ESKİŞEHİR HABER

Eskişehir'de konuşan Misket Dikmen basın meslek ilkelerine eklenen yeni maddeleri açıkladı

Basın Konseyi İkinci Başkanı Misket Dikmen, basın özgürlüğü, meslek etiği, yapay zekâ ve sosyal medya haberlerine ilişkin önemli açıklamalar yaptı

Abone Ol

Basın Konseyi İkinci Başkanı Misket Dikmen şu ifadeleri kullandı;

"Basın Konseyinin amacı, basın özgürlüğünü korumak ve meslek etiğini maddeler hâlinde düzenleyip yol gösterici olarak çağdaş, evrensel ve demokratik düzeyde hayata geçirmektir. Bu, 40 yıldır böyle devam eden bir yol haritası ve 16 maddelik bir kurallar manzumesidir. Bu 16 maddeye bu yıl itibarıyla 3 madde daha eklendi. Şöyle ki Basın Konseyi, görüntüler arasında yer aldığı gibi kendisine yapılan başvurular veya herhangi bir ihlale karşı kendisinin resen ele aldığı haberlerle, az önce sözünü ettiğim yol haritası ve amaç haritası çerçevesinde dosyalar hazırlar. Bu konuları görüşerek bir karara bağlayıp enine boyuna görüşmek, öz denetim açısından da çok önemli bir çalışmadır.

Çünkü Basın Konseyinin yaptığınız bir haberle ilgili herhangi bir başvuru sonucunda uyarı ya da kınama gibi bir kararla karşı karşıya kalıyorsanız bu, bireysel olarak sizin kariyerinizde veya kurumsal olarak bir medya kuruluşunda, kamuoyuyla paylaşıldığı andan itibaren pek de istemediğimiz sonuçlara neden olabiliyor. Konseyin yersizlik, uyarı ve kınama olmak üzere 3 karar yöntemi vardır. Aşamaları bunlardır ve öyle ki bazı kararları artık bilirkişi mahkemelerde bilirkişi raporu yerine dahi kullanılabiliyor basınla ilgili davalarda.

Bu son derece önemlidir. Eğer az önce dikkat ettiyseniz, altını çizerek baroların da Basın Konseyinin doğal üyeleri ve kurumsal üyeleri olduğundan söz etmiştim. Dolayısıyla hukuki destek ve konsey içindeki önemli hukukçuların, özellikle basın hukuku konusunda da önemli çalışmalar yapan hukukçuların çok büyük katkısı olurken bu mesleğin en kıdemli isimlerinin de bir arada olması, genç arkadaşlarımızın, akademisyenlerin olması gelen her dosyanın enine boyuna incelenmesini ve tam bir demokratik sistemle dosyaların karara bağlanmasını içeriyor. Bu maddeler tek tek irdeleniyor. Biraz sonra bir kısmını, aslında hepsini göreceğiz.

Biraz hızlı gideceğim. Ben iyi bir konuşmacının bu tip sunumları kullanmaması gerektiğini düşünenlerdenim ancak burada bu maddeleri belki görsel bir kayıt almak istersiniz düşüncesiyle de tek tek anlatmak yerine bu şekilde sizlerle paylaşmayı uygun gördük. Üzerine bazı dosyalarla ilgili bilgiler de verebilirim. Oradan da yeni maddelere geçeceğim. Şöyle söylemek istiyorum: Basın Konseyi, ülkemizde medya etiği üzerine çalışmalar yapar. Kendisine yapılan başvuruları değerlendirirken aynı zamanda etik konusu ve basın özgürlüğü ile demokrasinin işlerliği açısından son derece önemli projelere de imza atmaktadır.

