Rozet takma töreninde konuşan CHP İstanbul İl Başkanı Gürsel Tekin şu ifadeleri kullandı;
"Türkiye'nin arınma merkezine hoş geldiniz. Derin yoksulluğun, işsizliğin, sefaletin kol gezdiği bir dönemde arınmanın, Türk siyasetini kirlilikten arındırmanın ne kadar önemli olduğunu son 15 yıldır bunun mücadelesini veren bir arkadaşınız, bir yoldaşınızım.
İmar çetesi diye bir şey vardır. Arama motorlarınıza yazdığınızda imar çeteleriyle mücadele eden tek bir siyasetçi görebilirsiniz. O da bendeniz Gürsel Tekin. Halbuki benim gibi milyonlarca siyasetçi var, yüz binlerce siyasetçi var.
Çünkü siyasetimizi, Türkiye'nin geleceğini ne yazık ki üzülerek söylüyorum, devletin bütün yardımlarına rağmen, sonuç itibarıyla siyasi partiler hazineden aldığı yardımlarla çok rahatlıkla ayakta durması gerekirken imar çetelerinin, ihale çetelerinin ve iftiracıların, itirafçıların saldırısı altında kaldı. O parti, bu parti diye ayırt etmek istemiyorum. Elbette Cumhuriyet Halk Partisi Türkiye'nin en önemli ve bu konularda hassasiyeti olan bir siyasi partidir. Keşke bütün siyasi partiler, "Evet, bizler de arınacağız." diyebilseler.
Son dönemlerde sürekli operasyonlarla karşı karşıyayız. Çeşitli belediye başkanları gözaltına alınıyor. Soruşturmalar açılabilir, hiç itiraz etmiyorum. Soruşturma meselesi sadece bugüne mahsus değil. Tarihimizin her döneminde, dünyada da olduğu gibi bir olumsuzluk varsa soruşturma elbette açılır. Ama bu soruşturma tutukluluğu gerektiren bir soruşturma olmaması lazım. İki, teşekkür ediyorum.
Şimdi bugün edindiğim bilgiye göre, daha net, somut, elimizde bir bilgi yok, çeşitli itirafçıların itiraflarının sonucu gözaltılar oluyor. Bunların bir tanesi, son dönemlerde çok konuşulan ve tertemiz mazisi olan, başta Cumhuriyet Halk Partisi olmak üzere, birçok siyasi partiyi kirleten Hüseyin Koç diye bir vatandaş. İtiraf listelerine baktığımda, bu itiraf listelerinde AK Partiye transfer olacak isimlerin olduğunu da görüyorum. İnşallah bunlar doğru değildir. Orası bir çamaşır makinesi falan değildir herhalde. Yani eğer Hüseyin Koç'u, pardon Turgut Koç'u baz alıp çeşitli belediyelerden operasyon yapıyorsanız, size transfer olunca temizlenmiş olduğunuzu zannetmiyorum. Bir sorunun olup olmadığını da bilmiyorum. Ama siyasi etik yasasına göre uygun bir durum olmadığını altını çizerek söylüyorum.
Şimdi değerli dostlarım, arınma dedik. Bir dönem Ahmet Davutoğlu siyasetini eleştirebilirsiniz. Dürüstlüğü konusunda en ufak bir tereddüdümüz olmayan bir siyasi aktördü. 2015'ti galiba, tam hatırlamıyorum ya da belki 1 yıl sonra da olabilir. Kendisi siyasi etik yasasının çıkması gerektiğini ifade etti. Sabahleyin ilk işim, dilekçemi yazdım. Dönemin Başbakanı Sayın Davutoğlu'nun ofisine gönderdim. Dedim ki siyasi etik yasasının çıkması için Cumhuriyet Halk Partisi milletvekili olarak ilk imzayı ben atacağım. Ama ne yazık ki Sayın Davutoğlu'nun bütün bu çabasına rağmen Türkiye Büyük Millet Meclisinde, dünyanın her parlamentosunda olması gereken yasa, Türkiye Büyük Millet Meclisi yasasında çıkmadı. Niye çıkmıyor? Milletvekilleri, vatandaşlar sizi seçince kendinize villa, kendinize ucuz konut yapın diye seçmiyorlar. Hani ne diyorsunuz, "Millet iradesini temsil ediyoruz." Millet iradesini temsil eden insanların milleti gibi yaşaması gerektiğini de hatırlatmak istiyorum.
Daha ilk milletvekiliyim, gittim, önüme bir grup milletvekili geldi. Komisyon oluşturmuşlar. "Sayın Başkanım, sizi üye yapmak istiyoruz." "Ne üyesi yapacaksınız?" dedim. "Villa alacağız." "Arsayı nereden buldunuz?" "Hazineden tahsis ettik."
Şimdi Maliye Bakanlarına seslenmek istiyorum. Ahali tarım için, üretim için arsa beklerken hangi gerekçelerle siz milletvekillerine ya da ne bileyim üst düzey insanlara arsa tahsis ediyorsunuz? Kimin malını kimlere veriyorsunuz? Tabii ki reddettim. Ama benim gibi kaç kişi reddetti, bilmiyorum. İşte bunun bir tanesi de Sayın Davutoğlu'dur. Evet, Sayın Davutoğlu ile farklı bir siyasi harekette olabiliriz. Bu dürüstlüğünden dolayı Sayın Davutoğlu maalesef partisini yürütemediği için çekilme kararı aldı. Kendisine dürüst kişiliğinden dolayı kutluyorum. Selamlarımı, saygılarımı gönderiyorum.
