Eskişehir'de konuşan CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Ekonomi Politikalarından Sorumlu MYK Üyesi Güldem Atabay şu ifadeleri kullandı;
"Orta Doğu'da çok ciddi bir savaş çıktı. Bunun etkilerini değerlendiriyor olmamız lazım. Çünkü bizi zaten çok zorlu bir zeminde yakaladı bu savaş. Enflasyonun yüksek olduğu ve düşmediği, sanayi üretiminin daraldığı, esnafın çok zorlandığı, Sayın İl Başkanımızın söylediği gibi finansmana ulaşımın çok zorlandığı, tarımın zaten uzun süredir sıkıntılar içinde olduğu bir zemin burası.
Tabii ki toplumsal bir fakirleşmenin olduğu bir ortamda, özellikle 2023 seçiminden sonra uygulanan politikalarla böyle bir yerde yakalandık ve bizi daha zor günler bekliyor. Bunu soru cevap kısmında belki daha detaylı konuşuruz. Ama benim bugün burada olmamdaki amaç, biz bu davet üzerine bu toplantıyı planlarken biraz gelecekten bahsetmek istiyorum. Biraz içimiz umut dolsun, çok daraldık, çok yorulduk. Biz Cumhuriyet Halk Partisi'nin bu konudaki çalışmalarını yapan ekibi olarak, ben de Ekonomi Politikaları Başkanı olarak, uzun soluklu bir hazırlığımız var. Biraz oradaki çalışırkenki heyecanımı sizlerle paylaşmak istiyorum.
Çünkü hepimiz şunun farkındaydık. Geçmişten gelen, taşıdığımız problemler var. Bugün yaşadığımız zorluklar var ve öyle bir döngünün içindeyiz ki gelecek 30 yılı, 40 yılı yakalamamız için bugünden bir şeyleri değiştirmemiz gerekiyor. O yüzden öyle bir perspektifle, öyle bir çalışmayla, öyle bir bakışla bir şeyler kurmaya çalıştık ki ben bunları çalışırken Tekin Alp Bey de bana çok yardımcı oldu. Arkasından genel olarak Cumhuriyet Halk Partisi içindeki ekiplerle beraber ürettik. Bir çatı program olarak parti programı çıktı ve biraz daha detaylı bir kısmı var. Ben şimdi aslında biraz daha çok açıklanmamış birtakım şeyleri sizlerle paylaşıyor olacağım. Çünkü şeytan detayda gizlidir ve biz o detayı çok heyecanla ürettik.
Bunları uzun uzun konuşmadan önce şunu anlatmak istiyorum. Belki de biz çok hızlı bir şekilde zemini düzeltebiliriz. Hukuka yönelerek, kamuda liyakatle ilgili birtakım çok hızlı düzenlemelerle, o liyakatli kesimleri tekrar, o kurumsal aklı devlete tekrar geri getirecek şekilde bunları yapabiliriz, yapacağız da; hedefimiz o. İnanın bazı çok basit adımlarla, Merkez Bankası'nın atacağı adımlar, Hazine'nin atacağı adımlar, Adalet Bakanlığı'nın atacağı adımlar; sağlıkta, eğitimde atılacak adımlarla çok hızlı bir rahatlama hissettirebiliriz 6 ay ile 1 sene içinde.
Ama bizim asıl görevimiz gerçekten bir 30 yılı kurtarmak. Çünkü dünya çok hızlı değişiyor. Bir taraftan jeopolitik olarak parçalanmalar var. Ticarette pandemiden beri, hatta aslında 2008 küresel finansal krizinden beri bölünmeler var. Trump'ın gelmesi, bütün bu şu an yaşadıklarımız, yapay zeka, dijitalleşme; bütün bunlar çok başka bir üretim süreçleri gerektiriyor ve başka türlü fonlamalar, devletin de başka şekilde konumlanmasını gerektiriyor. Ben biraz size ondan bahsetmek istiyorum.
Şimdi biz hep programlarımızda, konuşmalarımızda parti olarak hep şundan bahsediyoruz: "Cumhuriyet Halk Partisi kamucu bir partidir." Kamucu demek ne demektir? Aslında bu hepimizin bildiği bir şey ama bunu biraz netleştirmek lazım. Bir kere kamuculuk demek, bizim anladığımız ya da bazı kesimlerin anladığı gibi "biz gelince her şeyi devletleştireceğiz" demek değildir. Kamuculuk şu demektir: Çok net bir şekilde, biz bir iş yaparken, bir özel sektörle beraber bir yatırımı planlarken birtakım grupların avantajı yerine bütün toplumun avantajının peşinde koşmaya çalışacağız.