Uzun yıllardır Avrupa projelerini hayata geçirmekte, şu anda böyle bir proje çok büyük bütçeli, çok geniş kapsamlı, alt başlıklarının her biri bir proje olabilecek 3 yıl süreli önemli bir proje sürdürüyoruz. Eskişehir'den sizin gibi gençlerden bir temsilci arkadaşımız var, Çağdaş. Buradaydı ama şu an görüş alanımda, evet görüyorum kendisini. Bu konuda çünkü gazetecileri de düşünüyoruz. Gazetecilere yönelik ihlalleri de ele alıyoruz. Bu da bizim çalışma konumuz. Çağdaş da Eskişehir ve bu bölge, İç Anadolu bölgesi ile ilgili ihlal tespiti konusunda bizimle birlikte çalışacak arkadaşlarımızdan biri.
Yanı sıra bu AB projemiz daha çok gazetecilere yönelik ihlaller, bu ihlaller karşısında gazetecilere hukuki ve psikolojik destek, eğitimler ve bu konuda kamuoyu oluşturulmasına yönelik çok başlıklı bir projedir. Çağdaş'ın katıldığı bölüm o projenin sadece bir parçasıdır. Yine yıllardır UNESCO projelerini hayata geçiriyoruz. Bu UNESCO projelerimiz, kendisini bilirsiniz, şu anda Sözcü gazetesi genel yayın yönetmen yardımcısı Doğan Satmış, Basın Konseyinin bir üyesi olarak, yüksek kurul üyesi olarak bu projelerin koordinatörlüğünü üstlenmektedir. Bu projeler çerçevesinde hem gazeteci meslektaşlarımıza hem iletişim fakültesi öğrencilerine, genç gazetecilere hem de sivil toplum örgütlerine çeşitli eğitimler düzenliyoruz.

Birçok üniversiteyle iş birliğiyle çeşitli seminerler de düzenledik. Buna etik ve meslek ilkelerine bağlı habercilikten haber yazımına kadar birçok başlığı sıralayabiliriz. Hukuki çerçeveyi sıralayabiliriz. Dolayısıyla UNESCO ile yaptığımız projelerde geçtiğimiz yıldan bugüne epey yol aldık. 2025 yılı projemiz sevgili arkadaşlarım, işte bu 3 maddeyle ilgili bir projeydi. Çünkü medya biliyorsunuz teknolojisi en hızla gelişen alanlardan biri ve o mercan yürüdükçe yeni yeni mecralar hayata geçiyor. Dolayısıyla sorunlar ve ilke ile etik ihtiyaçlar da ona göre şekil değiştiriyor, başka alanlar açılıyor karşımıza. Bunlarla ilgili bir proje yürüttü UNESCO. O da hangi alanlarda ne gibi yeni maddeler eklenebilir diyeydi. O çalışmaya da çok önemli kişiler katkı sağladılar.

Şimdi bakacak olursak Basın Konseyi Sözü; kanun koyucunun veya öteki kurum ve kişilerin iletişim özgürlüğünü kısıtlamalarına her zaman ve her yerde karşı çıkacağımıza kendi özgür irademizle söz vererek diye başlar. Bütün bu gereksinimleri korumak üzerinedir sözü. İletişim özgürlüğünü halkın gerçekleri öğrenme hakkının bir aracı sayar. Gazetecilikte temel işlevin gerçekleri bulup bozmadan, abartmadan kamuoyuna yansıtmak olduğunu gözler önüne serer. Bu konuda çok ısrarlıdır. Verdiği kararlarda bu konu gerçekten belirleyici rol oynar.

Gazeteci bir dış müdahaleye izin vermeme kararlılığını da her zaman vurgular ve bu basın meslek ilkelerine uymayı, sözünü ettiğimiz temel inançlarımızın bir gereği saymaktayız der. Dünya Basın Konseylerine de başkanlık etmiş olan ülkemiz Basın Konseyinin temel ilkelerine şimdi geçecek olursak Üstüner Bey’e ihtiyacımız var.

Her türlü ayrımcılığa karşı; sadece haberi, olayları, habercileri, haber kuruluşlarını haberin niteliği ve etik kurallara uygunluğu açısından değerlendirmekle kalmamakta, aynı zamanda basın özgürlüğü için, demokratik bir toplum, bağımsız bir ülke ve bağımsız bir medya için her türlü çalışmayı da yapmaktadır. Bu açıklamalardan bazı kampanyalara kadar yıllardır süren, asla işin peşini bırakmamak gibi bir yanı vardır.

