Sağlık-Sen Eskişehir İl Başkanı Hasan Hüseyin Köksal şu ifadeleri kullandı;
"Gündemimiz her şeyden önce 2026 yılında onurlu bir şekilde emek ve alın terinin karşılığını istemek için bugün karşınızdayız. Sağlık çalışanları olarak cümleleri kurarken bizler her gün görev aldığımız 14 yıllık süreçte sokağa çıktığımız her an her alanda toplumu ilgilendiren her kulvarda doğru ve dürüst bilgi için 14 yıldır mücadele veriyoruz. Öncelikle şunu dile getirmek istiyorum; biliyorsunuz emekli maaşları açıklandı. En düşük emekli maaşı uzmanların, maliyecilerin hesaplarını bir türlü tutturamadığımız kök maaşlarla beraber, içinden çıkıp hesapları yapmakta zorlandığımız, üniversite yüksek lisans, doktora yapan sağlık çalışanlarının bile zorlandığı bir hesap aritmetiğinde kök maaşlarla en düşük emekli maaşı 20.000 TL oldu. Asgari ücretin 28.000 ancak Eskişehir’e yeni atanan 27 tane memurumuzun için aramış olduğumuz ev kirasının 20.000 liradan başladığı bir gerçeği göz ardı edemeyiz. Sağlık çalışanları olarak gelişmekte olan Türkiye’de, Büyük Türkiye’de, Güçlü Türkiye’de emekçilerin de güçlü bir şekilde ekonomisinin, gelecek kaygısının ortadan kalktığı bir dönemi arzuluyoruz. Artık sözün bittiği, bıçağın kemiğe dayandığı, popülist cümlelerin kapatıldığı bir dönemi arzuluyoruz.
2026 yılında insanların her yerde doğal gazın olmadığı, basit bir Eskişehir gezisine çıktığımızda köylerimizde doğal gazın olmadığını biliyoruz. Yaşlı amcalara 20.000 TL ile 5 ton kömürü nasıl alıp kışı nasıl geçireceğini nasıl anlatacağımızı; 35 yıl emek verip ebenin, hemşirenin, öğretmenin, polisin 35 sene emek verip emekli olduğunda şu anki bağlanan emekli aylığının 34.000 TL olduğu gerçeğini ve bununla beraber kimsenin emekli olmak istemeyip 65 yaşına kadar birfiil çalışma isteği artık istekten çıkmış, zorunluluk haline gelmiştir. Bütün memurlar arasındaki maaş çizelgesi o kadar artmıştır ki yeni başlayanla 30 yıllık çalışan arasında 5.000 liralık farklara kadar düşmüştür. Artık denge bozulmuştur. Buradaki söylemleri biz yazdığımızda suni gündemlerle gündemi değiştirip hayatın acı gerçeklerinden uzaklaştırmak bugünkü siyasi idarenin atanmışlarına, seçilmişlerine, siyasilerine, milletvekillerine, bakanlarına saha gerçeğini ciddi manada buradan sağlık çalışanları olarak dile getirmeye çalışıyoruz.
Bugün masalarda formüller üretip sağlık çalışanlarına hedefler koyup her gün 85-100 tane hasta bakan bir aile hekimini bugün antibiyotik yazmayın, ağrı kesici vermeyin, mide ilacı vermeyin deyip hastanelerde göz randevusunun 6 aya, MR’ın, ultrasonun taleplerinde araya torpiller sokup 'onu arayalım, bunu arayalım' sisteminin varlığını nasıl göz ardı edebiliriz?
Sağlık çalışanları olarak şehrimizde her 10 çalışandan 2 tanesi artık engelli statüsünde çalışıyor. Yıpranmışlığın, tükenmişliğin, alın teriyle verilen emeğin, sağlık sistemini sunarken hastalanan sağlık çalışanı artık çalışamayacak şekilde raporlu hale geldiği için 10 çalışandan 2 tanesi artık nöbet tutamaz şeklinde çalışıyor. Bugün şehrimizin sağlık politikalarının 2007-2012 planlamasıyla nüfus 600.000 kişiyken planlanan sayılarla iki büyük hastanemiz ve üniversiteyle beraber üç büyük hastane ile hizmet veriyorken artık nüfusumuzun 1 milyonu geçtiğini, gelen taleplerin arttığını, hastaneye gelen kişi sayısının 10'la, 20'yle çarpıldığı bir ortamda çalışan sayısının sadece %10 arttığını buradan bütün Eskişehirlilere dile getirmek istiyorum.
