İnşaat Mühendisleri Odası Eskişehir Şubesi Başkanı Oytun Gökten şu ifadeleri kullandı;
"Dünyada zaman zaman ekonomik büyüme ya da daralma dönemleri yaşanıyor. Şehrimizde de benzer şekilde, özellikle inşaat sektörü açısından belirli dönemlerde büyümeler görülüyor. Ruhsatlarla ilgili sorunuzdan devam edelim.
Ruhsat artışını kentsel dönüşüm açısından değerlendirdiğimizde şunu netleştirmemiz gerekiyor: Eğer eski binalar yıkılıp yerlerine yenileri yapılıyorsa, bu kentsel dönüşümdür. Ancak boş arsaların ya da daha önce yapılaşmamış alanların değerlendirilmesi kentsel dönüşüm değil, kentsel büyümedir. Bu ayrımı doğru yapmak çok önemli.
Elbette fiyatlar ve inşaat birim maliyetleri artıyor. Buna rağmen müteahhitlerin ciddi bir çabası var. Türkiye’de ekonomik krizlerden çıkış yolu çoğu zaman inşaat sektörü üzerinden aranıyor. Toplum olarak krizi aşmanın en bilinen yöntemlerinden biri inşaat yatırımlarıdır. Ancak bu yaklaşım her zaman doğru sonuç vermeyebilir; zaman zaman balon bir büyümeye de yol açabilir.
Öte yandan inşaat sektöründeki hareketlilik ekonominin birçok alanını etkiler. Bir mutfak dolabı üreticisi de çalışır, bir avize satıcısı da iş yapar. Yani ciddi bir ekonomik canlılık oluşur. Fakat burada önemli olan paranın gerçek döngüsüdür. Ruhsat kesilmesi tek başına yeterli değildir; hangi projelerin gerçekten başladığı ve hangilerinin tamamlanabileceği iyi analiz edilmelidir.
Ayrıca tekrar vurgulamak isterim: Dönüşen yapılar gerçekten eski ve riskli binalar mı, yoksa boş alanlarda yeni yapılaşma mı oluyor? Bu tespit doğru yapılmalıdır. Özellikle 1999 öncesinde inşa edilmiş binaların dönüşümünün teşvik edilmesi gerekiyor. Gerçek bir kentsel dönüşüm süreci yürütülecekse, belediyelerin ve ilgili tüm kurumların iş birliği içinde hareket etmesi şart. Yapı stokunun doğru şekilde yenilenmesi gerekiyor.
Bunun iki önemli sonucu olur: Birincisi, binalar yenilenir ve depreme karşı daha dayanıklı hale gelir. İkincisi ise istihdam ve ekonomik hareketlilik sağlanır.
Son birkaç yıldır ciddi bir ekonomik darboğaz yaşanıyor ve herkes “Acaba bu yıl toparlanma yılı mı?” diye bekliyordu. Ancak yanı başımızda yaşanan savaş hepimizi derinden üzdü ve ekonomik beklentileri de olumsuz etkiledi. Bu nedenle önlemler alınmalı ve şehir özelinde acil eylem planları oluşturulmalıdır.
Yeni imar alanları konusuna gelince; Eskişehir’de kentsel dönüşüm belirli bir ivme kazandı. Belediyeler, iştirakler ve müteahhitler üretim yapmaya çalışıyor. Ancak dönüşümün önündeki en büyük engel finansman sorunudur. Bu sürecin sürdürülebilir hale gelmesi için bazı destekleyici ve sübvanse edici adımlar atılmalıdır. Bunu merkezi yönetim ve kanun koyucu yapacaktır elbette; fakat belediyeler de imar planları ve yapılaşma koşulları konusunda kolaylaştırıcı düzenlemeleri hızla hayata geçirmelidir. Yapılan görüşmelerde bu konuda bir istek ve hareketlilik olduğunu görüyoruz.
Bizim savunduğumuz temel nokta şu: Eskişehir’in depreme hazırlanabilmesi için Yunus Emre Caddesi, Atatürk Caddesi ve Kızılcıklı Mahmut Pehlivan Caddesi gibi merkezi ve değerli bölgelerin dönüşmesi gerekiyor. Bu alanlarda oluşacak değer artışının adil biçimde dağıtılabileceği projelere ihtiyaç var. Çünkü bu dönüşüm hem kent vizyonu hem de can güvenliği açısından hayati öneme sahip.
Yeni imar alanları açıldığında, merkezdeki bu dönüşüm nasıl sağlanacak? Örneğin Söğütönü’nde dairelerin 10–12 milyon TL seviyelerinde satıldığını görüyoruz. Doğal olarak büyük müteahhitler yeni ve cazip alanlara yöneliyor. Bu durumda merkezi ve riskli bölgelerin dönüşümü zorlaşıyor.
Elbette bir uzlaşı kültürü oluşturulmalı ve vatandaş da ikna edilmelidir. Ancak imar konusu gündeme geldiğinde arsa sahiplerinin beklentileri de çok yükseliyor. Oysa bir arsanın değeri, üzerine konut yapıldığında zaten ciddi şekilde artıyor. Burada üç temel aktör var: müteahhit, kanun koyucu ve vatandaş. Herkesin bilinçli ve makul hareket etmesi gerekiyor.
Yıllarca “hoyratça kazanç” anlayışına karşı çıktık. Bu uyarı sadece sektör için değil, vatandaş için de geçerli. Kriz dönemlerinde “ne koparırsam kârdır” anlayışı hem sektöre hem de bireylere zarar veriyor.
Özetle şunu söyleyebilirim: Zaman zaman yeni imar alanlarına ihtiyaç olabilir. Ancak şu an öncelikli ve elzem olan, merkezdeki riskli ve yüksek değer potansiyeline sahip bölgelerin hızlı bir şekilde dönüştürülmesidir. Bunun yolu da şu aşamada yeni imar alanları açmaktan değil, mevcut alanlarda imar revizyonlarını yapmaktan geçiyor.
Yeşiltepe, Erenköy, Odunpazarı ve Tepebaşı bölgelerinde bazı çalışmalar yürütülüyor. Aynı yaklaşımı Yunus Emre ve Atatürk Caddeleri için de uygulamamız gerekiyor ki bu alanlar hızla yenilenebilsin.
Yapılan incelemelerde 52 bin binayı değerlendirdik ve bunların 6 bininin acil dönüşüme ihtiyacı olduğunu tespit ettik. Olası bir depremde bu 6 bin bina ya yıkılacak ya da ağır hasar alacak durumda. Bu çok ciddi ve değerli bir tespit. Belediyeler bu konuda hızlı hareket etmeye çalışıyor; ancak bu sadece belediyelerin ya da kanun koyucunun çözebileceği bir mesele değil. Vatandaşın da fedakârlık yapması gerekiyor.
120 metrekarelik eski bir daire yerine 100–110 metrekarelik, daha güvenli, daha konforlu ve teknolojik bir eve geçmenin uzun vadede daha doğru bir tercih olduğunu herkesin kabul etmesi gerekiyor. Bu süreçte tüm paydaşların yapıcı ve sorumlu davranması en büyük temennimizdir."