Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu adına konuşan Eda Düzgün şu ifadeleri kullandı:
"Bugün burada, bundan tam iki yıl önce kaybolan Rojin Kabaiş için bir aradayız.
İki yıldır cevapsız bırakılan soruları yeniden sormak, Rojin’in ölümünün bütün yönleriyle aydınlatılmasını istemek, şüpheli kadın ölümlerinin üzerinin kapatılmasına izin vermeyeceğimizi bir kez daha söylemek için buradayız.
27 Eylül 2024’te Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi öğrencisi Rojin Kabaiş, kaldığı KYK yurdundan çıktı. O günden sonra kendisinden haber alınamadı. Ertesi gün Rojin’in telefonu, kulaklığı, cüzdanı ve bazı eşyaları Van Gölü kıyısında bulundu. Günlerce arandı. 18 gün sonra cansız bedeni, son görüldüğü yerden kilometrelerce uzakta Mollakasım sahilinde bulundu.
Rojin Kabaiş İçin Adalet Komisyonlarının derlediği rapora göre, daha ilk günlerden itibaren dosyada yanıt bekleyen çok sayıda soru vardı.
İlk otopsi incelemelerinde kesin ölüm nedeni belirlenemedi. Daha sonra Adli Tıp Kurumu, ölümün suda boğulma sonucu gerçekleştiği yönünde görüş bildirdi. Ancak bunun intihar mı, kaza mı yoksa başka kişi ya da kişilerin etkisiyle mi gerçekleştiğinin tıbben belirlenemediği ve adli soruşturmayla aydınlatılması gerektiği belirtildi.
Yani iki yıldır sorduğumuz soru hâlâ ortada: Rojin suya nasıl girdi? Rojin’e ne oldu?
Soruşturmanın ilerleyen aşamalarında Rojin’in bedeninden alınan örneklerde iki farklı erkeğe ait DNA profili bulundu. 134 kişiden alınan DNA örnekleri bu iki profille eşleşmedi.
Bugün hâlâ soruyoruz: Bu iki erkek DNA’sı kimlere ait?
Rojin’in telefonu, kamera kayıtları, HTS ve baz istasyonu verileri, PTS kayıtları, çevredeki araçlar ve Van Gölü’ndeki tekneler ancak daha sonra kapsamlı biçimde incelemeye alındı.
Rojin’in telefonu dosyanın başından beri en önemli delillerden biri. Telefon aylar boyunca açılamadı, yurt dışına gönderildi, geri geldi, farklı teknik incelemelere konu oldu. Ancak Ağustos 2026’da telefonun özel bilirkişi tarafından incelenmesi talebi kabul edildi.
Bugün hâlâ soruşturma tamamlanmış değil.
Dün gece, kayboluşunun üzerinden tam iki yıl geçtikten sonra, Rojin’in otopsi raporunu hazırlayan, delilleri karartarak katilleri saklayan Adli Tıp uzmanları hakkında soruşturma başlatıldı.
Bir kadın kaybolduğunda ya da şüpheli şekilde hayatını kaybettiğinde, bütün deliller ilk günden itibaren eksiksiz ve zamanında toplanmalıdır. Çünkü geciken her adım, gerçeğe ulaşmayı zorlaştırır.
Rojin’in dosyası bu nedenle yalnızca Rojin’in dosyası değildir.
Türkiye’de kadınların şüpheli ölümlerinde yıllardır aynı sorularla karşılaşıyoruz.
Bunu Gülistan Doku’nun dosyasında da gördük. Gülistan 5 Ocak 2020’de kayboldu. Altı yıl boyunca “Gülistan nerede?” diye soruldu. Ancak 2026’ya gelindiğinde soruşturma yeniden ele alındı. Bugün hâlâ Gülistan’ın akıbeti kesin olarak ortaya çıkarılmış değil. Biz Rojin için de yılların geçmesini, delillerin kaybolmasını, gerçeğin ancak yıllar sonra araştırılmasını kabul etmiyoruz.
Çünkü biz bu tabloyu yalnızca tek tek dosyalarda görmüyoruz.
Platformumuzun verilerine göre 2026’nın yalnızca ilk altı ayında 150 kadın erkekler tarafından öldürüldü, 151 kadın ise şüpheli şekilde ölü bulundu. Öldürülen 150 kadının 64’ü evli olduğu erkek tarafından öldürüldü.
Bize yıllardır kadınların en güvende olması gerektiği yerin “aile” olduğu anlatılıyor. Ama bizim tuttuğumuz veriler başka bir gerçeği gösteriyor. Kadınlar en yakınlarındaki erkekler tarafından öldürülüyor. Kadınlar evlerinde öldürülüyor. Ayrılmak istedikleri için, boşanmak istedikleri için, kendi hayatlarına ilişkin karar almak istedikleri için öldürülüyor.
