Sağlık-Sen Eskişehir İl Başkanı Hasan Hüseyin Köksal şu ifadeleri kullandı:
"Acil bir şekilde sağlık çalışanı istihdamına ihtiyaç var. Özellikle geçtiğimiz günlerde Yunus Emre Devlet Hastanesi ve Eskişehir Şehir Hastanesi'yle ilgili hazırladığımız raporu kamuoyuyla paylaştık.
Örneğin sistemde 890 hemşire görünüyor ancak bunların yaklaşık 200'ü çeşitli nedenlerle artık nöbet tutamıyor. Yani bugün doktorunuz var ancak hasta muayene edemiyor, hemşireniz var ancak nöbet tutamıyor. Bu personelin geri hizmetlerde değerlendirilmesi gerekiyor. Fiilen kadroda görünüyorlar, maaşlarını alıyorlar ancak sahada çalışan meslektaşlarının yükünü paylaşamıyorlar. Her 10 çalışandan 2'sinin aktif nöbet sisteminin dışında kaldığı bir yapıda aynı personel sayısıyla hizmet vermeye çalışırsanız yetişemezsiniz.
Biz bunları söylediğimizde Eskişehir'de hakkını aramayı unutmuş bazı STK'lar veya bu açıklamalar nedeniyle zor durumda kalan bazı siyasetçiler bize kızıyor olabilir. Ancak Eskişehir sağlık teşkilatında masa başında çalışan personel oranının yüksek olduğunu ve sağlık çalışanları arasında "korunan bir kesim" bulunduğuna yönelik ciddi rahatsızlıklar olduğunu biliyoruz.
Sağlık Bakanlığı tarafından bazı görevlendirmelerin iptal edildiğini de gördük. Buradaki temel yaklaşım çok açık olmalı. Sahada çalışabilecek durumda olan herkes sahada görev yapmalı. Ancak uygulamada hâlâ "Ayşe kalsın, Fatma gitsin" anlayışıyla karşılaşabiliyoruz. Bunun önüne bir türlü geçilemiyor.
Sağlık-Sen ailesi olarak artık meseleleri bilimsel veriler üzerinden ortaya koymaya çalışıyoruz. Bugün de inşallah 112 Acil Sağlık Hizmetleriyle ilgili hazırladığımız raporu açıklayacağız. Orada da aktif saha görevinde bulunamayan personel sayısının yüksek olduğunu görüyoruz.
Eskişehir'in nüfusu geçmişte 600 bin civarındayken bugün yaklaşık 1 milyonluk nüfusa hizmet verir hale geldik. Üstelik yalnızca Eskişehir'e hizmet vermiyoruz. Afyonkarahisar, Kütahya ve Bilecik başta olmak üzere çevre illerden de hasta kabul ediyoruz.
Burada bir gerçeğin görülmesi gerekiyor. Siyasetçiler ve bürokratlar hiçbir ayrıcalık kullanmadan, araya kimseyi sokmadan kendileri bir muayene randevusu almaya çalışsınlar ve sistemin nasıl işlediğini görsünler.
Geçtiğimiz günlerde "Sağlık çalışanı işportacı değildir" diye bir çıkış yaptık. Çünkü sağlık çalışanlarını vatandaşları taramaya çağırmak için sürekli sahaya yönlendiriyoruz. İnsanları kanser taramasına davet ediyoruz ancak ardından bazı tetkikler için 6 ay sonrasına randevu verebiliyoruz. Bir taraftan insana "Sizde kanser şüphesi var" diyorsunuz, diğer taraftan gerekli tetkik için 6 ay sonrasını gösteriyorsunuz. Bu durum insanı psikolojik olarak da yıpratıyor. Eğer altyapınız ve personeliniz buna uygun değilse sisteminizi buna göre düzenlemek zorundasınız.
Biz sayısal anlamda yetemiyoruz. Bu nedenle acil bir şekilde yeni atamalar yapılmasından yanayız. Sağlık ordusuna ne kadar genç çalışan katılırsa sistem o kadar güçlenecektir. Çünkü şehrin nüfusu artıyor, hizmet verdiğimiz alan genişliyor ve sağlık kuruluşlarının yükü büyüyor.
Yaklaşık 5 yıldır başka bir öneriyi de dile getiriyoruz. Eskişehir Devlet Hastanesi'nin yerine yaklaşık 600 yataklı yeni bir hastane yapılmasını ve şehrin sağlık yükünün dağıtılmasını istiyoruz.
Bugün Kızılinler konusunda da bir tartışma yaşanıyor. Sürekli termal kaynaklardan bahsediyoruz. Peki bu termal kaynakları neden sağlık hizmetine dönüştürmüyoruz? Afyonkarahisar'da termal su kullanılarak fizik tedavi merkezleri ve fizik tedavi havuzları kuruluyor. Eskişehir'de ise yer altından termal kaynaklar çıkmasına rağmen bunları sağlık alanında yeterince değerlendiremiyoruz.
