ESKİŞEHİR HABER

Eskişehir'de hayvanseverler Ayşe Ünlüce, Kazım Kurt ve Ahmet Ataç'a çağrıda bulundular

Nesrin Çiçek, kentte hayvan yaşam alanları ve uygulanan hayvan koruma düzenlemeleriyle ilgili kapsamlı bir açıklama yaptı. Çiçek, yaşanan süreci ayrıntılarıyla anlattı.

Abone Ol

Eskişehir Çocuk ve Hayvan Haklarını Savunma Derneği Başkanı Nesrin Çiçek şu ifadeleri kullandı;

"Biz burada, Eskişehir’de şu anda bir sesi tekrar işittirmek için, sağır kulaklara 1 gram da olsa, küçük de olsa bir bukle bırakmak adına buradayız. Çünkü neden bir bukle diyorum? Aylarca yürüdük, günlerce haykırdık, il il dolaştık, şu Allah’ın sessiz kullarının biz sesini hiç kimselere duyuramadık. Sokaklarda aşılat, kısırlaştır, yerinde yaşat derken bizler yaşam alanlarını kabul eder hale geldik. Neden kabul eder hale geldik? Dedik ki yaşam izleri sürsün, daimi olsun.

Genelde iktidar yönetimine çıkarttıkları hayvan koruma yasasından dolayı çok tepkiliyiz. Bunun altını özellikle çiziyorum. Kimse sivil toplum kuruluşlarını birinin yancısı, diğerinin sağ kolu, birinin sırttaşı, diğerinin koltuk altında gezdiği insanlar olarak düşünmesin. Sivil toplum kuruluşları, her siyasi görüşten, her dini inanca sahip kişilerden oluşan bir sivil toplum hareketidir ve de ben de bu hareketin öncülerindenim. Bakın lideriyim demiyorum, öncülerindenim diyorum ve milyonlarca Türkiye’deki yaşam hakkı savunucuları adına bugün sizlerin karşısındayım.

Gelelim şehrimize. Biz şehri iktidardan alıp muhalefete tekrar teslim etmemizin ana nedeni neydi biliyor musunuz arkadaşlar? Bizimle beraber yaşam haklarına direniş gösterdikleri içindi. Fakat sınıfta kaldıklarının altını çizmek istiyorum. Biz herkesin kulağına bir küpe takmak istiyoruz. Şunun da altını tekrar çiziyorum; yaşam alanları 2028 yılına kadar kanunen süresi olan alanlardı. Peyderpey altyapısı oluşturularak hayvanların yaşam alanlarına alınması gerekirken, ilçelerden gelen, hiçbir şekilde ilçelerde altyapısı olmayan küçük Peugeot veya Partner dediğimiz küçük arabalarla 25 tane köpeğin sığdırıldığı, saman balyası denilen iplerle bağlanarak yaşam alanına getirildiğini biliyoruz. Oysa ki bizim şehrimizde bir protokol yapıldı. İki tane işin ehli uzmanı, Tepebaşı bakımevi ve Odunpazarı bakımevleri kısırlaştırma merkezi olarak çok çok daha verimli olabilecekken maalesef trafik ışıklarında dahi geçmeyi, dur-kalkı bile bilen hayvanlar şehrin içerisinden sürgün edilerek barınaklara sürüldü; kırsalda yaşam mücadelesi veren, zaten barbarlaşmış, yaşamı mücadeleyle kazanmış hayvanların orta göbeğine, yaşam alanına atıldı.

Biz aylardan beri şunu söylüyoruz, bu konuşma aslında bugün burada toplanmamızın nedeni; biz defalarca heyet gönderdik, aracılar kıldık fakat bizlere taştan ses geldi. Herhalde Türkiye’nin ve Eskişehir’in yoğun gündeminden dolayı hayvanlarla yönelik olarak bir ses gelmedi bizlere. Ve bunun üzerine biz yine aracı kılarak arkadaşlarımızı gönderdik. Yazın gölgelikler yetersizdi, belliydi. Yazın gölgelik olarak görülen yerlerin kışın da korunak olarak işlevsel göreceği malumdu. En son bir ziyarette bulunduk; çalışan personel hakkında hiçbir şekilde olumsuz bir ifadede bulunmak istemiyorum. Nedeni şu: İnsanlara neyi sunarsanız onunla hizmet edecektir, o kadar elinden geleni ancak o kadarını icra edebilir. İlçelerden gelen yaklaşık 2000 küsur hayvanın orada barındığı rakamsal olarak bize ifade edildi. Zaten çıplak gözle de görüldüğü üzere basına da yansıdı. Baktığınız zaman şunu çok net görebiliyorsunuz, bu işin bilirkişisi olmanıza hiç gerek yok. Baktığınız zaman çok net olarak 150-200 tane hayvan popülasyonunun olduğu yerde 30-40 tane bağdadi bozma, saçtan yapılmış sığınaklar olduğunu göreceksiniz. Yemlik ve suluklar çok yetersiz ve hayliyle yaşama tutunmaya çalışan hayvanlar, hani burada sohbet eder gibi de aktarmak istiyorum, Hollywood’un meşhur bir kült filmi vardır; And Dağları’nda bir uçak düşer ve insanlar birbirini yerler, cesedini yerler. Hayvanların da kaçınılmaz olarak insan kadar akli değil ise birbirini yemesi kadar, sizin oluşturduğunuz şartlarda yemesi kadar doğal hiçbir durum yok.

