Eğitim-İş Sendikası Eskişehir Şube Başkanı Fadime Arslan şu ifadeleri kullandı:

"Eğitim-İş olarak, Cumhuriyetimizin en temel harcı, en sarsılmaz sütunu olan laik, bilimsel ve kamusal eğitimin, bizzat Millî Eğitim Bakanlığı eliyle nasıl planlı bir tasfiye ve imha sürecine maruz bırakıldığını ortaya koymak için bugün Türkiye'nin dört bir yanında alanlardayız. Okullarımızın nasıl birer şiddet, sömürü ve ideolojik dayatma alanına dönüştürüldüğünü tüm açıklığıyla dile getirmek için buradayız.

Karşımızdaki tablo artık basit bir aksaklık, bir yönetim hatası ya da sıradan bir bütçe yetersizliği değildir. Türkiye'de eğitim sistemi yalnızca sorun yaşamıyor. Eğitim sistemi, siyasi iktidar ve Millî Eğitim Bakanlığı tarafından oluşturulan sistematik bir anlayışla yönetiliyor.

Eğitim-İş olarak hazırladığımız 2025-2026 Eğitim-Öğretim Yılı Dönem Sonu Değerlendirme Raporumuz, yaşanan sorunların münferit olaylardan ibaret olmadığını; ekonomik, ideolojik, kurumsal ve fiziksel boyutları bulunan bütüncül bir yapıya dönüştüğünü ortaya koymaktadır.

Sayın Yusuf Tekin; siz kürsülerde masal anlatıyorsunuz, biz okullardan cenazelerimizi kaldırıyoruz.

Buradan, Millî Eğitim Bakanlığı önünden, eğitimde yaşanan bu tabloya ilişkin sorumluluğun başında bulunduğunu düşündüğümüz Millî Eğitim Bakanı Yusuf Tekin'e sesleniyoruz.

Sayın Bakan, siz kamuoyuna başarı hikâyeleri anlatırken eğitim dünyasında yaşanan sorunlar her geçen gün büyüyor. Resmî açıklamaların arkasında aç kalan çocuklar, haklarını arayan öğretmenler ve farklı sorunlarla karşı karşıya kalan milyonlarca öğrenci bulunuyor. Görevi başında yaşamını yitiren Fatma Nur Çelik gibi genç öğretmenlerin acısı ise hâlâ tazeliğini koruyor.

Şanlıurfa'da ve Kahramanmaraş'ta yaşanan okul saldırıları, öğrencilerin silahla okullara girebildiği olaylar eğitim kurumlarında güvenlik tartışmalarını yeniden gündeme taşıdı. Okulların öğrenciler ve öğretmenler açısından güvenli alanlar olmaktan uzaklaştığını düşünüyoruz. Eğitim sisteminin geldiği noktayı ciddi bir kurumsal güvenlik sorunu olarak değerlendiriyoruz.

Ekonomik şiddet: Parasız eğitimi bitirdiniz, okulları ticarethane yaptınız
Ülkenin içinde bulunduğu ekonomik kriz, okullarda doğrudan hissedilmektedir. Devletin parasız eğitim ilkesinden uzaklaştığını düşünüyoruz. Eğitim giderleri büyük ölçüde ailelerin omuzlarına yüklenmiştir.

Velileri zorlayan maliyetler. Okulların sabun, tuvalet kâğıdı, temizlik malzemesi ve fotokopi gibi temel ihtiyaçlarının dahi karşılanamadığını görüyoruz. Yeterli bütçe ayrılmaması nedeniyle okul yönetimleri velilerden destek istemek zorunda kalıyor. Devlet okullarında bağış, aidat ya da kayıt ücreti adı altında 10 bin lira ile 100 bin lira arasında ödeme talep edildiğine ilişkin çok sayıda örnek bulunmaktadır.

Asgari ücreti aşan eğitim giderleri. Bir öğrencinin eğitim yılı başlangıç maliyetinin yaklaşık 65 bin liraya ulaştığını görüyoruz. Kırtasiye ürünlerindeki fiyat artışları yüzde 60'ın üzerine çıkarken, okul hazırlık masrafları birçok aile için ciddi bir yük oluşturuyor.

Çocuk yoksulluğu. OECD verilerine göre Türkiye'de çocuk yoksulluğu yüzde 22,4 seviyesindedir. PISA verileri de ekonomik nedenlerle yeterli beslenemeyen öğrencilerin bulunduğunu ortaya koymaktadır. Ücretsiz okul yemeği ve temiz içme suyuna erişim konusunda daha kapsamlı sosyal politikaların uygulanması gerektiğini düşünüyoruz.

