Eskişehir’de Dünya Ağrılılar Günü kapsamında düzenlenen programda, ESAĞ Kampüsü projesinin lansmanı gerçekleştirildi. 04.04.2026 tarihinde yapılan etkinlikte, Eskişehir’de yaşayan Ağrılıların bir araya geldiği programda birlik ve dayanışma vurgusu öne çıktı.

Programda konuşan Gelecek Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Ahmet Davutoğlu şu ifadeleri kullandı;

"Ahmedi Hani’den ruhunu, İshak Paşa Sarayı’ndan mimarisini ve estetiğini alan değerli Ağrılı hemşerilerim; değerli Büyükşehir Belediye Başkanımız, değerli milletvekillerimiz, sivil toplum kuruluşlarımızın kıymetli temsilcileri, hepinizi saygı ve muhabbetle selamlıyorum.

Güzel bir mekanda, özel bir konuda bir aradayız. Açıkçası Seyit Bey ve Cemil Bey’den bu daveti aldığımda, bu kadar güzel bir topluluğa hitap edebileceğimi, bu kadar anlamlı bir toplantıya iştirak edeceğimi hayal etmiyordum. Bekliyordum ama bu her şeyden daha başarılı, her şeyden daha anlamlıydı. Hem her ikisine hem de bütün Ağrılılara teşekkür ediyorum.

Mekan özel; Eskişehir. Başbakan olarak Eskişehir’e geldiğimde Eskişehirli hemşerilerim hatırlarlar. Gerçekten milletimizin bütün unsurlarıyla; Anadolu’suyla, Rumeli’siyle, Kafkasya’sı ile Mezopotamya’sı ile ve güzel ülkemizin her bir köşesiyle insanlarımızın harmanlandığı ve gelen herkesi kendisinden kılan Eskişehir’deyiz. Eskişehirlilere bu güzel ev sahipliği için teşekkür ediyorum.

Ve Ağrı... Ağrı insanlık tarihinin özüdür. Ağrı, Hz. Nuh’tan bu yana insanlık tarihinin yaşadığı bütün evreleri yaşamış mukaddes bir mekandır. Her bir köşesiyle; Karaköse’yle, Doğubayazıt’la, Diyadin’le, Eleşkirt’le, Hamur’la, Patnos’la, Taşlıçay’la, Tutak’la Ağrı’nın her bir köşesi bize insanlık tarihini anlatır. Bütün bu ilçeleri zihnimde hiçbir tereddüt olmadan saydığımda ve bu güzel coğrafyayı ziyaret ettiğimde Kafkasya’dan Mezopotamya’ya, Orta Asya’dan Balkanlar’a kadar uzanan o engin kültürel etkileşimin merkezi olduğunu gördüm.

Cemil Bey ve Seyit Bey, siz bu toplantıyı o kadar anlamlı bir tarihte organize ettiniz ki müsaadenizle o anlamlı tarih ve zamanlamayı da paylaşmak isterim. Ağrı’nın kapısı Gürbulak’tır. Gürbulak, İran’a açılır. Gürbulak; Anadolu’da yaşayan, Mezopotamya’da yaşayan Kürtlerin, Türklerin, Azerilerin hemen sınır ötesindeki soydaşlarının, kardeşlerinin yaşadığı bir yerdir.

Bugün bütün bir bölge gibi Gazze soykırımından sonra, Amerika Birleşik Devletleri ve onu önlerine katarak götüren İsrail’in emperyalist saldırıları İran’a doğru yönelirken; biz Rumeli muhaceretini yaşamış, Eskişehir işgalini görmüş ve bu işgale karşı Polatlı’dan bütün bir düşman ordusunu, emperyalist sürüleri sürmüş bir milletin çocukları olarak gür bir sesle İsrail ve onun takipçisi olan Amerika Birleşik Devletleri, soykırımcı Netanyahu ve onun peşinden giden Trump’a karşı en gür sesle diyoruz ki: Orta Doğu, Kafkaslar, Balkanlar, bütün bu coğrafya ve Mezopotamya bu bölge halklarınındır, asla emperyalistlere peşkeş çekilemeyecektir.

