Eskişehir Ekoloji Derneği Başkanı Filiz Fatma Özkoç şu ifadeleri kullandı;
"Eskişehir, altın ve gümüş madeni projelerine yabancı değil. Süreç Kaymaz'da başladı. Daha sonra Atalan, Alpagut ve Sivrihisar'da devam etti. Şimdi ise Alpu Esence bölgesine geldi.
Üzerinde durulması gereken önemli bir konu var. Doğadaki bütün sistemler bir denge içerisinde çalışır. Toprak ekosistemi, hava ekosistemi ve diğer doğal sistemlerin tamamı birbirine bağlıdır. Bu tür çalışmalar başladığında ise bu denge tamamen bozuluyor. Dengenin bozulmasıyla birlikte insanların, hayvanların ve diğer tüm canlıların yaşam alanları tehlike altına giriyor.
Bu projelerin ÇED raporlarını yıllardır inceliyoruz. Bunlar tam anlamıyla vahşi madencilik projeleridir. Bugün Türkiye'de olduğu gibi dünyanın birçok yerinde de altın ve gümüş madenciliğinde siyanür yöntemi kullanılıyor. Bunun temel nedeni maliyetinin düşük olmasıdır. Farklı yöntemler de var ancak bunlar çok sınırlı uygulanıyor.
Esence bölgesinde ise zenginleştirme işlemi yapılmayacağı için siyanür kullanılmayacağı söylenecek. Yetkililer köy halkına, 'Burada siyanür kullanılmayacak, endişelenmeyin. Zehirlenmeyeceksiniz, kanser olmayacaksınız.' diyebilir. Ancak işin temelinde siyanür zaten başlı başına bir zehirdir.
Bu projede yaklaşık 335 milyon ton kazıdan söz ediliyor. Bu miktar, Atalan ve Alpagut'taki kazı miktarının yaklaşık üç katı büyüklüğünde. Ortaya çıkacak pasa dağlarının büyüklüğünü düşünün. Bunun yaklaşık 8 milyon tonu Kaymaz'a zenginleştirme amacıyla gönderilecek. Ancak geriye kalan 300 milyon tondan fazla malzeme bu bölgede kalacak ve yapay dağlar oluşturacak.
Bu yapay dağların en büyük riski ağır metallerden kaynaklanıyor. Altın ve gümüş cevherleri yer altında tek başına bulunmuyor. Beraberinde çok sayıda ağır metal de bulunuyor. Siyanür son derece zehirli bir madde. Ancak insan sağlığı açısından en büyük risklerden biri de bu ağır metallerdir.
Kazı malzemesi yüzeye çıktıktan sonra ağır metaller oksijen ve suyla reaksiyona girerek zararlı bileşiklere dönüşüyor. Bu maddeler havaya karışıyor, daha sonra yağmur sularıyla yeniden toprağa ulaşıyor. Topraktan besinlere, besinlerden de insanlara ve diğer canlılara geçiyor.
En büyük risklerden biri ağır metaller. Burada tonlarca malzemeden söz ediyoruz. Bölgeyi adeta açık hava kimya laboratuvarı gibi düşünün. Sürekli kimyasal reaksiyonların gerçekleştiği bir alan oluşacak. Ortaya çıkan gazlar atmosfere karışacak ve bizler bu gazları soluyacağız. Bundan yalnızca insanlar değil, bitkiler ve diğer canlılar da etkilenecek.
En büyük tehlikelerden biri de bu pasa dağlarıdır. Erzincan İliç'te yaşanan olay hâlâ hafızalarımızda. Denetimlerin yeterli olmadığı yönünde ciddi endişeler var. Bu yapay dağlar depremde, yoğun yağışlarda ya da farklı nedenlerle çökme riski taşıyabilir. Bu durum iş kazalarına ve can kayıplarına da yol açabilir.
Üstelik etkileri yalnızca maden sahasıyla sınırlı kalmaz. Havaya karışan partiküller ve gazlar rüzgârın etkisiyle çok geniş alanlara yayılabilir. Bu nedenle sadece o bölgede yaşayan insanlar değil, şehir merkezinde yaşayanlar da bundan etkilenebilir."





