Eğitim-Bir-Sen Eskişehir 1 Nolu Şube Başkanı İbrahim Akar, Milli Eğitim Bakanlığının 2026-2027 eğitim öğretim yılına ilişkin yayımladığı genelgede yer alan öğretmenlerin önlük giymesi konusunu değerlendirdi. Öğretmenler arasında önlük konusunda farklı görüşlerin bulunduğunu belirten İbrahim Akar, “Bir kısmı ‘Önlük giyelim’ derken, bir kısmı ‘Hayır, giymem’ diyor. Böyle bir tartışma yaşanıyor” dedi.

Eğitim-Bir-Sen Eskişehir 1 Nolu Şube Başkanı İbrahim Akar şu ifadeleri kullandı;

“Milli Eğitim Bakanlığı geçtiğimiz günlerde 2026-2027 eğitim öğretim yılıyla ilgili bir genelge yayımladı. Bu genelgede en çok konuşulan ve tartışılan konulardan biri öğretmenlerin önlük giymesi oldu. Öğretmenler arasında da bu konuda farklı görüşler var. Bir kısmı ‘Önlük giyelim’ derken, bir kısmı ‘Hayır, giymem’ diyor. Böyle bir tartışma yaşanıyor.

Değerli arkadaşlarım, Eğitim-Bir-Sen olarak öğretmenlerin kılık kıyafeti konusunda yıllardır bir mücadele yürütüyoruz. Kravat takma zorunluluğu, saç ve sakal ile başörtüsü olmak üzere üç temel başlıkta, 1982 askeri darbesinin ardından getirilen Kılık Kıyafet Yönetmeliği’nin artık günümüz şartlarına göre yeniden düzenlenmesi gerektiğini savunuyoruz.

Daha önce başörtüsü özgürlüğü konusunda bir adım atarak eylem kararı almıştık. Kravat takma zorunluluğunun kaldırılması ve öğretmenlerin sakal bırakabilmesi konusunda da adım atmıştık. Eğitim sendikaları arasında bu konuda ilk adımı atan sendikalardan biri Eğitim-Bir-Sen olmuştu.

Biz bu adımları attığımız dönemde diğer sendikalar bizimle birlikte hareket etmediler. Aksine biz insan hakları, demokrasi ve inanç özgürlüğü temelinde eğitim çalışanlarının ve kamu çalışanlarının daha özgür bir ortamda çalışabilmesi için mücadele ederken onlar bu sürecin biraz daha gerisinde kaldılar. Daha sonra sahanın da zorlamasıyla birkaç yıl içerisinde benzer kararlar almak durumunda kaldılar.

Bugün başörtüsü konusunda önemli düzenlemeler yapıldı. Sakal bırakılması konusunda Danıştayın ve diğer yargı mercilerinin kararları ortada. Çalışanların lehine kararlar söz konusu. Ancak şunu da göz ardı etmemek gerekiyor: Artık 2026 yılındayız.

Bizim artık eğitimin niteliğini, öğretmenin başarısını, öğretmenin daha verimli çalışabilmesini, ekonomik şartlarının nasıl iyileştirileceğini ve eğitim sürecinin nasıl daha nitelikli hale getirileceğini konuşmamız gerekiyor. Bunları konuşmak yerine hâlâ eski Türkiye anlayışıyla öğretmenin kılığıyla, kıyafetiyle, saçıyla, sakalıyla uğraşmanın ve bunları tartışmanın yerinde olduğunu düşünmüyorum.

Elbette kılık kıyafetin de belli sınırları ve bir çerçevesi olmalı. Buna kimsenin itirazı yok. Önlük konusuna geldiğimizde ise Milli Eğitim Bakanlığı daha önce bütün öğretmenlere önlük dağıtmıştı. Sizler de hatırlarsınız, eskiden öğretmenlerimiz beyaz önlüklerini giyerek derslere girerlerdi. Meslek lisesindeki öğretmenlerimiz de iş önlükleriyle derslere girerlerdi.

Burada niyetin yalnızca önlük olmadığını düşünüyorum. Çünkü bugün okullara gittiğimizde herhangi bir zorlama olmamasına rağmen birçok öğretmenin zaten önlük giydiğini görüyoruz. Diğer taraftan kravat takma ve sakal bırakma gibi konularda sendikaların aldığı eylem kararları da ortada. Öğretmenler sendikalarının aldığı eylem kararlarına uyarak mevcut yönetmeliği protesto ediyorlar.

Ama burada kaçırmamamız gereken en önemli nokta şu: Öğretmen ne giyeceğini, nasıl giyineceğini gayet iyi bilir. Sonuçta öğretmen bir kamu görevlisidir ve görevinin başında nasıl bulunması gerektiğinin farkındadır. Bakanlığın önlük konusundaki tavsiyesiyle ilgili de eylem kararlarımız ortada. Öğretmen önlük giyer veya giymez, ancak ne giyeceğini ve nasıl giyineceğini en iyi kendisi bilir. Bence eğitimde konuşmamız ve tartışmamız gereken temel meseleler bunlar olmamalı.”

Sosyal medya konusu biraz daha farklı. Öğretmenler zaman zaman sınıfta yaptıkları çalışmaları, etkinlikleri, programları ve kendi faaliyetlerini kamuoyuna ya da velilerine duyurmak amacıyla sosyal medyada paylaşıyorlar. Bunları görüyoruz.

Ancak bunun sınırlarını çok fazla genişletip farklı zeminlerde tartışma oluşturacak bir noktaya da getirmemek gerekiyor. Öncelikle şunun adını doğru koymalıyız: Bahsettiğimiz kişi bir öğretmen. Aynı zamanda bir kamu çalışanı ve devlet memuru. Görevini yerine getirirken kendisine ait birtakım sorumlulukları var.

Bu sorumlulukları göz ardı etmeden, gerçekten eğitim öğretime yönelik bir çalışma yapılıyorsa, öğretmen kendi alanıyla ilgili öğrencileri ve velileri bilgilendiriyorsa elbette bu tür çalışmalar desteklenebilir.

Ancak işin içerisine reklam, ticari kazanç ya da sosyal medya fenomenliğine dönüşen bir anlayış girdiğinde durum farklılaşıyor. ‘Bugün ne giydim, okulda ne yedik, ne konuştuk, neye güldük, nasıl eğlendik’ şeklinde işin magazinsel boyuta taşınmasını doğru bulmuyorum.

Öğretmenin işiyle, göreviyle ve kendi alanıyla ilgili öğrencileri ve velileri bilgilendirecek çalışmalar yapması başka bir şeydir. Bunu sosyal medya fenomenliğine ya da magazinsel bir alana dönüştürmek başka bir şeydir. Bu doğru ve uygun bir durum değil. Herkes ne iş yaptığını, görevinin ve vazifesinin ne olduğunu bilerek, taşıdığı sorumluluk doğrultusunda hareket etmeli.”