Biz sessiz kalamayız. Minap’ta 165 kız çocuğu şehit edilirken bu kız çocuklarının hangi mezhepten, hangi etnik kökenden olduğuna bakmayız. Sadece masum çocuklar olduklarını görür ve onların yanında dururuz. Bir şekilde Türkiye’deki bütün siyasi liderlere de teşekkür ederek şunu ifade edeyim: Bundan 2 hafta önce dünyanın sayılı entelektüelleri, Birleşmiş Milletler çalışanları, eski cumhurbaşkanları, başbakanları ve Nobel Barış Ödülü sahipleriyle bir girişim başlatmıştık. Minap’ta yapılan çocuk katliamına karşı bir kampanya başlattık. Buraya Türkiye’deki siyasi liderlerden Sayın Cumhurbaşkanımız Abdullah Gül, Sayın Özgür Özel, Sayın Fatih Erbakan, Sayın Mahmut Arıkan, Ali Babacan, Doğu Perinçek, Sayın Gültekin Uysal, Sayın Zekeriya Yapıcıoğlu gibi birçok siyasi lider imza attı. Ben gurur duydum. Hangi siyasi görüşten olursak olalım, her birimiz Ağrı Dağı’nda anıldığında insanlığın Hz. Nuh’u hatırladığını bilerek, Nuh’un çocukları olarak bir emperyalist saldırı karşısında Nuh’un gemisindeymişçesine omuz omuza vermek zorundayız.

İsrail’in bugün yapmak istediği şey, tam da bugün bu toplantıyla bütün dünyaya Ağrılıların ve Eskişehirlilerin ilan ettiği bir birleşmeyi, bir gönüldaşlığı engellemektir. Bu emperyalist plan bugün Türkleri Kürtlere, Kürtleri Araplara, Arapları Acemlere ve her birini bir diğerine düşman etmek için çalışırken; zamanlamanın ikinci boyutu ise terörsüz Türkiye projesi etrafında Türkiye’de kardeşliğin, milli birlik ve beraberliğin temellerinin atılmasıdır. Muhalefette olabiliriz, farklı siyasi görüşlere sahip olabiliriz ama şu masa etrafındaki bütün siyasi parti temsilcilerinin Türk-Kürt kardeşliğine, Sünni-Alevi kardeşliğine, Çerkez, Kafkas, Balkan ve Mezopotamya halklarının kardeşliğine kendim gibi inanıyorum.

Bugün küçük ihtilafların peşinde gitme günü değildir. Kim ne şekilde başlatmış olursa olsun; Sayın Devlet Bahçeli’ye, Sayın Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’a, bu işte inisiyatif alanlara, DEM Parti yetkililerine, gönül isterdi ki Sırrı Bey de buradan ayrılmasın ve dinlesin. Çünkü hiçbir parti ayrımı olmaksızın o da bu konuda hizmet etmiş biriydi. Belki bir protokol hatasıdır, eminim gönüllerini alırsınız Cemil Bey. Ben onun da manen burada olduğunu düşünerek söylüyorum; gün ayrılık günü değil, gün birleşme günü, gün terk etme günü değil, gün barışma günü, gün küçük ihtilafların peşinde parçalanma günü değil, bölgeyi parçalamak ve bölmek isteyenlere karşı omuz omuza verme günüdür.

Değerli kardeşlerim, onun için bu masayı bugün kurduğunuz için Allah sizden razı olsun. Allah sizden razı olsun. Bir araya gelmesi çok zor gibi görülen milletvekillerini bir araya getirdiniz. Eski dostlar olup da daha sonra şu veya bu gerekçeyle selamlaşmayanları bir araya getirdiniz. Selamı yaygınlaştırın der Hazreti Peygamber. Biz de onu yapacağız. Ve şunu ifade edeyim; benim manen huzur bulduğum, içine girdiğimde hiç terk etmeyi istemediğim bazı mekanlar vardır. Tabii Mekke, Medine ve Mescid-i Aksa ayrı bir şey. Ama Anadolu’da, bu ülkede birkaç mekan var ki birisi Diyarbakır Ulu Cami diğeri Bursa'daki Ulu Cami.

Biri Konyalı Hazret-i Mevlana’dır, bizi birisi Hacı Bektaş-ı Veli’nin dergahıdır ve birisi de Ahmedi Hani’nin huzurudur. Oraya gittiğimde emin olunuz ayrılmak istemedim. Ben Kazakistan’a gittiğimde adım Ahmet Yesevi olmasının sebebi olan ve Ahmet Yesevi unvanının sahibi olan Hoca Ahmet Yesevi’nin çilehanesine girdim ve saatlerce kaldım.