Yani bizim amacımız budur; biri sadece biri ya da birileri kazanmasın. Eğer bir yatırım yapılıyorsa, eğer büyük bir altyapı yatırımı olabilir, büyük bir hastane olabilir, devletin açacağı birtakım okullar olabilir, sanayi bölgeleri olabilir, sanayi bölgelerinin dijitalleşmesi olabilir; buradaki ihalelerden kimlerin bu inşaatları yapacağından başlayın da sonucunda herkesin çocuğunu çok güvenle devlet okuluna tekrar yollayabilmesine kadar geçen süreçte amacımız halkın hep beraber kazanmasıdır. Dolayısıyla kamuculuktan bir kere böyle bir çerçeveyle bunu netleştirmemiz gerekiyor.
Şimdi dünyadan başlıklar var burada. Bu arada 74 sayfalık bir sunum bu, korkmayın hepsini anlatmayacağım, bazılarını hızlı hızlı geçeceğim. Ne zamandan beri? Herhalde İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra petrol krizleri çıktıktan sonra 70'lerden beri eski dünyada şu var; buna teknik adı Washington Konsensüsü diyorlardı ama devletin küçülmesi lazım, piyasa her şeyi çözer diyorlardı. Özelleştirmeler vardı; Reagan'dan, Thatcher'dan gelen dönemler. Liberalleşme vardı; enflasyon, mali disiplin, kemer sıkılması gibi hedefleri vardı.
Şimdi bu pandemiyle, 2008 küresel finansal kriziyle bu iş biraz değişmeye başladı. Öne çıkan ne biliyor musunuz? Burada bir kere devlet kurumsal olarak, stratejik olarak tekrar güçlenmesi gerekiyor. Yani devleti küçültmekle; bu sadece Türkiye'den ya da bizim partimizden bahsetmiyorum, dünyada artık bu konuşuluyor. Kim bunların başında? İngiltere bunun başında. ABD, Biden dönemi bunu yaptı. Şu an işte şu en son savaşta birçoğumuzun ülke olarak çok beğendiği İspanya'daki Sánchez bunu yaptı. Brezilya bunu yaptı. Arjantin'den bahsetmiyorum. Böyle bir anlayış var. Devleti biz büyütelim ama böyle her şeyi üretsin, her şeyi yapsın değil; devleti stratejik olarak ve kurumsal olarak tekrar yapılandıralım.
Kamu-özel ortaklığında stratejik kamusal yatırımlar yapsın devlet. Bunun için de elbette birtakım korumacılıkları olsun, ekonomik güvenlik sağlasın. Odağında da üretimi dönüştürelim. Yeni çağın, önümüzdeki 30 yılın, 40 yılın gereklerine devletin bilgi gücü, kaldıraç ve yatırım gücüyle; yani para gücüyle, finansman gücüyle özel sektörle beraber yapalım. Ama hani bu hemen kamu-özel iş birlikleri bizim Türkiye'de hafızamızda çok olumsuzluklarla beraber geliyor. Hep aynı firmalara ihalelerin verilmesi, hep çoklu ödemeler, dövize bağlanan uzun yıllar ödemeler; bizim burada sağlığa yatırım yapacağımız yerde sürekli yıllarca kamu-özel iş birliklerine ödeme yapmamız. İşte o yüzden mahkemelerin mesela yurt dışına çıkarılması; eğer hukukla ilgili bir şey olduğu zaman Londra'daki tahkim mahkemesine gitmeniz gerekiyor. O tip bir kamu-özel iş birliği değil.
Devlet hem bir geri dönsün, hem kural koysun, hem yol göstersin, hem de özel sektörün gücünün yetmediği ya da cesaretinin yetmediği ya da bilgisinin olmadığı alanlarda böyle bir buz kırıcı gibi önden gitsin, yatırımını yapsın, özel sektörü de arkasından buraya çeksin, yönlendirsin ve zamanı geldiğinde çekilsin, özel sektörü bu açıdan eğitsin. Bunun hakkında hani çok değişik örnekler var. İşte kamucu devletçi anlayış zaten orayı geçtik ve bunu mesela işte Brezilya'da yapılanlar... Bunu nasıl yapmışlar bu anlayışı geliştirmek için? Diyorlar ki: "Biz çok kaçırdık bu liberalleşme sürecinde. İşte gelir dağılımı bozuldu, bir takım şeyler bozuldu, adaletsizlikler oluştu, %1 zengin oldu, %99 fakirleşti. O zaman biz hedefler koyalım." diyorlar. O hedefler etrafında yatırımları şekillendiriyorlar. Brezilya bunlardan bir tanesi, çok meşhur işte Nova Industria planı var yani sanayi. Bugün de burada olmamın sebeplerinden biri çünkü ben bunun Türkiye'ye nasıl yansıyacağını anlatacağım birazdan size.
