Adalet ve Demokrasi Haftası etkinleri çerçevesinde Eskişehir'e gelen ve Çiğdem Toker Haller Gençlik Merkezi'nde düzenlenen panelde yeni kitabı "Yap İşlet Devret Projeleri'ne Devletin Cebinden" hakkında konuşan Gazeteci şu ifadeleri kullandı;

"Bu kitapla ilgili ilk söyleyeceğim şey 4 tane ticari sır denilen ve milletvekillerine dahi senelerce açıklanmayan dördüne yer verdim. Yani Osmangazi Köprüsü, 3. Boğaz Köprüsü Yavuz Sultan Selim adını aldı sonra, İstanbul Havalimanı, bir de Ankara Yüksek Hızlı Tren Garı. 4 sözleşmenin örnekleri var.

Hem ticari sır olmadığını kanıtlamak için bunlara yer verdim. Yani bir şey ihlal etmiyoruz, bir suç işlemiyoruz burda ticari sır değil yani. Çünkü niye değiller onunla başlayayım. Çünkü bu büyük altyapı projeleriyle yap-işlet-devret modeliyle bir işi gördüren bir iktidar var. O iktidarın, daha doğrusu o kararı alan bir iktidar var. O iktidarın yönettiği kurumlar var ve o kurumların yaptırdığı işler bunlar. Altyapı projeleri, ulaştırma projeleri.

Bu kitap ulaştırma projelerine ilişkin. Milletin cebinden bir önceki kitapta şehir hastanelerine ilişkindi. Her ikisinin toplamı Kamu Özel İşbirliği diye bir model. Şimdi bu model kamu ihale kanunundan başka bir model. Bunun ayrı yasaları var. Ticari sır dedikleri de bu. Niye ticari sır diyorlar anlıyoruz biz onu. Çünkü döviz üzerinden, Amerikan doları üzerinden ve Euro üzerinden garantiler veriyorlar. Yolcu garantileri, araç geçiş garantileri... Şehir hastanelerinde ise tıbbi cihazların görüntüleme mesela, %70 görüntüleme diyor. Biz size işte hasta garantisi değil, yalan söylüyorsunuz falan dediklerinde o görüntüleme oranları aslında dolaylı bir garantiye tekabül ediyor.

Ticari sır diye bu sözleşmelerin bize, milletvekillerine, Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin erişimine kapatılması gazeteci olarak benim zoruma gitti. Zoruma gitti çünkü kamu hizmeti gördüğümüz yani ulaşım bir kamu hizmeti, sağlık bir kamu hizmeti. Kamu hizmeti gördüğümüz özel sektör şirketiyle imzalanan Karayolları Genel Müdürlüğü olarak, Ulaştırma Altyapı Genel Müdürlüğü olarak, Sağlık Bakanlığı olarak bir şirketle, x şirketle o otoyolu yaptırmak için, o tüneli, o hastaneyi, o havalimanını yaptırmak için masaya oturup şöyle kalınlıkta, belki de şuraya kredi ve finansman sözleşmeleri, ekleriyle, zeyilnameleriyle böyle hakikaten çantalar dolusu bir set oluyor. Yani onun hepsini bassanız dijitalden çıktısını alsanız devasa sözleşmeler.

O sözleşmeleri halka kapatamazsınız çünkü kamu hizmeti gördürüyorsunuz. Gördürdüğünüz şey kamu hizmeti. Kamu hizmeti gördürmek üzere bir müteahhit şirketle bir sözleşmeye imza atıyorsanız, onlara Türk lirası değil döviz cinsinden, döviz birimi cinsi üzerinden yıllara uzanan garantiler veriyorsanız bu sözleşmeleri kapatamazsınız. Çok net yani. Çünkü bütçeden bir kaynak ayırıyorsunuz, bütçe.

Bütçe hakkı diye bir şey var; sıklıkla buna yazılarda da yıllar içinde değindik. Yani bu vergi toplama ve harcama yetkesi vermek anlamına geliyor demokrasi geliştikçe seçtiğimiz kişilere, seçtiğimiz sayın milletvekillerine. Sen bu bütçeyi yap, benden bu vergiyi topla, harcamaları da benim kamu hizmeti bana ulaşacağı kamu hizmeti için bu harcamaları yap. Çok böyle kaba ve basit anlatımıyla iş bu. Yani olay bu yani denge bu. Bizden maaşlarımızdan kâh kesintiyle kâh ödeme yaparak verdiğimiz vergiler kamu hizmetlerine gidiyor.