Bir Türk olarak Hoca Ahmet Yesevi’nin çilehanesinde ne hissettiysem manen de Serok Ahmet olarak Ahmedi Hani’nin huzurunda aynısını hissettim, hiçbir eksiklik hissetmedim. O da Ahmet o da Ahmet. Biri Pir-i Türkistan, Türklerin İslam öncülüğü altında birleştiren Ahmet Yesevi olması da Ahmet Evvel Hazret-i Peygamber, Ahmet Sani de Hoca Ahmet Yesevi. Diğeri ise yine Ahmet, Ahmedi Hani; yüreğiyle, maneviyatıyla, şiiriyle, Mem u Zin’iyle hepimizin gönlünü aydınlatan.

Onun bir sözüyle sizleri, bütün siyasilere, bu masa etrafındaki bütün arkadaşlarıma, çok uzun zamandır görmediğim AK Parti Başkanımıza, efendim Cumhuriyet Halk Partisi temsilcilerine, DEM temsilcilerine, her birine hitaben söylemek istiyorum. Başka siyasi parti temsilcisi varsa onlara da. Der ki Ahmedi Hani: "Güçlüyken adalet, zayıfken cesaret asalettendir." Asalettendir.

Biz güçlüyken adaleti uygulamak, zayıfken elimizde güç yokken de herhangi bir yanlışlık varsa onun karşısında cesaretle durmak zorundayız. Allah şahittir ki siyasetimin temel düsturu bu oldu. İktidarda ve güç sahibi olduğumda adaleti, farklı düşüncelerle zayıf kaldığımda, iktidarı bıraktığımda da cesareti asla terk etmedim. Şimdi bizim masamızdaki bütün siyasilere de gelin ortak bir siyasi ahlak etrafında buluşalım.

Gelin, siyasetin her geçen gün itibar kaybettiği bir ülkede siyaseti umut ışığı, siyaseti ufuk ışığı yapacaksak ortak siyasi değerlerde buluşalım. Farklı ideolojilere mensup olabiliriz, farklı ekonomik modelleri savunabiliriz, farklı siyasal sistemleri savunabiliriz ama hepimiz dürüstlük, sadakat, feragat, fedakarlık ve özellikle de demokratik insan hak ve özgürlükleri temelinde bir siyasi ahlakta buluşalım. Bugün siyasetin her şeyden çok ahlaka ihtiyacı var. Bu kadar siyasetin itibar kaybettiği bir yerde ümit ederim bu ahlaka öncülük edenlerden oluruz.

Şimdi herkesin bir sözü oldu Cemil Bey’e, benim öyle arsam yok verecek. Onu Kazım Bey versin. Müteahhitlerle evet, bilirsiniz imar yasası dolayısıyla müteahhitlerle epey bir şeyimiz oldu, hani mücadelede müteahhitlerimiz kıymetlidir. Yeter ki ihale yolsuzluğu yapmasınlar, yeter ki işin hak edişi aldıklarında ödesinler. Müteahhitlerimize saygım sonsuz ama ben müteahhit değilim. Çok büyük bir servetim de yok. Bir hoca olarak benim servetim kitabım. Size kendi kitaplarımdan 10’ar nüsha hariç, buraya kütüphane kurduğunuzda 500 kitap kendi kütüphanemden vereceğim. Yani alıp vermeyeceğim; kendi kütüphanemden ki binlerce kitabım var hamdolsun, bu kütüphaneye uygun düşecek 500 tanesini, bir kısmı da imzalı olarak buraya taahhüt ediyorum. Gidip kütüphaneme bakacağım, eğer 1000 tane çıkarabilirsem bu sayıyı da siz inşa ettiğinizde bine çıkaracağım inşallah. Bizim hoca olarak vereceğimiz budur.

Tekrar bu güzel buluşmaya ev sahipliği yapan ESAH Derneği’ne teşekkür ediyorum. 04.04.2026 çok güzel bir sembol. Allah Ağrılıları dünyanın neresinde olursa olsun Ağrı Dağı kadar aziz eylesin. Ahmedi Hani kadar merhametli, şefkatli eylesin; İshak Paşa kadar güzel binalar yapılsın. Yani buradaki estetiği İshak Paşa’yı andıran doneleri mutlaka, sizin mimarınız kim bilmiyorum ama mimarınızı görmek isterim. İshak Paşa’nın izleri burada bir şekilde olsun; yata taşçılığında, yapıt deseninde bir şekilde olsun diyorum.

Bir şartım daha var, herhalde bütün Ağrılılar bu şarta katılır. Burada her an gelen misafir için o Patnos’un güzel yemeği keledoş olsun ha! Geldiğimde keledoş yemek isterim. Keledoşu Patnos’ta bir keledoş yedim SARA Hanım ile birlikte, hala ağzımızın tadıdır."