İngiltere'deki İşçi Partisi hükümeti düşüyor, gidiyor birçok açıdan başarısız ama yaptığı ekonomi programının temelleri aslında çok doğru bir yaklaşım. Burada hedefler var, arkasından politikalar var ve siz bir yapısal dönüşümü sağlıyorsunuz. Şimdi bu Türkiye için bizim çalışırken kurguladığımız bir matris. Diyorsunuz ki: "Biz ne istiyoruz? Yeni bir sanayileşme istiyoruz, dijitalleşme istiyoruz ülkemizde." Yani en küçük esnaftan, hatta esnafları öyle bir bir araya getireyim ki dijitalleşme masrafları düşsün. Böyle bir nevi kooperatifçilik gibi bazı hizmetleri ortak versinler. İşte o dijital şeye para harcamasınlar. Enerjiyi dönüştürelim. Enerji bugün biliyorsunuz en çok konuştuğumuz konulardan. Petrole bu kadar bağımlı olmayabilirdik geçtiğimiz 30 yılda bu yeşil dönüşümü biraz yapabilmiş olsaydık. Beşeri kalkınma olsun, bugün eğitimden hiçbirimiz memnun değiliz. Benim aldığım eğitimi ben çocuğumun almadığını görüyorum ve bir şekilde insanları da yeni bir şeyleri değiştirirken orada hem iş verebilir hem iş bulabilir hale getirmeniz gerekiyor. Gıda güvenliği tabii ki çok önemli; iklim krizi var, su krizi var ve lojistik hedefleme. Şimdi lojistik hedeflemeyi biraz daha açacağım. Bunlar bizim temel olarak aslında Cumhuriyet Halk Partisi'nin bir çatı programına baktığınızda içinde görebileceğiniz, adı tam olarak bu şekilde geçmeyen ama konmuş hedefler. Ve bir de çok klasik; işte para politikası, maliye politikası vesaire var. Bunları böyle birbiriyle birleştirdiğiniz hangisi hangisiyle çalışır diye baktığınız zaman ortaya böyle acayip bir tablo çıkıyor. Bu ne demek biliyor musunuz? Yaptığınız her adım, eğer attığınız her politika bir hedefle bağlantılı... Dolayısıyla bizim bahsettiğimiz hani o hızlı tekrar kalkınma, hızlı kalkınma sürecine girmek işte böyle yaptığınız yatırımları, seçtiğiniz alanları hedeflere bağlarsanız ve teşvikleri de bunun etrafında kurgularsanız çok hızlı bir hem bugünü değiştiriyorsunuz hem yarını yakalayabilme şansınız oluyor. Dolayısıyla biz bunun hani adı farklı olabilir ama bunu bu şekilde yapmaya karar verdik.
Şimdi o zaman ne olacak? Ekonomiyi biz nasıl değiştireceğiz? Bir kere hepimizin şikayetçi olduğu bir tüketime dayalı bir büyüme var bizde. İşte faizler düştü mü büyüme patlıyor, üretim artıyor ama işte stoklar azalıyor ve enflasyon geliyor tabii ki. E bunu üretmek, böyle bir patlama, üretim patlamasına üretimi yetiştirmek için ne yapıyorsunuz? İthal mal almaya başlıyorsunuz ara malı olarak. Sıcak para giriyor, işte borç artıyor. Ne oluyor? Bu dönemler hep bir krizle bitiyor. Türkiye'nin tarihine bakın, benim hani aktif olarak iktisatçı olarak piyasada çalıştığım dönem işte ben 95 üniversite mezunuyum; 94 krizi, 2001 krizi, dünya krizleri hep bu döngünün etrafında gelmiş. O zaman bizim yeni modeli neye yapmamız lazım? Bir kere biz üretim seferberliği dedik buna. Gerçekten ithalata olan bağımlılığı üretimde, bunu düşürmek gerekiyor. Bunun için bir yapısal dönüşüm yapmak gerekiyor, fiyat dışı rekabete geçmemiz gerekiyor ve bunun için tabii ki devlet olarak, hükümet olarak böyle büyük bir dönüşüm yapmak için özür dilerim kaynak yaratmamız gerekiyor özel sektöre ve tabii ki esnafa. Dolayısıyla rant ekonomisinden üretim ekonomisine geçmek önemli. Buradaki kimler paydaşlar? Özel sektör mutlaka olmazsa olmazı, üniversiteler, kooperatifler bu işin parçaları. Bunları aslında bahsettiğim için geçiyorum.