O zaman en uygulanabilir seçeneklerden biri nedir? Bir fizik tedavi hastanesi kurmaktır. Eskişehir'in üçüncü büyük hastanesini fizik tedavi alanında planlayabiliriz.
1980'li yıllarda Askeri Hastane'de Türkiye'nin dört bir yanından gelen gaziler buradaki su havuzlarında tedavi görüyordu. Aradan yıllar geçti, 2026 yılına geldik ancak bugün kamuda aynı hizmeti yeterli ölçüde veremiyoruz. Fizik tedavi amacıyla kullanılabilecek bir havuzumuz dahi yok. Bu hizmet ağırlıklı olarak özel sektör tarafından sunuluyor.
Önümüzde kış var. Okullar açılıyor ve sağlık kuruluşlarına başvuruların artacağı bir döneme giriyoruz. Karşımızda ise yorgun bir aile hekimi, yorgun bir doktor ve yorgun bir hemşire gerçeği var. İstediğiniz kadar izin kullandırın, istediğiniz kadar tatile gönderin; çalışma koşullarını ve personel sayısını düzeltmediğiniz sürece bu yorgunluğu ortadan kaldıramazsınız.
Bugün bir aile hekiminin günlük baktığı hasta sayısı yaklaşık 50 ile 85 arasında değişiyor. Bir hekimin 85 hastanın her birine yalnızca 5 dakika ayırdığını düşünün. Bu bile 425 dakika yapıyor. Bu doktor hiç mola vermeyecek mi, tuvalete gitmeyecek mi, dinlenmeyecek mi? 80 hastaya yalnızca adını ve soyadını sorup sistemden kaydını bulmaya çalışsa çalışma günü bitecek.
Sonra vatandaş, "Doktor yüzüme bakmadı, benimle ilgilenmedi, doktorun psikolojisi bozuk" diyor. Bir hekim günde 80 hastaya baktığında doğal olarak bir süre sonra hastayı bilgisayar ekranındaki kayıttan takip etmek zorunda kalıyor.
Avrupa'daki örneklere baktığımızda günlük hasta sayılarının çok daha sınırlı olduğunu görüyoruz. Benzer sorunları Sağlıklı Hayat Merkezlerinde de yaşıyoruz. Şarhöyük'te, Çamlıca'da veya başka bir merkezde yeni binalar açabilirsiniz ancak asıl mesele verilen hizmetin niteliğidir.
Örneğin psikologlara her 10 dakikada bir hasta randevusu oluşturuluyor. Bir insan 10 dakikada kendisini nasıl ifade edecek? Psikolog 10 dakika içerisinde neyi değerlendirecek, hangi tedavi sürecini planlayacak? Avrupa'da bu görüşmeler için çok daha uzun süreler ayrılıyor. Bizde de hiç değilse bir hastaya 30 dakika zaman ayrılması gerekiyor.
MHRS üzerinden sürekli rakam ve istatistik üretmek, sağlık hizmetinin niteliğini tek başına göstermez. "1 milyon hastaya baktık" demek bana göre bir başarı değildir. Tam tersine, toplumun sağlık kuruluşlarına ne kadar yoğun başvurduğunu gösterir.
Başarıyı başka türlü tarif etmemiz gerekiyor. Geçen yıl 1 milyon hasta başvurusu varsa ve bu yıl bunu 900 bine düşürebilmişsek bunu konuşmalıyız. Belirli bir hastalık grubunda 500 hastamız varsa ve bunu 300'e indirebilmişsek bunu başarı olarak değerlendirmeliyiz. Sağlık sisteminin başarısını yalnızca kaç kişiye baktığımızla değil, toplumun ne kadar sağlıklı hale geldiğiyle ölçmeliyiz.
Bu konuda siyasetin ve bürokrasinin bizi yeterince anladığını düşünmüyorum. Son söz olarak da sizler aracılığıyla bir kez daha ifade etmek istiyorum: Eskişehir'de sağlık çalışanı sayısı yetersizdir.
Kâğıt üzerinde 8-10 bin sağlık çalışanı görünebilir ancak sahada aktif çalışan personel sayısı bunun çok daha altındadır. Çeşitli nedenlerle aktif saha görevine ve nöbet sistemine katkı veremeyen ciddi bir personel kitlesi bulunmaktadır.
Eskişehir'in sağlık alanındaki gerçek ihtiyacı artık rakamlarla ortaya konulmalı. Personel Dağılım Cetvelleri, yani PDC'ler, şehrin artan nüfusu, çevre illerden gelen hastalar, sağlık kuruluşlarının iş yükü ve fiilen sahada görev yapabilen personel sayısı dikkate alınarak güncellenmelidir. Eskişehir'in ihtiyacı olan gerçek sağlık çalışanı sayısına bir an önce ulaşılması gerekiyor."





