Zafer Partisi Eskişehir İl Başkanı Hasan Demir şu ifadeleri kullandı;
"Konuya en başından yeniden yaklaşmak gerekiyor. Komisyonu oluşturan etmenler nelerdi? Bahçeli’nin 2024 yılı Ekim ve Kasım aylarında yaptığı açıklamalar ve sonrasında yaşanan gelişmeler doğru şekilde tahlil edilmelidir. Ayrıca komisyonun hangi amaçla kurulduğu da iyi analiz edilmelidir.
Komisyonun kurulma aşamasında ne yapıldı? Sözde, Türk milletinin ve Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin tüm unsurlarının bu süreçte yer alacağı ifade edildi. Partilerin aritmetik dağılımına göre bir strateji izleneceği belirtildi. Ancak bu strateji çerçevesinde şunu gördük: AKP, MHP ve DEM Parti’nin aritmetiği yeterli çoğunluğu sağladığı için harici bir unsura gerek olmadığı anlayışıyla bir komisyon yapısı oluşturuldu.
Cumhuriyet Halk Partisi ve diğer siyasi partiler komisyona katıldı. Komisyon yaklaşık 1,5 yıldır sözde faaliyetlerini sürdürüyor. Hatta en önemli faaliyet olarak sundukları husus, üç komisyon üyesinin İmralı’ya gönderilmesi süreci oldu. Çalışmalarına devam eden komisyon, yedi ana maddeden ve bunların altında yer alan çeşitli alt başlıklardan oluşan bir rapor yayımladı. Raporu en ince ayrıntısına kadar ben de inceledim; Genel Başkanımız ve Genel Merkez yetkililerimiz de inceledi.
Komisyonun birinci maddesi çalışmalara, ikinci maddesi temel hedeflere ilişkindir. Altıncı ve yedinci maddeler ise sürece dair yasal düzenleme ve demokratikleşme önerilerini içermektedir. Ancak bizim değerlendirmemize göre bu komisyon, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni ulus yapısından ve üniter yapısından uzaklaştırarak etnisite ve inanç temelli bir yapıya yönlendirmeyi; hatta ülkeyi Suriye veya Lübnan benzeri bir modele sürüklemeyi amaçlayan bir altyapı üzerine kurulmuştur. Bu nedenle komisyonun, Türk milleti nezdinde ortaya koyduğu çalışmaların herhangi bir karşılığı bulunmamaktadır.
Sahada yaptığımız çalışmalarda da bunu açıkça görüyoruz. “Terörsüz Türkiye” olarak sunulan sürecin özünde terörü legalleştirme anlamına geldiğini toplum net şekilde görmekte ve mevcut sürece karşı açık bir duruş sergilemektedir.
Irak-Suriye-Türkiye hattını da doğru değerlendirmek gerekir. Suriye’de geçtiğimiz Ocak ayında yaşanan gelişmelerin Suriye’nin yapısında ne gibi sonuçlar doğurduğu iyi analiz edilmelidir. Ocak ayı sonunda Şam yönetimi ile PYD/YPG arasında sözde bir mutabakat yapılmıştır. Bu mutabakat sonucunda PYD yapısal bütünlüğünü korumuş, ideolojik çekirdeğini muhafaza etmiş ve silah bırakmamıştır. Yani terör unsuru olma niteliğinden vazgeçmemiş; karar mekanizmalarını, tünelleri ve ekonomik-lojistik inisiyatifi elinde tutmaya devam etmiştir.
Şam yönetimiyle bazı güçlerin, PYD’yi tasfiye etme potansiyeline sahipken operasyonları bilinçli şekilde durdurması ve ardından Ocak sonunda yapılan mutabakat, bize sürecin farklı bir yöne evrildiğini göstermektedir. Kim ne düşünürse düşünsün, bu sürecin Suriye’nin en az üç ya da dört parçaya ayrılmasıyla sonuçlanma ihtimali bulunmaktadır. Sonraki aşamada ise İran ve Türkiye’nin etkilenmesi söz konusu olabilir.
Bugün komisyonun çalışma prensibi de Türkiye’de etnisite ve dini retorik üzerinden oluşabilecek bir ayrışmanın işareti olarak değerlendirilmektedir. Sunulan rapor, bu eğilimi açık biçimde ortaya koymaktadır."