Zafer Partisi Eskişehir İl Başkanı Hasan Demir şu ifadeleri kullandı:

"Eskişehirspor camiasına teşekkür ederek basın açıklamama başlamak istiyorum. Eskişehirspor, play-off turunda rakibini farklı mağlup ederek bir üst tura yükseldi ve inanıyoruz ki Süper Lig’e emin adımlarla koşacak bir Eskişehirspor mevcut bünyesinde. Bu minvalde futbolcularımızı, yöneticilerimizi ve Eskişehirspor'un şanlı taraftarını tebrik ediyor, kenetlendiğimiz zaman aşamayacağımız engelin olmadığını görmenin gururuyla iyi ki Eskişehirsporluyuz diyorum.

Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’ta gerçekleşen saldırıları tekrar hatırlatarak gerek eğitim sistemi gerek sosyal dokunun ne halde olduğunu görüyor ve oluşturulacak ilk millî hükûmette bu yapıların tekrar tanzim edileceğini, eğitimin millîleştirileceğini ve okullarda andımızın tekrar gururla okutulmaya başlanacağını hatırlatmak istiyorum. Millî bayramlarımızı gururla ve halkla iç içe kutlayacağımız, Cumhuriyet’in bütün kazanımlarının muhafaza edildiği millî yapının başa gelmesine çok az kaldı.

Türk milleti tarih boyunca var olmuşsa bunu sağlam bünyesi, disiplinli devlet anlayışı ve kendi kendine yetebilmesiyle başarmıştır. Geldiğimiz noktada ise eğitim ve sağlık sistemimiz çökmüş, gıda güvenliği ve kendi kendine yetebilme kabiliyetimiz ortadan kaldırılmıştır. AKP iktidarı döneminde özellikle 15 Temmuz 2016’daki darbe girişiminin ardından ilan edilen OHAL kapsamında çıkarılan 669 sayılı kanun hükmünde kararname ile Gülhane Askeri Tıp Akademisi, GATA Haydarpaşa Eğitim Hastanesi, Ankara Mevki Hastanesi, İzmir Asker Hastanesi ve birçok hastanemiz, toplamda 26 ilde 32 askerî hastane ve bir rehabilitasyon merkezi Sağlık Bakanlığına devredilmişti. Bunlardan birisi de Eskişehir Hava Hastanesiydi.

Günümüze geldiğimizde görüyoruz ki 1948 yılından bu yana şehrimize ve ülkemize şifa dağıtan Cumhuriyet’imizin ve Türk sağlık sisteminin hafızası Eskişehir Hava Hastanesi başta olmak üzere Sivrihisar ve Mihalıççık’taki sağlık alanları üzerinde kirli bir siyasi tiyatro oynanmaktadır. Askerî sağlık sistemi basit bir hastaneler zinciri değildir. Bunu o dönemin şartlarında da itirazlarımızla dillendirmiştik. Askerî sağlık sistemi; savaşta, depremde, doğal afette, ateş hattında anında müdahale edebilen ve beraberinde lojistikle tıbbı birlikte yöneten hayati bir devlet omurgasıdır. Zafer Partisi, askerî hastanelerin tekrar açılacağını taahhüt eden yegane siyasi parti olma kabiliyetine sahiptir.

Eskişehir’de yaşadığımız hadise bir özelleştirme kararıdır. Yaklaşık bir hafta önce pazartesi günü bir bildiri yayımlandı Cumhurbaşkanlığı tarafından ve Eskişehir Hava Hastanesi özelleştirme kapsamına alındı. Daha sonra İl Başkanı, transfer milletvekili can hıraş savunmaya geçti; özelleşmesi gerekiyor manasında. Daha sonra Eskişehir halkının haklı ve gururlu tepkisi neticesinde şu an kamuoyuna sürekli bu işin olmayacağı, bakanların ve belli vekillerin devreye girerek böyle bir şeyin olmayacağı, tesislerin özelleştirme kapsamından çıkarıldığı diye siyasi bir şov sergileniyor.

Bu zihniyeti çok iyi tanıyoruz. Bu profiller tabiri caizse önce mezarı kazıp ölümü gösteren, ardından sıtmaya razı etmek için mezarı kapatmalarıyla övünen profillerdir. Milletin başına çorabı örenler de o çoraptan milleti kurtardığını iddia edenler de ne yazık ki aynı profiller. Utanmadan kendi elleriyle yarattıkları krizi çözmüş gibi bize bir müjde edasında satmaya kalkıyorlar. Aynısını cemaatin devlet kurumlarına sızdığı dönem 2009’da yapılan Balyoz ve Ergenekon operasyonları esnasında çok rahat gördük. Bu oyununuza ne Türk milleti ne Eskişehir halkı alet olmayacak, bu oyununuza düşmeyecek. Özelleştirme iptali Resmî Gazete'de yayımlanana kadar Eskişehir halkı uyumayacak ve yapısına sahip çıkacak.

