Eskişehir Ekoloji Derneği Başkanı Filiz Fatma Özkoç şu ifadeleri kullandı;

“Bugün 13 Şubat, Erzincan İliç’ te yaşanan katliamın yıl donümü. Eskişehir Doğa ve Yaşam Platformu olarak katliamın 2. yılında alanlardayız. Yaşananlar sadece bir iş cinayeti değil, bilim insanlarının, meslek odalarının ve sivil toplum örgütlerinin tüm uyarılarına rağmen Anagold Madenciliğin kâr hırsına yenik düşen ekolojik ve insani yıkımdır. 9 Emekçi ülkede yaşanan cezasızlık düzenine kurban verilmiştir. Kamuoyuna sunulan dava dosyalarında 9 emekçinin hayatını kaybetmesine karşın kamuoyunun gazını almak için göstermelik soruşturmalar açılmıştır. Ne asli sorumluluğu bulunan sömürgeci şirket yöneticileri ne de kamu görevlileri yargılanmıştır. Ülkeyi beton bloklara dönüştüren bütün yaşam alanlarını ormanları, su varlıklarını peşkeş çeken Çevre, Şehircilik ve iklim Değişikliği Bakanlığı ÇED Olumlu kararlarını artık neredeyse incelemeden dağıtmaktadır.

10 milyon metreküplük siyanür ve çeşitli kimyasalların karıştığı liç malzemesinin kaymasıyla yaşanan devasa ekolojik yıkım, çevre kirliliği cezalarıyla örtbas edilmeye çalışılmıştır

Bu ülkede maden şirketlerine verilen para cezaları insan hayatı ve doğanın Bedeli haline getirilmiştir. Bütün bu felaketler tek adam düzeninin madencilik alanındaki uygulamalarının sonucudur.

Cezasızlık düzenine karşı Eskişehir Doğa ve Yaşam Platformu olarak ülkenin her yerindeki havasını suyunu toprağını ve ormanlarını savunan bütün dostlarımızla birlikte mücadele etmeye ve yaşamı savunmaya devam edeceğiz. İliç’te yitirdiğimiz dostlarımızın hayatları ve halkın yaşam hakkı sermayenin kar hırsından daha değersiz değildir.

İliç’te sorumluların korunması, yalnızca geçmişe değil geleceğe dönük de bir tehdittir. Cezasızlık politikası, yeni faciaların davetiyesidir. Nitekim İliç’in ardından ülkenin farklı bölgelerinde benzer riskler ve felaketler yaşanmaya devam etmiştir. En son Bursa Yenişehir’de kurşun, çinko, bakır madeninde atık barajının yıkılmasıyla birlikte dere yataklarına, suya ve toprağa kimyasal ve tehlikeli atıklar karışmıştır. Facia sonrasında sorumlular gerekli adımları atmamıştır. İliç, Şebinkarahisar ve Yenişehir bir istisna değildir. Bu felaketler, doğayı sınırsız bir kaynak, yaşamı ise maliyet kalemi olarak gören sömürge madenciliğinin sonucudur.

Yenişehir’de yaşanan felaket, Giresun–Şebinkarahisar ve Erzincan–İliç’te yaşanan yıkımların ardından, ÇED mekanizmasının çevreyi ve toplumu koruyan bir araç olmaktan çıktığını, sermaye faaliyetlerini aklayan bir onay sistemine dönüştürüldüğünü bir kez daha gözler önüne sermiştir. Kapasite artışı için yeni ÇED süreci yürüterek faaliyetini genişletmek isteyen bir işletmede mevcut atık barajının patlaması, ÇED sisteminin geldiği noktayı gösteren ibretlik bir tablodan başka bir şey değildir.

Dünyada yaşanan iklim krizi ülkemizde yine iktidar eliyle yandaşlara topraklarımızın peşkeş çekilmesi yapılan üretimin ve çalışmaların denetimden kaçırılması ve şirketlerin kollanması ve kayırılması sebebiyle bu kriz giderek derinleşmektedir.

