alacak hangi işlemden kaynaklanıyor?” Cevap olarak, malzeme alımlarını peyderpey kendi kredi kartıyla yaptığını ve ödemeleri kendisinin gerçekleştirdiğini söylediler.

Ancak yapılan incelemelerde bu iddiaları destekleyen herhangi bir belgeye rastlanmadı. Ne makbuz var ne banka dekontu ne de resmi bir kayıt. “Makbuz getirin” dedik, yok. “Banka dekontu getirin” dedik, o da yok. Yani ödeme yapıldığını söylüyorlar ama bunu ispatlayamıyorlar. Şu an itibarıyla odaya ait şirketin yaklaşık 4 milyon 900 bin lira borcu bulunmaktadır.

Bu konularla ilgili gerekli mercilere başvurduk. Savcılığa suç duyurusunda bulunduk; ayrıca ticaret mahkemesi ve iş mahkemesinde davalar açtık.

Göreve geldiğimizde oda içerisinde çay ve şeker dahi yoktu. Bunu net bir şekilde ifade ediyorum. Çay ve şekeri kendi cebimizden alarak odaya koyduk. Oysa bu oda yıllarca şirket üzerinden çay ve şeker dağıtımı yapmıştı. Seçimi kaybettikleri gün, girişte bulunan raflardaki tüm malzemeleri akşam saatlerinde boşaltıp araçlara yüklemişler. Bu durum çalışan personelin ifadeleriyle de sabittir.

Kendilerine “Hiç mi çay ve şeker kalmadı?” diye sorduğumuzda, malları iade ettiklerini söylediler. “Nasıl iade ettiniz?” dediğimizde, “Borçlarımız vardı, o borçlara karşılık malları geri verdik” dediler. “İade faturalarını getirin” dedik, yok. “Hangi borca karşılık verdiniz, borcu gösterin” dedik, o da yok. Yaptığımız araştırmada bu malzemelerin Kahveciler Odası’na ait bir depoya götürüldüğünü tespit ettik.

Şirkette çalışan personellerden biri, şirket müdürünün akrabasıydı. Göreve başladığımız gün bu kişiler çalışamayacaklarını beyan ederek şirketten ayrıldılar. Ayrıldıktan hemen sonra da kıdem tazminatı talebiyle dava açtılar.

Göreve yeni başlamıştık; henüz süreci anlamaya çalışırken personel işi bırakmıştı. Kendileriyle görüştüğümüzde, çok yorulduklarını, maaşlarını zamanında alamadıklarını ve sigortalarının yatırılmadığını söylediler. “Madem öyleydi, neden yıllarca çalıştınız?” diye sorduğumuzda ise “Düzelir diye bekledik ama düzelmedi” cevabını aldık. Çalışamayacaklarını beyan ettiler.

Ben de kendilerine bir hafta dinlenmelerini, ardından tekrar görüşmemizi önerdim. En azından bu süreçte üyelerle yapılan alışverişleri, varsa alacak ve borç durumlarını bize bildirmelerini istedik. Çünkü göreve yeni gelmiş bir yönetim olarak, kimlerle ne ticaret yapıldığını bilmiyorduk. Tahsilat ve ödemeleri sağlıklı şekilde yapabilmemiz için bu bilgilere ihtiyacımız vardı.

Toplam borç kalemleri içinde yaklaşık 1 milyon 600 bin liranın yönetime ait alacak olarak gösterildiğini gördük. Bunun yaklaşık 800 bin lirası mevcut başkan ve diğer yöneticilerin huzur haklarından oluşuyor. “Bu alacak nereden kaynaklanıyor?” diye sorduğumuzda, pandemi döneminde maaşlarını alamadıklarını söylediler.

Ancak pandemi döneminde esnaftan aidat toplanmış. Esnaf iş yerlerini kapatmışken aidat toplanıyorsa, maaşın neden alınmadığı sorusu ortaya çıkıyor. Üyeye özel bir maddi destek sağlandığına dair kayıtlarda herhangi bir belge yok. Sosyal belediyelerden temin edilen bazı malzemelerin dağıtıldığı görülüyor; ancak yöneticilerin maaşlarından feragat ederek üyeye destek verdiğine dair resmi bir kayıt bulunmuyor.

Seçimi kazandıktan bir hafta sonra görevi devraldık. Aradan çok kısa süre geçmişken eski başkan arayıp “Bizim paralar ne oldu?” diye sormaya başladı. Sanki kasada bırakılmış bir para varmış da biz ödemiyormuşuz gibi bir algı oluşturulmaya çalışılıyor. Telefon meselesi için aradığımızda ise bize cevap verilmiyor; hatta adaylık sürecinde numaramızın engellendiğini gördük. Ancak konu alacak meselesi olunca aramakta bir sakınca görmüyorlar.