Özellikle şeyi çok merak ettim. Yani geçen haftaki katılım törenimizde bizim töreni haberleştiren 2 gazeteci acaba burada mı? Onların sorularını önce orada almak istiyorum. Sözcü gazetesi ile Birgün gazetesi burada mı acaba? Niye yoksunuz kardeşim? Yani mesela haber yapıyorsunuz, iftira haberi yapıyorsunuz ve bu iftira haberden dolayı hepimizi zan altında bırakıyorsunuz. Ben doğal olarak yıllardır tanımış olduğum, dostluğum olan insanları savcılığa vermek zorunda kalıyorum. Uğur abi ile benim hangi sorunum olabilir? Sizin yazmış olduğunuz haberlerden dolayı siz bu haberleri yapıyorsunuz ve bu haberlerin karşılığında bizim söz hakkımızı haberleştirmiyorsunuz. 2, sorunla ilgili kimdir, nedir diye soruyoruz. Buna da cevap vermiyorsunuz. "Para aldı, para verdi." diye haber yapıyorsunuz. Günün sonunda kendimizi ifade etmemizin yolu sadece yargıya başvurmanın ötesinde bir şey kalmıyor.
Geldiğimiz günden itibaren, özellikle basın emekçisi kardeşlerimiz, sık sık buraya gelip bizim basın toplantılarımıza katılan arkadaşlarımız çok iyi bilir. Biz ayna gibiyiz. Hiç perdeli bir tarafımız yok. Veremeyeceğimiz bir hesap da yok.
Bugüne kadar bizimle ilgili yapılan haberlerin ya bir tanesi doğru çıksın, tek bir tanesi. Günah değil mi ya? Bizim de eşimiz var, çoluğumuz var, çocuğumuz var, dostlarımız var, arkadaşlarımız var. Sayın Bakanım hoş geldin. Kusura bakma, ben o telaşla unuttum.
Şimdi bunlar, bunlar doğru şeyler değildir. Bunlar ayıp şeylerdir. Yani elbette eleştiriye açığız. Her türlü eleştiriyi yapabilirsiniz. Ama bizim yalanı, yanlışı, haksızlığı kabul etmemiz mümkün değildir. Özellikle bunun altını çizerek söylüyorum. Elbette Uğur abinin çağrılması bir siyasetçi olarak beni de üzmüştür. Ama benim o an yapabileceğim hiçbir şey yoktu. Çünkü öylesine bir saldırı altındasınız ki sadece basın, medya saldırısı değil.
Arkadaşlar, bilmeniz gereken birkaç şey var. Bir tane vatandaş "153.000 kişilik ordu kurdum." diyor. Sosyal medyada o görmüş olduğunuz trol çetelerinin tamamının 11 aydır saldırısının altındayız. Hiç de umurumuzda değil.
2 tane can yoldaşım var. Daha sonra da Kadın Kolları Başkanımız ve Gençlik Kolları Başkanımız bize katıldı. Yola çıkarken Zeki Başkan ve Erkan Başkana söyledim. Dedim ki: "Arkadaşlar, biz evet, iyi niyetle partimizin yaşadığı bir sorun var. Bu sorunu çözmek için geldik ama sorun böyle değilmiş. Sorun çok derin. Uluslararası ayak dahil olmak üzere büyük bir organizasyonla karşı karşıya olduğumuzu bilin."
Ben bu uğurda beni var eden, sokakta, sahada "Gürsel Tekin'dir. İşte Gürsel Tekin, seninle fotoğraf çekelim." diyorlarsa bunun bir nedeni Cumhuriyet Halk Partisinde olmamdan kaynaklıdır. Onun için Cumhuriyet Halk Partisinin bana verdiklerini Cumhuriyet Halk Partisine bugün vermek de benim namus borcumdur.
Ben bu konuda kefenimi giydim. Zeki Başkan, Erkan Başkan da dedi ki: "Sayın Başkanım, biz de bu uğurda kefenimizi giydik."
Onun için şuna emin olmanızı istiyorum. 7 düvele meydan okuyorum. Bakın, 7 düvele. Çok şükür partimize toz kondurabilecek bir davranış içinde olmadık. Ama şimdi partimizin düşmüş olduğu böyle bir durumda biz kayıtsız kalabilir miyiz? Cumhuriyet Halk Partililik bunu gerektirir.
Bu mücadelemiz devam ediyor. Önümüzdeki günlerde, büyük olasılıkla çarşamba günü, tıpkı Gençlik Kolları, Kadın Kolları Başkanımız gibi 39 ilçe başkanı arkadaşımızın atamasını yapacağız. İnşallah o atamaları yaptıktan sonra da hep beraber sizlerle bir fotoğraf vereceğiz ve yolumuza devam edeceğiz.
Çünkü sadece katılım törenleri değil, bizi bekleyen şu anda çok ciddi çalışmalarımız var. Arınma çerçevesine uygun bir komisyon oluşturduk. Komisyonun başında çok güvendiğim, çok sevdiğim benim yardımcım Zeki Şen olacak, Zeki Şen başkanlığında. İftiracı ve itirafçı ilişkileri olan kimse benim öz kardeşim de olsa partiyle ilişkisini keseceğiz.





