Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası Eskişehir Şube Başkanı Bülent Yıldırım şu ifadeleri kullandı;

"Bugün sadece bir anma için değil, bir yüzleşme için toplandık. 17 Nisan. Tam 14 yıl önce Dr. Ersin Arslan’ı görevi başında, bir hasta yakınının saldırısı sonucu kaybettik. O günden bu yana sağlık emek örgütleri bu günü “Sağlıkta Şiddetle Mücadele Günü” olarak ilan etti. Ancak ne acıdır ki aradan geçen yıllar, şiddeti dindirmek bir yana, onu hayatımızın her alanına yayılan bir salgın haline getirdi.

O günü hatırlıyorum. Hayatı durdurmuştuk. Amasız, fakatsız, lakinsiz.

Şiddetin değişen yüzü. 2012’den bugüne sağlıkta şiddete karşı yasalar çıkarıldı, “Beyaz Kod” sistemleri kuruldu. Ancak rakamlar gösteriyor ki şiddet sadece poliklinik odalarına sıkışmış teknik bir sorun değil, toplumsal bir çürüme haline gelmiş durumda.

Son günlerde tanık olduğumuz okul baskınları, öğretmenlere yönelen fiziki saldırılar ve eğitim yuvalarının şiddet mekânlarına dönüşmesi, sağlıkta yaşanan bu karanlık tablonun bir yansımasıdır. Hastanede doktora, okulda öğretmene kalkan el aynı cehaletten ve “istediğimi şiddetle alırım” anlayışından besleniyor. Bir yanda şifa dağıtan eller, diğer yanda geleceği inşa eden zihinler hedef alınıyor.

Neden durduramıyoruz. Şiddeti önlemeye yönelik adımlar çoğu zaman sonuç odaklı kaldı. Oysa sorun daha derinde. Cezasızlık algısı saldırganı cesaretlendiriyor. “Kapıdan girip arkadan çıkma” düşüncesi yaygınlaşıyor. Değersizleştirme, sağlık çalışanlarını ve eğitimcileri toplum gözünde korumasız hedefler haline getiriyor. Sistem hataları, kısa muayene süreleri ve kalabalık sınıflar, hizmet alanla hizmet vereni karşı karşıya bırakıyor.

Çağrımız. Sağlıkta şiddetle mücadele sadece doktorun ya da hemşirenin sorunu değil, bir halk sağlığı meselesidir. Okullardaki şiddet ise sadece öğretmenin değil, ülkenin geleceğine dair bir sorundur.

Dr. Ersin Arslan’ın ve şiddet nedeniyle kaybettiğimiz tüm meslektaşlarımızın anısı önünde saygıyla eğilirken şunu ifade ediyoruz:

Şiddet bir çözüm değil, toplumsal bir iflastır. Güvenli çalışma ortamları bir lütuf değil, haktır. Bu hakkı savunmaktan, birbirimize ve mesleğimize sahip çıkmaktan vazgeçmeyeceğiz. Mücadeleye devam edeceğiz."