Odada mal yok. Borçtan başka bir şey yok. Ciddi ve yüklü bir borç devraldık. Önceki yönetimin bıraktığı tablo maalesef budur. Siyasette zaman zaman belediyeler devralındığında borç listeleri brandalarla belediye binalarına asılır ya; biz de artık odanın önüne mali tabloyu asacak noktaya geldik. Kamuoyu da, üyelerimiz de bu odanın gerçek mali durumunu bilsin istiyoruz. Biz korkmuyoruz. Allah’ın izniyle, dürüst ve ahlaklı bir şekilde çalışarak bunun üstesinden geliriz. Çünkü doğru çalışırsanız başaramayacağınız hiçbir iş yoktur.

Bu oda geçmişte sistemli şekilde gelir elde eden bir odaymış. Önceki yönetim görevi, o dönemin Birlik Başkanı Ekrem Birsen’den devralmış. Ekrem Birsen’in beyanına göre; 2008 yılında görevi teslim ettiğinde odanın 4 dairesi, 3 katlı bir binası, 2 aracı, malzeme dolu deposu ve o günün parasıyla kasasında eski para ile yaklaşık 7 milyar lira parası vardı. 2007–2008 yılının şartları düşünüldüğünde bu ciddi bir varlıktı.

Ancak bu yönetim göreve geldikten sonra her dört yılda bir daire satmış. Daireler satılmış ama karşılığında odaya ne kazandırılmış, ortada bir şey yok. “Bu dairelerin parasıyla ne yaptınız? Odaya hangi yatırımı yaptınız?” diye soruyoruz; cevap yok. Bugün odanın bırakın aracını, bir lastik tekeri bile yok. Bu açık bir yönetim zafiyetidir. Ortada ciddi bir sorumsuzluk vardır.

Bu odanın gelirinde tüyü bitmemiş yetimin hakkı vardır. Üyeler yıllarca oda kazansın diye kooperatiften alışveriş yaptı. Çayını, şekerini odanın şirketinden temin etti. Ama biriken paralar ortada yok. Bugün geriye bakıyoruz; somut olarak elde kalan hiçbir şey yok.

Elde sadece bu hizmet binası var. O da ileride kentsel dönüşüme girecek bir bina. Bunun dışında, şehrin en güzel yerlerinden biri olan Dersaneler Sokağı’ndaki 350 metrekarelik, 3 katlı bina 2017 yılında yaklaşık 300–320 bin lira gibi bir bedelle satılmış. O dönem basında da “şaibeli satış” iddiaları yer almıştı. Yazık. Ancak bunların hesabı sorulacak. Bu konularla ilgili tüm adli makamlara suç duyurusunda bulunduk. İki avukat ve üç mali müşavirden oluşan bir ekip, 15 gün boyunca tüm evrakları inceledi. Tespit edilen usulsüzlükler doğrultusunda davalar açıldı.

Biz bu borçların odaya yüklenip kalmasına izin vermemek için elimizden geleni yapacağız. 15 yıl boyunca şirket işletilmiş ve şirket sürekli zarar etmiş. Bir şirket bir yıl zarar eder, üç yıl zarar eder; ama on beş yıl boyunca zarar eder mi? Zarar ediyorsa kapatılması gerekirdi. Buna rağmen şirket devam ettirilmiş, borçlar birikmiş, vergiler ve primler ödenmemiş.

Buna karşın yöneticiler kendilerini şirketten alacaklı göstermişler. “Alacağınız varsa belgeleyin, ispatlayın; biz de ödeyelim” diyoruz. Ancak ödeme yapıldığına dair makbuz yok, dekont yok, resmi kayıt yok. “Peyderpey verdim” deniyor ama on yıl boyunca verildiği söylenen paranın tek bir resmi dayanağı bulunmuyor. Kendi beyanlarıyla şirkete alacak yazdırılmış.

Şirket zarar ederken neden bırakılmamış? Seçim kaybedilince bırakılmış. Çalışanlar da akrabalık ilişkileri nedeniyle seçim kaybedildiği gün işi bırakmış. Ardından hemen avukata gidilerek kıdem tazminatı davası açılmış. Ayrıca “iade ettik” denilen malzemelerin üyeye tekrar satıldığı yönünde tespitlerimiz var. Üyeye gidilerek, “Biz devraldık, alacakları biz toplayacağız, çay ve şekeri biz dağıtacağız” denilmiş. Defalarca uyardık. Ancak artık süreç adli makamlara intikal etti.

Biz gerekli uyarıları yaptık. Bundan sonrası hukukun alanıdır. Kim ne yaptıysa hesabını verecek. Bu oda kimsenin şahsi mülkü değildir. Bu oda üyelerindir ve üyelerin hakkını sonuna kadar savunacağız."