Öğleden sonraydı. Limon almak için biraz dolaşınca, tezgâhlardan birindeki limonlar gözüme güzel göründü. Kilosu 100 liraydı. 1 kilo istedim, 5 tane girdi kiloya. Fiyatı pahalı ama limon, olmazsa olmaz bir gereksinim. Tezgâhın ön tarafı yüksekti, arka kısmı görülemiyordu. Satıcı poşete limonları koydu. Poşet geldiğinde hissettiğim için kontrol ettim. 5 limonun ikisi iyice yumuşamış, çürümeye yüz tutmuştu.
“Bunları değiştir.” dedim. Demediğini bırakmadı. “Nesi var bu limonun, 6 aydır depolarda bunlar. Normal, yatak limon.” filan dedi. Baktım değiştirmeyecek, geri verdim. Almaktan vazgeçtim. Başladı konuşmaya: “İnşallah 200 lira olur, hiç alamazsınız.” dedi. “Ben alamazsam, sen de satamazsın.” dedim. “Ben daha çok kazanırım.” dedi. Sinirlendiğimle kaldım.
“Markete gider, tek tek seçerek alırım.” diye düşündüm. Bu durum sadece limonda değil; domateste, meyvelerde de aynı. Hep arkadan dolduruyorlar, yarısı bozuk çıkıyor.
Türkiye’nin diğer şehirlerindeki pazarlarda müşteri, ürünleri tek tek seçebiliyor. Ama ne hikmetse bizde böyle bir şans yok. Maalesef pazarcı esnafının büyük çoğunluğu da saygısız. Eskişehir’deki bu pazaryerlerinin iyi denetimi şart gibi görünüyor. Pazarcılar Odası mı yapar, belediyeler mi ilgilenir bilmiyorum ama birileri mutlaka bu işle ilgilenmeli. Müşteriye seçme hakkı verilmeli. Fiyat biraz daha yüksek olabilir. Ama verilen ürünün yarısı bozuk olunca zaten aynı hesaba geliyor.