Zafer Partisi Eskişehir İl Başkanlığı olarak bizler Eskişehir halkıyla buluşturmak üzere bir imza kampanyası başlattık. Yarından itibaren Eskişehir’in kamu bölgelerine sahip çıkmak adına, başta Hava Hastanesi olmak üzere bir imza kampanyası tertipledik ve stantlarımızda Eskişehir halkından bu imza kampanyasına destek bekliyoruz. Unutmayın ki devlet, milletimizi hastanelere mahkum eden değil, sağlığını koruyan bir düzen tertiplemelidir. Zafer Partisi olarak birçok noktada yaptığımız çalışmalar gibi koruyucu hekimliğin Türkiye Cumhuriyeti’ndeki öncüsü Rıza Saydam’ın soyismini alan Saydam projesiyle sağlıktaki yapısal dönüşüm modelini Eskişehir’e, Türkiye’ye tanıtmaya başladık.

Cumhuriyet’in yaşayan hafızalarını teker teker ranta kurban eden zihniyetin hedefinde yalnızca askerî hastaneler yok. Geçen hafta Alpagut-Atalan Tekke bölgesindeydik. Kentimizin birçok bileşeniyle itirazlarımızı dillendirdik. Bugün bir mahkeme kararı ulaştı bize. Sarıcakaya bölgesinde 2025 yılında ÇED raporuyla alakalı olumsuz durumu mahkeme tarafından tespit edilen süreç tekrar mahkemeye taşınmıştı. Dün itibarıyla bildiğimiz kadarıyla yine aynı mahkeme "ÇED ihtiyaç duyulur, bilimle çelişmemek lazım" manasında bir karar aldı. Bu eminiz ki Alpagut’ta ve Atalan Tekke’de de benzer sonuçlar doğuracak ve etken olacak.

Plan sürecini adım adım takip ediyor ve gerekli olan bütün çalışmaları kendi uhtemizde yapmaya devam ediyoruz. Evet, şunu mevcut hükümete sormak istiyoruz: 2008 yılından beri sattığınız Kamu İktisadi Teşekkülleri ve sözüm ona devletin bütçesine koyduğunuz 60 milyar dolar bugün nerede? Hangi çalışmalarla bu milyar dolarlar kimlere peşkeş çekildi? Biz muhalif kadrolar olarak mevcut yaşam standardını neden bu satılan varlıkların hayata şekillendirmesi olarak göremiyoruz? Biz yıllardır, 24 senedir AKP'nin talan ekonomisiyle, plansızlık üzerine tanzim edilen ekonomiyle 13 milyon emekli, dul ve yetimi açlığa mahkum bırakılmış, milyonlarca asgari ücretlisi açlık sınırında yaşam sürerken hâlâ birileri seçim startı amacıyla, seçim atlatmak amacıyla bu kurumları satıyor, arazileri peşkeş çekiyor. Biz bunları konuşurken hâlihazırda Kamu-Özel Sektör İşbirliği ile yapılan talan ekonomisi hızla devam ediyor. Onlarca kat maliyetle devlete mal edilen havalimanları, köprüler, şehir hastaneleri; hepsi bu denklemin içerisinde maalesef milletin soyulmasına vesile oluyor.

Burada en önemli unsur Türk milletinin refahı ve müreffeh yaşamasıdır. Biz bu yaşamı tayin edebilmek amacıyla çok ciddi projeler üretiyor ve toplumla bu projeleri bir araya getiriyoruz. Şu an elimde bulunan görsel, 4 koridorun Türkiye bünyesinde yayılması; ağır sanayi başta olmak üzere orta ölçekli sanayi, hayvancılık koridoru ve beraberinde güneyde tarımsal sanayi koridoru ve güneybatıda yüksek teknoloji ile yani doğa tahribatının minimuma indirgendiği katma değerli madencilik faaliyetleri üzerine 4 deniz 4 bölge projesiyle halkımızın karşısına geçiyor ve mevcut vergilerimizin kendilerine üretim olarak dönmesini sağlayacak yapının tesisini Zafer Partisi olarak toplumla buluşturuyoruz.

Evet, gelinen süreçte gördüğümüz net tablo şudur: 24 senedir ülkenin tüm kaynaklarını sömüren, kendilerine yandaş ekonomisi oluşturan ve yandaşlarının Londra'dan mahalle satın aldığı bir ülkede hiç kimse bize adaletten, eşitlikten, gelir dağılımının dengesinden bahsetmesin. Biz Zafer Partisi olarak ilk konulacak sandıkta oluşacak milli hükümetin içerisinde gerçekten Cumhuriyet ilkelerine bağlı ve Cumhuriyet'i esas alan, İstiklal Harbi'ni esas alan mücadeleyle ülkeyi tekrar raylarına taşıyacak ve gerekli olan tüm işlemleri her alanda kanımızın son damlasına kadar yapacağız."