Efendim, basın meslek ilkelerimizin ilk maddesi aslında evrensel insan haklarıyla da çok bağdaşan bir maddedir. Yayınlarda hiç kimse ırkı, cinsiyeti, yaşı, sağlığı, sosyal düzeyi ve dini inançları ya da diğer herhangi bir nedenle, ayrımcı nedenle kınanamaz, aşağılanamaz, suçlanamaz diyor.

Bu 1. madde, hala erkek egemen toplumda eril dilin baskın olduğu ülkemizde, galiba benim bunca yıllık deneyimlerime dayanarak söylüyorum, benim açımdan en işleyen maddelerin başında geliyor. En sık gerekçelenen çünkü henüz doğru dili kullanmayı bilmiyoruz. Aslında önce dilin etik ve ahlaklı olması gerektiğini düşünüyorum. Bazen o kadar eril dil genlerimize, ruhumuza, kanımıza, hücrelerimize işlemiş ki, onu o şekilde kullandığımızı bile bilmeden çok ciddi olarak temel insan haklarına aykırı şeyler yazabiliyoruz. O nedenle çok önemsediğim bir madde.

Düşünce, vicdan ve ifade özgürlüğünü sınırlayıcı, genel ahlak anlayışının, din duygularının, aile kurumunun temel dayanaklarını sarsıcı yayın yapılamaz diyoruz. Gazeteci, kamu yararını gözeterek icra etmesi gereken bir görev olarak gazeteciliği kişisel ve kurumsal amacına veya çıkarına alet edemez. Bu aslında bugün bir PR toplantısı da yapacağız halkla ilişkilerci arkadaşlarla, orada belki de basın meslek ilkelerimizin şu maddesi üzerine basıla basıla konuşulacak bir şey. Çünkü bu meslek bu amaçla giderek çok daha fazla kullanılmaya başlandı sevgili arkadaşlar.

Katılıyor musunuz bana bilmiyorum ama 4. maddemiz kişileri ve kuruluşları eleştiri sınırlarının ötesinde küçük düşüren, aşağılayan veya iftira niteliği taşıyan ifadelere yer veremez diyor. Şöyle bir hafızanızı yoklasanız herhalde sadece birkaç hafta içinde böyle kaç manşet, kaç haber görmüşsünüzdür yaygın medyada diye düşünüyorum. Bunlardan bazıları bizim için resmen bizim dikkatimizi çekerek görüşmeye alınan şeyler, o manşetleri biliyorsunuz.

Ve nedense insanları fena vuran başlıklar ve içerikler elbette. Kişilerin özel yaşamı, kamu yararının gerektirdiği durumlar dışında yayın konusu olamaz. Kamu yararının da burada çok iyi bilinmesi gerekiyor; kamu yararının ne olduğu ve soruşturulması gazetecilik olanakları içinde bulunan haberler, soruşturulmaksızın veya doğruluğuna emin olmaksızın yayınlanamaz. Haber soruşturulurken habere konu tüm tarafların görüşlerine başvurulmalıdır. Ne yazık ki en çok 6. maddemizde bu konuda en çok karar çıkan, karar gören maddelerden bir tanesi; çünkü tek taraflı. Bunu da özellikle şöyle ifade edeyim ki kadroları zayıf, çünkü gücü ona yeten, özellikle yerel medyada çok rastlıyoruz arkadaşlar.

Çünkü gazetecilik giderek düştüğü mali çıkmaz içinde, mali sıkıntılar içerisinde en önemli kadroları tasfiye ederek yoluna devam etmeyi seçiyor. Örneğin düzeltmenler gittiği için dil bozuldu. Şimdi bakıyorsunuz bir ülkede vaktiyle Nazım Hikmet gibi, Yaşar Kemal gibi, Nadir Nadi gibi, Elif Naci gibi düzeltmenler, musahhihler olmuş ama bugün artık öyle bir kadro yok. Öyle bir kadro yok artık. Bir de bir başka boyutu da gerçekten eğitim nedeniyle, eğitimdeki düşüş nedeniyle de dil bozuklukları ve dilin zenginliğinin ortadan giderek kalkıyor olmasının çok büyük etkisi var. Bu 6. maddede bir diğer görüşü de alınması gerektiği konusunda yönlendirecek işin kıdemlileri ne yazık ki giderek eksiliyorlar. Ve bu madde daha çok yerel medyadan gelen başvurularda karşımıza çıkıyor, onu da size hatırlatmış olayım.