Eskişehir’imizin dört bir yanı maden şirketlerinin hizmetine feda edildi. Maden faciaları mevcut denetimsizliklerle bir istisna olmadığı gibi Koza Altın’ın Kaymaz Altın Madeni ve Cengiz Holding’in işletmeye hazırlandığı Alpagut-Atalan Altın Madeni aynı riskleri barındırmaktadır. Alpagut’ta işletmeye hazırlanan madenin fazlaca engebeli bir bölgede olması ve heyelan riski taşıdığını birçok defa dile getirdik. Fakat bilimsellikten uzak yürütülen ÇED süreçlerinde görüleceği üzere facialar birbiri ardına yaşanmakta.

Bugün aynı zamanda Koza Altın’ın Eskişehir’i bir maden çöplüğü haline getireceği projelerden biri olan Çanakkale Terziler-Serçiler projesinin Çanakkale’de bilirkişi keşfi yapıldı. Projeye dair Eskişehirliler olarak açtığımız davada Eskişehir’in bu projeden etkilenmeyeceği sebebiyle ehliyet yokluğundan davalarımız reddedilmişti. Buradan soruyoruz Türkiye’nin her yerinden Koza Altın tarafından taşınacak cevherlerle, Kaymaz’da kullanılan siyanür ve maden atıklarıyla Eskişehirliler nasıl etkilenmeyecek. Projeye aynı zamanda Kaymazlı yurttaşlar tarafından açılan davaların da reddedildiğini belirtmek isteriz. Uzak olmayan bir gelecekte madenden kaynaklı Kaymaz’ın hayalet kasaba olacağı ortadayken, Kaymazlılar kanserlerle mücadele ediyorken hakkını arayan yurttaşların davası etkilenmeyeceksiniz diye gerekçe gösterilerek reddedilmesi yargının geldiği noktanın en açık göstergesidir.

Ayrıca yine Sarıcakaya Altın Madeni için geçtiğimiz günlerde bir bilirkişi keşfi yapılmıştı. Yapılan keşif sonrası gelen bilirkişi raporu endişelerimizi ortaya koyar vaziyettedir. Haliyle bu kadar yetkinlikten uzak yürütülen ÇED süreçlerinin iptali için Platformumuzun uyarıları önem arz etmektedir. Giresun–Şebinkarahisar, Erzincan–İliç ve Bursa-Yenişehir faciaları şehrimizde yaşanmasın diye var gücümüzle mücadele etmeye devam edeceğiz.

Koza’nın faaliyetlerinde yaşadığımız yargı çelmesini Cengiz’in Alpagut’ta işletmeye hazırlandığı Altın Madeni projesinde verilen ÇED Olumlu kararının iptalin için açtığımız davalarda da yaşamaktayız. Projeye ilişkin yakın zamanda Bilirkişi heyeti atanıp keşif yapılacağı bilinmektedir. Fakat bu süre zarfında projenin halk sağlığı üzerindeki olumsuz etkileri sebebiyle dava açan Eskişehir Bilecik Tabip Odasının ve ÇED sürecinde yürütülen usul eksiklikleri için dava açan Eskişehir Barosunun davası yine ehliyet yönünden reddedildiğini belirtmek isteriz. Hukuka aykırılıkları görmezden gelerek sadece davalarımızı usul yönünden reddetme girişimlerinin karşısındayız ve davamızın takipçisiyiz. Bilirkişi keşfine bütün Eskişehirlileri davet ederek keşif sahasında bu projenin Eskişehir için ne kadar hayati olduğunu anlatmaya devam edeğiz.

Bu projelerin şehrimize yaşatacağı eko yıkım ortadayken ülkeyi yönetenler yıkımın boyutunu her geçen gün biraz daha artırmaya devam ediyorlar. Ülkemizde yaşanan su krizi maden şirketlerinin, halkın olan su varlıklarını hoyratça kullanmaları ile daha da derinleşecek ve yeni tedbirler alınması yerine yeni ruhsatlarla suyumuz elimizden alınmaya devam edecek.

Bugün karşılaştığımız afetler sel ve heyelanlar 24 yıldır ülkeyi hoyratça ve adeta bir şirket gibi yöneten AKP'nin eseridir ülkemizi topraklarımızı ve yaşam alanlarımızı iktidarın peşkeş çektiği şirketlere teslim etmeyeceğiz.

Bütün meydanlarda direnişimize ve mücadelemize devam edeceğiz.”