Şimdi biz dedik ki: "O zaman biz iktidara geldiğimizde şöyle bir şey kuralım. Bir kere önce bir ilk 100 günde insanları, vatandaşları bir rahatlatalım." Ekonomik istikrar sağlamanın yolu elbette işte bugünü görüyorsunuz Merkez Bankası nasıl savruluyor araç oluyor, enflasyon %16 olacak diyor %30'larda çıkıyor. Dolayısıyla hani doğru bir para politikası kurgulayalım. Arkasından bir Türkiye Enerji Kurumu kuralım. Şu özelleştirilmiş elektrik özelleştirmeleri var ya hepimizin canını yakan hem üretimde hem ev tüketimimizde... Onu tekrar başka bir kurum çatısı altında toplayalım. Bir Barınma Hakkı Planı'yla bir kere bu büyük şehirlerdeki barınma problemini çözme adımı atalım. Sağlıklı bir takım rahatlama adımları atalım. Öğretmenlerimizi bir atayalım. Arkasından da bir Bereket Köprüsü yani çiftçilere bir destek verelim. Şimdi bunun içinde özellikle Bereket Köprüsü'nü ben çok önemsiyorum. Mesela çiftçilerin birikmiş borçları var. O da faizleri silip onları yapılandırdığınız zaman gıda fiyatları enflasyonunda çok hızlı bir gerileme elde etme şansımız var çünkü çiftçi tekrar üretmeye başlayacak ve bunun tabii ki alt adımları var. Az önce bahsettiğim hedefler de böyle bir orta vadeli hedefler gibi karşımızda dursun.
Şimdi buradaki kalkınma yoluna girmek için KOBİ'ler, esnaf, beşeri kalkınma, stratejik bir lojistik örgü ağı, gıda güvenliği, enerji düğümü ve yeni sanayiyi Türkiye'ye sokmamız lazım. Bu kısa vadeli adımları hızlı geçiyorum çünkü asıl size göstermek istediğim aslında tabii bunun vergi reformu kısmı var. KDV ve ÖTV'nin sadeleşmesi bugün hem sanayiyi hem üreteni hem çalışanı hem çalıştırdıklarınızı çok rahatlatacak. Kayıt dışıyla mücadele böyle o kadim bir savaş Türkiye'de. Aslında çok küçük esnafa gidiliyor, çok büyük vergi indirimleri vergi afları yapılandırılanlara gidilmiyor. Çünkü bunlar böyle iktidara çok daha yakın isimler. Onları böyle bir tekrar elden geçirmek gerekiyor. Gerçekten yatırımın karşılığı mı bu vergi affı yapılmış, indirimler yapılmış yoksa politik bağlantılarla mı yapılmış bir bunun peşine düşmek gerekiyor. Bana göre hani 3. 5. konuttan sonra olan konutlara hani bu sadece bana göre değil, onun vergisini tartışmamız gerekiyor hükümet olduktan sonra ve tabii bir karbon vergisi dünyada olduğu gibi Türkiye'ye gelmesi gerekiyor. Enflasyonla beşeri kalkınma bunları çok hızlıca geçtim.
Şimdi bizim asıl hikayemiz burada başlıyor sanayi için. Nasıl tarım plansız olmuyorsa yeni çağın sanayisinde aslında sanayi de plansız olmuyor. Çünkü çok dünyada çok büyük değişimler var. Yapay zeka ve dijitalleşmenin getirdiği yenilikler öyle firmaların bireysel kaynaklarıyla, bireysel bilgi potansiyelleriyle aşılabilecek nitelikte değil. Dolayısıyla biz şöyle bir lojistik bir bağlantı kurguladık Türkiye için. Aslında bu koridorların bir kısmı var ama üzerine yatırım yapılmıyor, sorunumuz bu.