Saklı kalması kaydıyla verilen bilgiler kamu yararı gerektirmedikçe yayınlanamaz. Her zaman gözettiğimiz şey kamu yararıdır. Bir basın organının özel çabalarla gerçekleştirdiği ürün, bir başka basın organı tarafından kendi ürünüymüş gibi kamuoyuna sunulamaz. Kaynak belirtmek durumunda, yani intihale yayınlarda başvurulamaz. Özel haber, yazı ve eserlerin kaynağı belirtilir. Yine buna benzer çok sayıda bize başvuru oluyor. Bu bir gazetecinin kendi kendinin kurdu olması gibi, gazetecinin meslektaşının emeğini sömürmesi gibi de bir şey. Bazen biri bir haber yapıyor, karşımıza çıkıyor, çok taze dosyalar var. Eğer Basın Konseyi'nin sitesine girecek olursanız orada gelen her dosya ve her dosyanın içeriğiyle birlikte alınan kararlara ulaşabilirsiniz. Ne ne isimlerin, genç meslektaşların emeklerinin altına nasıl imza attıklarını görebiliyorsunuz.

Bu da insanın içini acıtıyor. Buradaki arkadaşlarımın hepsi çok genç, o nedenle emeğinize sahip çıkmanız çok önemli. Emeğinizin peşinden giderken çok da iyi bir takipçi olmanız gerekiyor bu konuda, onun altını çizerek söyleyeyim. Suçlu olduğu yargı kararıyla belirlenmedikçe hiç kimse suçlu ilan edilemez. Yasaların suç saydığı eylemler, gerçek olduğuna inandırıcı makul nedenler bulunmadıkça kimseye atfedilemez. Aslında sanıyorum başından beri gördüğünüz bu maddelerin her biri hukuki bir temele dayanıyor. Evrensel hukuki temele dayanıyor. Şimdi bu maddeye baktığımız zaman yargı kararıyla belirlenmedikçe ama yargı kararı olmadan bazı meslektaşlarımız casuslukla veya başka başka gerekçelerle suçlarının ne olduğunu bilmeden, iddianameyi görmeden hala içerideler. Çok sayıda arkadaşımız var. Bunu da bilerek aslında bıçak sırtı bir iş yapıyoruz ve bu işi de olabildiğince en doğru, en kurallı, en ilkeli, en ahlaki şekilde sürdürmeye çalışıyoruz.

Gazeteci kaynaklarının gizliliğini korur. Kaynağın kamuoyunu kişisel, siyasal, ekonomik ve benzeri nedenlerle yanıltmayı amaçladığı haller bunun dışındadır. Kaynağın izni olmadan görüntü ve ses kaydı alamaz, yayınlayamaz. Magazin haberlerinde benzer bir şeyi çok görüyoruz mesela. Gazeteci görevini taşıdığı sıfatın saygınlığına gölge düşürebilecek yöntem ve tutumlarla yapmaktan sakınır. Gazeteci görevini yaparken haber kaynağıyla mesafesini korur, tarafsızlığını etkileyebilecek şekilde seyahat, ağırlama vesaire gibi giderlerin haber kaynağı tarafından karşılanmasını ya da hediyeyi kabul etmez. Zorunlu durumlarda haberde bunu belirtir. Ne diyoruz ona? Editoryal haber değil mi? Yani bunu yapmaktan hiç imtina etmeyelim. Böyle bir şey varsa olabilir, oraya küçücük bir noktaya "Bu bir editoryal haberdir, ilan çalışmasıdır, tanıtımdır" ve benzeri bir ifadeyle mesleğimizin namusunu kurtarabiliriz arkadaşlar.