Biz bu ayıbı sadece Eskişehir’e mal etmiyoruz. Konuşmamın başında söylediğim gibi diyorum ki biz kimsenin yancısı değiliz. Tam ortadayız, hiçbir siyasi liderin vagonu değiliz. Bu ayıp hükümet tarafından oylanmış, mecliste birçok milletvekilinin el kaldırdığı, belediyelerin altyapısı olmadığı halde kovuşturma ve soruşturma zorbalığı ile sürekli CİMER ağı denilen jurnalleme ağının getirdiği enkaz olarak 2000 tane köpek Eskişehir’de mahkum edilmiştir. Diğer illerden de pek çok bu konularda sosyal ağa düşen çirkin görüntüler var. Ben Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne de seslenmek istiyorum. Buradaki Eskişehir’deki yereldeki siyasi parti kuruluşlarının il başkanlarına da seslenmek istiyorum. Gelin Ankara’ya beraber gidelim, bir heyetle gidelim, şu ayıplı, kusurlu yasayı el birliğiyle geri çektirelim.

Daha sonrası, her ne kadar kendisine bazı konulardan dolayı tepkili olsam idi ise de bir vatandaş olarak yaptığı hizmetlerin bütününden rahatsız değilim fakat bir kısmından rahatsız olsam da Eskişehir’deki yerel yönetime de şunu seslenmek istiyorum: Sayın Ayşe Ünlüce, Sayın Kazım Kurt, Sayın Ahmet Ataç; Eskişehir Organize Sanayi Bölgesi Türkiye’nin lokomotifidir. En mahir ustalar bu şehirde yetişmiştir. Gelin bütün iş adamlarını harekete geçirin. Tüm insanlara 'biz çok güzel şeyler yaptık, yapıyoruz' demek yerine, halının altına süpürmek yerine; gelin STK’lar, gönüllüler, iş adamları, ocak başkanlarıyla gelin şu herkesin yüreğini sızlatan, bu yüzyıla yakışmayan görüntüleri el birliğiyle kaldıralım. Gönüllülere lütfen yaşam alanlarını açın. Bütün Eskişehirli halka da sesleniyorum, hemşehrilerime söylüyorum; Türk insanı vicdanlıdır, bugüne kadar bu hayvanları zaten bizler yaşattık, el birliğiyle yaşattık. Bundan sonrası da başarılabilir. Ayşe Ünlüce’ye sesleniyorum: Lütfen yaşam alanını gerçek sahiplerine, işin ehli olanlara, kırsal hizmet yapanlara, kısırlaştırmayı başarabilenlere, günlük besleme yapanlara istişare edecek toplantılar yapın ve bir an önce kaldırın. Bugün görevinin başına yeni gelen Eskişehir Valimize de buradan sesleniyorum: İçişleri Bakanlıklarının talimatıyla 'toplayın toplayın toplayın' deyip de yaşam alanlarını can çöplüğüne çevirmekten vazgeçin. Bu yasa yanlış. Bu yasanın altında kalacağız. Türk insanı eleştiriyor, referandum yapın gerekirse. Bizler değil miyiz kuşun kanadını saran? Bizler değil miyiz bir dal kırıldığı zaman alçılayan, sıvayan? Yapmayın. Türk insanının merhametiyle oynamayın. Kovuşturmadan korkmayın. Hiç kimse yapmadığı bir işten dolayı kovuşturma, soruşturma göremez. Bizler korkmuyoruz, sizler de korkmayın. Biz yaşam hakları savunucuları olarak daima sesimizi duyuracağız, duyulmaya da devam edeceğiz. Söz verdiğiniz için teşekkür ediyorum."

Şu ana kadar sorduğun soru için teşekkür ederim. Farazi olarak duyum olarak cümleler geliyor fakat aldığımız bilgilere göre 60-70 tane hayvanın türlü sebeplerle hayatını kaybettiğini biliyoruz. Zaten şunu da ilave edeyim; bunu kimse inkar etmesin, sosyal ağlarda bunlar paylaşılıyor ve kaynakları da var. Şehrin içerisinden köpeklerin alımı esnasında ele gelen, alışkın hayvanların da yaşları zaten çok yaşlı, bu hayvanlar 13, 14, 15 yaşları arasındaki hayvanların da uyuşturucu iğne atılarak alınıp kaybolduğunu, öldüğünü, yok edildiğini biliyoruz."