Kur farkını baskıladığınız zaman sanayici rekabet edemiyor. Türk lirasını baskıladığınız zaman sanayici rekabet edemiyor. Asgari ücretlerin seçim yılı olduğu için asgari ücreti arttırdınız, bu sefer Türk lirasını sağladınız, sanayici Türk lirası ile rekabet edemiyor ve asgari ücretin yükselmesinden pay alıyor. Demek ki bu asgari ücret ve Türk lirası arasındaki havuz problemi gibi olan durumdan bir kere rekabet gücü olarak bunu en aza indirmek gerekiyor.
Biz yeni dünyada ne ile rekabet edebiliriz? Tabii ki markalaşma, sertifikasyon ve değer zincirlerine entegre olan bir yapı kurarak yeşil ve dijital dönüşümle hem yurt dışından fon sağlamayı hem de üretimde verimliliği yakalamayı hedefleyebiliriz. Tabii ki lojistik hız elde edebiliriz ya da hedefleyebiliriz. Buna uygun teşvik sisteminin baştan sona değişmesi gerekiyor. Öyle ki hem ihracat istihdam yaratması gerekiyor hem performans başarısının kayıt altına alınması gerekiyor hem de teşviklerin ver sonsuza kadar o teşvik sürekli dönüyor şeklinde bölgeler bazında olmaması gerekiyor. Bir kere sonuca göre bir destek ve teşvik sistemi olmalıdır. Dolayısıyla bu durumun dinamik bir süreç haline gelmesi gerekiyor. Firma ihracat yaptı, o ihracatı devam ediyor, pazarını genişletti ve teşviğin ona göre hareketli bir şekilde değişiyor olması lazım.
Süreli ve ihtiyaca göre olması lazım ki iktidarlar gelir gider, gerçi şu an gitmediği bir dönemdeyiz, gitmek istemediği bir dönemdeyiz ama Türkiye demokratik bir ülke ve seçimle gelenler işlerini yapıp zaman zaman değişiyorlar. Dolayısıyla burada partizanlıktan uzak bir sistem kurulması gerekiyor. Onun değerlendirmelerin yapılması gerekiyor ve tek dijital bir teşvik portalıyla bunu çok şeffaf bir şekilde herkesin görebileceği bir düzen gerekiyor. Yani siz ille Güneydoğu'da olduğunuz için, firma kurdunuz diye en çok teşviği alan değil ya da İstanbul'dasınız diye en az teşviği alan değil, eğer sanayiciyseniz ihracat potansiyeli örneği üzerinden gidiyorum, ihracatı arttıran herhangi bir yerdeyseniz Türkiye'nin en yüksek teşviğini alıyor olmanız lazım.
En çok genç istihdamı yapıyorsanız, eğer bu beşerî kalkınmayı hedefliyorsak o teşviklerden en yüksek payı alıyor olmanız lazım. Yani bölgeden çok sizin performansınıza bağlı bir sistem olması gerekiyor. Şimdi bunun için de demek ki bizim Türkiye'de, ki bu Anadolu Kalkınma Yolu hikayesi zaten bunun başıdır aslında. Marmara'da bizim sanayimiz var. Marmara'daki sanayiyi kalkıp taşımak gibi ütopik bir şey yapmak çok anlamsız, gerçekten gerçeklikten kopuktur ve çok maliyetlidir, hiç gerek yok. Dolayısıyla bizim yapmamız gereken sanayiyi potansiyel olarak ülkenin diğer kısımlarına vermektir. Eskişehir'de şanslıyız, şanslısınız; burada gerçekten bir sanayi var ama ülkemizin her tarafı bu şekilde değil.
Mesela Güneydoğu'da bir tekstil ve lojistik merkezi üzerinden bu hatları kurmak, Doğu Anadolu'da maden işleme ve soğuk zincir hattıyla bağlamak, İç Anadolu'da mümkün olduğunca savunma sanayi ve makineyi kurmak, Karadeniz'de enerji veri merkezlerini oluşturmak, Ege'de zaten yeşil imalat, gıda işleme ürünlerini kurmak, Akdeniz'de yine yeşil enerji ve petrokimya Ortadoğu ile bağlantılı ürünlerin ihracat yönetim alt planını yapmak ve Trakya'da tekrar yeşil kimyayı kurgulamak gerekiyor. Bundan bahsettik."