TMMOB Eskişehir İKK adına konuşan Maden Mühendisleri Odası Eskişehir İl Temsilcisi Gamze Yaş şu ifadeleri kullandı:
“Soma’nın acısını unutmadık, unutturmayacağız. 301 madencimizi unutmadık, unutturmayacağız.
Ruhsatı TKİ’ye ait olan ve Soma Kömür İşletmeleri A.Ş. tarafından işletilen Eynez/Karanlıkdere yeraltı kömür ocağında, 13 Mayıs 2014 tarihinde meydana gelen iş cinayetinde yaşamını yitiren aralarında 5 maden mühendisinin de bulunduğu 301 maden emekçisini bir kez daha saygı ve özlemle anıyoruz.
Ülke tarihimizin en büyük madencilik felaketi olan Soma faciasının üzerinden on iki yıl geçti. Ancak acımız hâlâ ilk günkü gibi tazedir. Üzerinden kaç yıl geçerse geçsin 301 madencimizin acısını yüreğimizin en derininde hissetmeye devam ediyoruz. Anıları mücadelemizde yaşamaya devam edecektir.
Ülkemizdeki pek çok acı deneyimin bizlere defalarca gösterdiği gibi Soma’da yaşananlar ne kaderle ne de tesadüfle açıklanabilir. Soma faciası, bilimsel ve teknik gerekliliklerin yok sayılmasının, kamusal denetimin etkisizleştirilmesinin, işçi sağlığı ve iş güvenliği önlemlerinin maliyet unsuru olarak görülmesinin, insan yaşamı yerine şirketlerin kârını esas alan politikaların sonucudur.
Madencilik, bilgi, deneyim, uzmanlık ve sürekli denetim gerektiren en ağır ve en riskli iş kollarından biridir. Ancak yıllardır uygulanan özelleştirme, taşeronlaştırma, kuralsızlaştırma ve piyasalaştırma politikaları, kamusal madencilik birikimini tasfiye etmiş, üretimi teknik altyapısı yetersiz, denetimsiz ve güvencesiz çalışma koşullarına teslim etmiştir. Soma faciası da madencilik bilgi ve birikiminin yok sayılmasının, teknik altyapı eksikliklerinin, denetimsizliğin ve emeğe yönelik sömürünün ağır bir sonucu olarak tarihe geçmiştir.
Ülkemiz çalışma yaşamında düşük ücret, uzun çalışma saatleri, güvencesiz ve esnek çalışma uygulamaları yaygınlaştırılmış, izin ve dinlenme hakları çoğu zaman kullandırılmamıştır. Üretim baskısı, denetim eksikliği, yasal mevzuatın uygulanmaması, işverenlerin kuralsız uygulamalarının cezasız bırakılması ve çalışanların örgütlenmesinin engellenmesi çalışma yaşamının temel karakteri haline getirilmiştir. İşçi sağlığı ve iş güvenliği önlemleri işverenler tarafından bir maliyet kalemi olarak görülmüş, maliyetleri düşürüp kârı artırmayı esas alan bu düzen, ucuz emek sömürüsüne dayalı bir rejim yaratmıştır.
Siyasal iktidar tarafından uygulanan bu emek rejiminde üretim alanları Soma örneğinde olduğu gibi taşeronlaştırma yoluyla piyasaya açılmış, 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu’yla oluşturulan Ortak Sağlık ve Güvenlik Birimleri aracılığıyla işçi sağlığı ve iş güvenliği hizmetleri dahi piyasalaştırılmıştır. İnsan yaşamını değil üretimi ve kârı önceleyen bu anlayışın sonucu olarak, aradan geçen on iki yıla rağmen iş cinayetleri azalmamış, madenlerde, inşaatlarda, fabrikalarda ve işyerlerinde emekçiler güvencesiz çalışma koşulları altında yaşamlarını yitirmeye devam etmiştir.
İşçi Sağlığı ve Güvenliği Meclisi verileri, ülkemizde her yıl yaklaşık yedi Soma faciasına denk gelen iş cinayetleri yaşandığını göstermektedir. O günden bugüne birçok rapor hazırlandı, yönetmelik değişiklikleri yapıldı, çeşitli çalışmalar yürütüldü, ancak bunların hiçbiri işçilerin sağlıklı ve güvenli çalışma koşullarına kavuşmasını sağlayamamıştır. Oysa yaşanan iş cinayetlerinin ve iş kazalarının büyük çoğunluğunun önlenebilir olduğunu çok iyi biliyoruz. TMMOB olarak hazırladığımız her raporda, düzenlediğimiz her konferansta, gerçekleştirdiğimiz her eylemde ısrarla altını çiziyoruz: Bilimsel ve teknik ölçütler doğrultusunda gerekli adımların atılması, etkin ve bağımsız bir denetim mekanizmasının kurulması ve çalışma yaşamının kamu yararı ile emekçilerin yaşam hakkını esas alan bir anlayışla yeniden düzenlenmesi halinde göz göre göre gelen faciaların önüne geçmek mümkündür.
Bugün hâlâ madenciler düşük ücretlere, güvencesiz çalışma koşullarına ve hak gasplarına karşı mücadele etmek zorunda bırakılmaktadır. Bunun en yakın örneklerinden biri, ücretleri ve gasp edilen hakları için direnen Doruk Madencilik işçilerinin mücadelesidir. Doruk Madencilik başta olmak üzere birçok işyerinde emekçiler en temel hakları için grev ve direnişlerini sürdürmektedir. Emekçileri işsizlik ile ölüm arasında tercih yapmaya zorlayan bu anlayış değişmediği sürece yeni Soma’ların yaşanmasının önüne geçmek mümkün değildir.
Soma faciası yalnızca emek düşmanı politikaların değil, aynı zamanda gerçek sorumluları koruyan ve cezasızlığı esas alan hukuk anlayışının da sonucudur. Dava süreci boyunca yaşananlar ve verilen kararlar, 301 madencimizin acısı üzerine adaletsizlik duygusunu daha da büyütmüştür. Son olarak kamu görevlilerinin yargılandığı davada verilen zamanaşımı kararı, Soma’da yaşanan büyük iş cinayetinde kamu sorumluluğunun yargı eliyle görünmez kılındığını bir kez daha ortaya koymuştur. Gerçek sorumluları koruyan bu anlayış toplum vicdanında derin yaralar açmıştır.
TMMOB olarak, eşit, özgür, demokratik ve emekten yana bir ülke ile insanca çalışma ve yaşam koşullarının sağlanması için mücadelemizi sürdüreceğiz. İşçi sağlığı ve iş güvenliğinin kamusal bir anlayışla ele alındığı, bilim, teknik ve mühendislik ilkelerine uygun çalışma ortamlarının oluşturulduğu, taşeronlaştırmanın, kuralsızlaştırmanın ve güvencesiz çalışmanın son bulduğu bir çalışma yaşamı için mücadelemize devam edeceğiz.
İktidara çağrımız, iş yaşamında sermaye sahiplerinin taleplerini değil insan yaşamını esas alan politikaların hayata geçirilmesi, işçilerin sağlıklı ve güvenli koşullarda çalışmasının sağlanması ve madenlerde yaşanan iş cinayetleri ile faciaları önlemek adına gerekli adımların derhal atılmasıdır.
Bir avuç kömür için bir ömür verenleri, başta Soma olmak üzere kaybettiğimiz tüm madencileri ve iş cinayetlerinde yaşamını yitiren bütün emekçileri büyük bir saygıyla anıyoruz. Soma’yı unutmayacağız, unutturmayacağız. Soma için adalet.”