Kamu hizmetlerine gidiyorsa da sen böyle bir gizem perdesi arkasına hele hele, hele hele bir bakanlık olarak, bir genel müdürlük olarak bu kadar rahat, bu kadar cüretkâr bir şekilde ticari sır diyemezsin. Sen ona ticari sır dediğin zaman biz de gazeteci olarak onun neden ticari sır olmadığını anlatırız. Çünkü nasıl ticari sır olurdu biliyor musunuz? Mesela 3. Havalimanı, İstanbul Havalimanı, Zafer Havalimanı şimdi ticari sır diye kapatıyorlar. Ne zaman ticari sır olurdu; biz şunu isteseydik ya da sayın milletvekilleri deseydi ki İçtaş şirketinin, Kalyon şirketinin tek tek isim veriyor bunları yap-işlet-devretleri yapan. O şirketlerin falanca bankayla yaptığı finansman sözleşmesini biz görmek istiyoruz, hangi koşullarda kredi almış diye sorsak bize deseler ki ticari sır; evet arkadaşlar işte ticari sır odur. Biz zaten onları istemiyoruz. Biz diyoruz ki sen yolcu başına şu kadar Euro garantiyi kaç yıl süreyle verdin? Diyecek ki mesela 7 yıl süreyle verdim ama demiyor. Niye demiyor? Çünkü o çarpma bölme işlemini yaptığımız zaman bütçeye ne kadar yüksek bir yük oluşturduğu ve tercihin kaynak dağıtım tercihini aslında kimden yana nasıl kullandığını bizler göreceğiz yani o bilgiye erişeceğiz. Onun için kapatıyor, işin özü aslında o.

Millet emekli maaşlarını, en düşük emekli maaşını 20 bin liraya yükseltmek için işte büyük büyük toplantılar yapılıyor, meclise kanun teklifleri hazırlanıyor, genel kurullarda nöbetler tutuluyor, plan bütçe komisyonunda saatler geçiyor; sonra da onu bir torbaya dönüştürüyorlar. İstedikleri bütün düzenlemeleri başka birbirine benzemez kanun maddelerini aynı metinde şey yapıyorlar ama adına işte emekli 20 bin lira kanunu diye geçiyor. Bunlar yapılırken mesela 18 şehir hastanesine 2025 yılı boyunca 111 milyar lira Sağlık Bakanlığı bütçesinden kaynak aktarıldı. 111 milyar lira. Milyonlarca emeklinin maaşı 20 bin lira olsun diye yapılan düzenlemenin bütçeye yansıması 60-65 milyar lira. 18 şehir hastanesi için geçen sene harcadığı para 111 milyar lira. 18 şehir hastanesi de 18 müteahhit demek değil. 18 şehir hastanesi 7 şirket demek çünkü her bir şirketin ikişer üçer şehir hastanesi işletiliyor. Mesela Eskişehir Şehir Hastanesini işleten şirketin aynı zamanda iki farklı şehirde de şehir hastanesi işletiyor, üç ya da dört şehir hastanesi işletiyor. Yani toplam 7 müteahhitlik şirketine aktardığı kaynak 111 milyar lira. O sözleşmeler de kapalı.

Gelelim mesela şeye, Osmangazi Köprüsü'ne. Osmangazi diyorlar işte Osmangazi Köprüsü yolu kısalttı, 3 saate indirdi; sen de geçme oradan kardeşim diyorlar bana işte sen beğenmiyorsan geçme falan. Mesele o değil ki. Mesele senin oraya vadettiğin bütçe kaynağıyla 7-8 Osmangazi Köprüsü yapabilecek oluşun. Mesele bu. Çünkü Amerikan doları üzerinden taahhütte bulunmuşsun ve Amerikan dolarının uğradığı Amerikan enflasyonunu da ayrıca üzerine yansıtıyorsun. Yani başlangıçta 2009 yılında 2010 yılında 35 dolar demişsin bu şimdi dolmuş 55 dolar. Çünkü yıllar içinde Amerika'daki enflasyon oraya yansıtılmış. Onun için bir türlü bitmiyor yani devletin Osmangazi Köprüsü için yapacağı ödemeler bir türlü bitmiyor. Hizmete açıldığından beri 5 küsur milyar dolar ödeme yapmış Ulaştırma Bakanlığı. 2030'lu yıllar, 35-36 o zamana kadar sürecekti doğru hatırlıyorsam. Bir 5 küsur 5,5 milyar dolar daha ödeyecek. Yani 11 milyar dolara yakında Osmangazi Köprüsü'nün tamamı için, 1,5 milyar dolar bunun maliyeti yatırım maliyeti. Yani 7-8 tane, 7 tane daha Osmangazi Köprüsü yapabileceğin şekilde bir sözleşme tasarlamışsın sonra bunu halktan ve milletvekillerinden kaçırıyorsun, buna bizler erişemiyoruz, buna ticari sır diyorsun. İşte bunun için ticari sır değildir ve olamaz."