Özel okullar. Özel okul ücretlerinin ulaştığı seviyeler birçok aile açısından karşılanamaz durumdadır. Bakanlığın bu konuda velileri koruyacak adımlar atması gerektiğine inanıyoruz.

İdeolojik şiddet. Medreseleşen okullar, tarikatlara teslim edilen zihinler. Eğitim sisteminin bilimsel ve laik eğitim anlayışından uzaklaştırıldığını düşünüyoruz. Okulların inanç ve düşünce bakımından tarafsız olması gerektiğini savunuyoruz.

Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli. Bilimsel hazırlık süreci tamamlanmadan uygulamaya konulduğunu düşündüğümüz Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli'nin eğitim programlarını bilimsel temelden uzaklaştırdığı kanaatindeyiz. Eleştirel düşünceyi ve sorgulamayı zayıflatan uygulamalara karşı çıkıyoruz.

ÇEDES ve protokoller. ÇEDES kapsamında yürütülen uygulamalarla imam, vaiz ve din görevlilerinin okullarda görev almasını doğru bulmuyoruz. Pedagojik formasyonu bulunmayan kişilerin eğitim faaliyetlerinde yer almaması gerektiğini düşünüyoruz.

Tarikat ve cemaat protokolleri. TÜGVA, Ensar Vakfı, Hayrat Vakfı ve İlim Yayma Cemiyeti gibi yapılarla yapılan protokollerin eğitim sistemi üzerindeki etkilerinden endişe duyuyoruz. Devlet okullarının yalnızca kamusal eğitim amacıyla kullanılmasını savunuyoruz.

Kurumsal ve yapısal şiddet. 1,5 milyon çocuk sistem dışında, öğretmenler güvencesiz çalışıyor. Planlama eksiklikleri, liyakat tartışmaları ve eğitim politikalarının bedelini öğrencilerle öğretmenlerin ödediğini düşünüyoruz.

Okul dışında kalan çocuklar. Millî Eğitim Bakanlığı verileri incelendiğinde zorunlu eğitim çağındaki çok sayıda çocuğun eğitim sisteminin dışında kaldığı görülmektedir. Açık öğretim ve MESEM kapsamındakilerle birlikte bu sayının 1,5 milyona yaklaştığını değerlendiriyoruz.

MESEM uygulaması. MESEM kapsamında çocukların ağır işlerde çalıştırıldığına ilişkin örnekler kamuoyuna yansımaktadır. Çocuk işçiliğinin sona erdirilmesi ve tüm çocukların örgün eğitime yönlendirilmesi gerektiğini savunuyoruz.

Öğretmenlik mesleği. Öğretmenlik Meslek Kanunu ve Millî Eğitim Akademisi uygulamalarının eğitim fakültelerini işlevsiz hâle getirdiğini düşünüyoruz.

Mülakat uygulamasının kaldırılması yönündeki vaatlerin yerine getirilmediğini, mahkeme kararlarına rağmen çok sayıda öğretmenin göreve başlatılmadığını ifade ediyoruz. Özel okul öğretmenlerinin düşük ücretlerle çalıştırıldığını, taban ücret uygulamasının yeniden hayata geçirilmesi gerektiğini savunuyoruz.

Taleplerimiz. Eğitimde Şiddeti Önleme Kanunu çıkarılmalıdır. Tüm okullara kadrolu güvenlik ve temizlik personeli atanmalıdır. Her öğrenciye ücretsiz okul yemeği sağlanmalıdır. MESEM uygulaması kaldırılmalı, çocuk işçiliği sona erdirilmelidir. Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli geri çekilmeli, ÇEDES ve benzeri protokoller iptal edilmelidir.

Mülakat sistemi kaldırılmalı, öğretmen atamaları yalnızca yazılı sınav sonuçlarına göre yapılmalıdır. Özel okul öğretmenlerine taban ücret güvencesi sağlanmalıdır.

Durum ne kadar zor olursa olsun laik, bilimsel ve kamusal eğitim anlayışını savunmayı sürdüreceğiz. Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk'ün emanet ettiği Cumhuriyet değerlerine sahip çıkmaya devam edeceğiz. Yaşasın laik, bilimsel, çağdaş ve kamusal eğitim mücadelemiz. Yaşasın Eğitim-İş."