Tam da böyle bir tabloda, 13 Eylül’de “Ailem Güvende” adı verilen operasyonlarda LGBTİ+ derneklerinden aktivistler, bağımsız hak savunucuları gözaltına alındı, tutuklandı. Kadınlar olarak aileyi güvende tutmak adı altında yürütülen bu operasyonların karşısındayız. Bedenlerimiz, kimliklerimiz, örgütlenme hakkımız üzerindeki bu baskılar otoriter siyasetin bir parçasıdır.
Biz kadınlar açısından soruyu başka türlü sormak zorundayız:
Kadın güvende mi?
Bir kadın boşanmak istediğinde güvende mi? Bir kadın şiddet gördüğünde şikâyete gittiğinde güvende mi? Uzaklaştırma kararı çıktığında güvende mi? Çocuğunu okula bırakırken güvende mi? Sokakta yürürken güvende mi? Kaldığı yurttan çıktığında güvende mi?
Kadınları korumak istiyorsanız kadınların hayatına ilişkin kazanılmış haklarını tartışmaya açmayın.
6284’ü etkin uygulayın.
Kadının şikâyetini ciddiye alın. Israrlı takibi ciddiye alın. Ölüm tehdidini ciddiye alın. Uzaklaştırma kararını yalnızca bir kâğıt parçası olmaktan çıkarın. Koruma kararı verildiğinde o kararın uygulanıp uygulanmadığını takip edin.
Çünkü elimizde bunun ne kadar hayati olduğunu gösteren örnekler var.
Geçtiğimiz ay, bu ağustosta, Nilda Müge Şahin, Şerife Gezer, Sultan Kara hakkında uzaklaştırma kararı bulunduğu belirtilen erkekler tarafından öldürüldü. Üç kadın bu uzaklaştırma kararlarına rağmen öldürüldü.
Ve daha birkaç gün önce Ankara’da Buse Akgün Gök öldürüldü. Buse 26 yaşındaydı arkadaşlar. 17 Eylül günü anasınıfına giden kızını almak için okula gitti. Boşanma aşamasında olduğu erkek Buse’yi okul bahçesinde bıçakladı. Buse yedi gün boyunca hastanede yaşam mücadelesi verdi ve 24 Eylül’de hayatını kaybetti. Fail yakalanarak tutuklandı; soruşturma sürüyor.
Bir kadının çocuğunu okuldan almaya gitmesi bile ölümle sonuçlanabiliyorsa, “güvenlik” tartışmasını kadınların yaşam hakkından bağımsız yapamayız.
Ve bugün yalnızca fiziksel şiddeti de konuşmuyoruz.
Ekonomik şiddeti, yoksulluğu, kadınların ayrılmak istedikleri ilişkilerden ekonomik nedenlerle çıkamamasını, barınma hakkını, sosyal destek mekanizmalarını da konuşmak zorundayız.
Geçtiğimiz günlerde Ankara’da emeklilerin zam talebiyle Anayasa Mahkemesi önünde yaptığı eylem sırasında emekli polis Ali Şekeroğlu, geçinemediğini dile getirdikten sonra yaşamına son verdi.
Güvenli ve onurlu bir yaşamdan söz ediyorsak, devletin insanları şiddete, yoksulluğa ve çaresizliğe karşı koruma sorumluluğunu da konuşmak zorundayız.
Biz kadınların yaşamak için şiddetten kaçarken yoksulluğa mahkûm edilmediği; bir kadının çocuklarıyla birlikte yaşayabileceği bir ev bulabildiği; ekonomik bağımsızlığa sahip olduğu; şiddete uğradığında kamu kurumlarının arkasında durduğunu bildiği bir hayat istiyoruz.
Ve bugün, Rojin’in kaybolmasının ikinci yılında bütün bunları tekrar tekrar anlatmamızın nedeni tam olarak bu.
Çünkü isimler değişiyor.
Şehirler değişiyor.
Yaşlar değişiyor.
Ama kadınların hayatlarının yarıda bırakıldığı hikâyelerin birbirine benzeyen tarafları değişmiyor.
Rojin, kaldığı KYK yurdundan çıktı. Bir daha yurduna dönemedi.
Biz buradan, Eskişehir’den bir kez daha söylüyoruz:
Rojin’in ölümündeki bütün şüpheler giderilene kadar bu dosyayı takip edeceğiz.
Rojin’in bedeninde bulunan iki erkeğe ait DNA profillerinin kimlere ait olduğu ortaya çıkarılana kadar soracağız.
Şüpheli kadın ölümlerinin “intihar” ya da “kaza” denilerek kapatılmasına izin vermeyeceğiz.
6284’ün etkin uygulanmasını, kadınların şikâyetlerinin zamanında değerlendirilmesini, koruma kararlarının fiilen uygulanmasını istemeye devam edeceğiz.
Bir kadının yaşamak için mücadele etmek zorunda olmadığı bir ülke için mücadele edeceğiz.
Rojin için, Gülistan için, Buse için, Nilda için ve öldürülen bütün kadınlar için buradayız.
Bir kişi daha eksilmeyeceğiz. Kadın cinayetlerini durduracağız."