Tabii ki bu kurumsal bir gelir olarak düşünüldüğünde, burada çok ciddi bir etik mesele var. Bu çünkü artık gerçekten yoldan çıkmış bir sorun. Bize çok fazla bu konuda başvuru geliyor ama bunun temelinde öyle sanıyorum ki giderek gazeteci geleneği, genleri gazetecilik olan, gazetecilikten gelen patronların yerini holding sahiplerinin almış olması, dolayısıyla da işin tamamen gazeteciliğin kamuyla, kamu yararına bir hizmet, bir meslek olmasının ötesinde ticari bir alan olarak görülmesi, şantaj alanı olarak görülmesi, algı yaratma merkezi olarak görülmesi. Hemen bir örnek söyleyebilirim, kendileri apaçık ilan ettikleri için vaktiyle; sizin yaşınız bunu hatırlamaya ne kadar şey bilmiyorum ama isimleri çok iyi biliyorsunuz. Bir dönem Hürriyet gazetesinde işte o holding patronu sürecine geçildiğinde örneğin Ayşe Arman'ın yaptığı o hafta sonu röportajlarının, güzellemelerinin ciddi paralar karşılığı olmasını kendi genel yayın yönetmeninin "Ama gazeteye de kazandırıyor" açıklamasıyla meşrulaştırması çok önemli bir etik örnektir bence. Bundan 10 yıl sonra bile verilebilir çünkü döneminin en önemli isimlerinden bir gazeteci, döneminin en önemli isimlerinden bir genel yayın yönetmeni bu işin tamamen ticari boyutuyla ifadesini ediyorlar.

Çocuklar giderek çok daha acımasız bir iklimde kalıyor çocuklar ve basının bu konuda son derece duyarlı olması, duyarlılığını arttırması gerekiyor. Çocukları ilgilendiren, çocukların konu olduğu haberlerde; çocuğun görüntüleri ve açık kimlik bilgisi dahil olmak üzere teşhisine olanak sağlayan kişisel bilgileri kullanılamaz. Yapılacak yayınlarda çocuğun üstün yararı gözetilir ve korunur.

Bir diğer madde, ek madde geldi; 17. maddemiz. Toplumun yaşamını ve sağlığını ilgilendiren sağlık haberleri için çok önemli bu. Haber yaparken okuyucuda nedensiz korku veya sahte umuda yol açabilecek sansasyonel bir yaklaşımdan kaçınılır. Tıbbi konularda erken araştırma bulguları; nihai veya kesinmiş gibi ifadelerle sunulamaz. Sağlık konusu tam bir bıçak sırtıdır. Sağlık haberleri, daha fazla ilgi çekmek amacıyla abartılı veya sansasyonel biçimde verilemez. Bu konuyla ilgili zaten bir yasa da var. Bildiğiniz gibi bir sağlık kanalı açamıyorsunuz mesela televizyonda, sadece sağlığa yönelik. Bunun da belli koşulları var.

Ve yapay zekâ... Sizi bilmiyorum ama benim gözümü çok korkutan bir alan. Yapay zekâ konusunda çok görüşüldü, konuşuldu ve tartışıldı. Yapay zekâ medyanın destekleyicisidir ama medyanın yerine geçmez. Yapay zekâ; haberlerin doğruluğu, tarafsızlığı ve etik sunumunu desteklemek için kullanılır. Medya içeriğinin nihai sorumluluğu gazetecilere aittir. Kamuoyunun yapay zekâdan alınan bilgilerin ne zaman ve nasıl kullanıldığını bilme hakkı vardır. Bu, okura açıkça belirtilir. Yapay zekâ tarafından oluşturulan veya desteklenen tüm medya içerikleri; yapay zekâ kullanılmadan oluşturulan içeriklerle aynı doğrulama, doğruluk ve etik standartlara tabidir.

Ve 19; Basın Meslek İlkeleri, sosyal medyada paylaşılan haberleri de kapsar. Sosyal medya bizim için en sorunlu alanlardan biriydi; çünkü sosyal medya üzerinden çok şikâyet alıyorduk. Tabii burada doğruluk ve doğruluk... Bana göre etik kurallar silsilesindeki temel 5 maddeden birincisidir. Hakikat değil, doğruluk; doğru olmak, doğruyu bulmak, doğru yolda yürümek, doğru haberi yapmak."