Hastanenin aciline gittim sıra bekliyorum, enjeksiyon yaptıracağım sıra bekliyorum, MR çektireceğim sıra bekliyorum. Arkadaşlar, aile hekimliğine gittiğinizde koridorlar dolu. Adınızı soyadınızı sorup T.C.'sini sisteme girdiğinizde 3 dakika zaman geçiyor. Lütfen bütün vatandaşlarımız vicdani bir şekilde 100 tane hasta bakan bir aile hekiminin her hastaya 5 dakika ayırdığında 12 saat yaptığını lütfen hesaplasın. Şu an çok zorlu şartlarda bazen hastanın nesi var demeden ilacını yazıp göndermek zorunda. Bu sistem buna zorluyor. Bu hedefler sağlık sistemi sunumunun hedefler ve sayısal olarak arttığında hedefleri sayısal manada tuttururken sağlık hizmeti sunumunun kalitesini düşürdüğünün farkına varmalısınız.
Eskişehir İl Sağlık Müdürümüz Yaşar Bildirici'ye sesleniyorum: Şehir Hastanesi sözleşmesinde hizmet sunumu yapan taşeron şirketlerin sistemden çıkartılarak görev tanımlarının tekrar yapılıp sağlık çalışanlarının yükünün hafifletilmesi gerekiyor. Şehir Hastanesindeki bir hemşire, hastayı yeri geldiğinde gücü yetmeden kaldıracağı zaman şirket personeli "Görev tanımımda yok" diyip işten kaçıyor. Şimdi bunu göz ardı ettiğimizde sağlık çalışanı hizmet sunumunu aksatmak zorunda kalıyor. Bugün sağlık çalışanının bu kadar denli hizmetler istenirken yemek kalitesi en düşük meslek grubu olduğunu biliyor muyuz?
Yani bugün sağlık çalışanlarına verilen yemeğin 52 TL diye bir ihaleye çıkıp ihaleyi yapamayıp yaklaşık maliyetten bihaber idarecilerimizin yemek ihalesine çıkarken; üç kap yemeği dışarıda 700-800 TL'ye yemezken 52 TL'ye alınacak yemeğin kalitesini düşünebiliyor musunuz? Devletisiniz, korumuyorsunuz. Devletin her gün özellikle hastanelerimizde 2000-3000 kişilik yemekler yenmediği için çöpe gidiyor. Çöpe giden israfı konuşmak lazım; her gün kaç milyon TL zarar var.
Yani bugün yemeği ucuza alacağım derken kalitesiz bir yemeği kimse yemek istemediği için yemek sepetinin veya herhangi bir motor kuryenin en çok girdiği yerler hastaneler; nöbet tutan arkadaşlarımız siparişlerini getiriyor. Ne kadar acı bir durum. 24 saat esasıyla çalışan hastanedeki sağlık çalışanının yemek kalitesini bu kadar düşürürseniz motivasyonunu nasıl arttıracaksınız?
Şimdi Türkiye'deki herkes zam işine odaklanıyor. Birilerinin artık bu acı gerçeği bağırması, haykırması, dile getirmesi gerekiyor. Artık sağlık çalışanı almış olduğu eğitimin, almış olduğu birikimin, vermiş olduğu emek ve alın terinin karşılığını alamadığını dile getirdiğimizde masaya hep bir trol ordusu tarafından "İşte emekli maaşı Türkiye'de 20 bin lira, asgari ücret 28 bin lira, gözlerinizi sizin doymuyor mu?" deniliyor.
Ben birebir arkadaşlarımla görüyorum. Kapı kapı yeri geliyor arkadaşlarımızın üniversite kazanan çocuklarına burs aramakla zaman geçiriyoruz. Ankara'da, İstanbul'da devlet eğer ki size yurt çıkmadıysa, devlet yurdu, bir öğrencinin ailesine maliyeti 50.000-60.000 TL'ye mal oluyor. Ve bu 50.000-60.000 liralık maliyette çocuğun dışarıda harcayacağı bir tane kalemi yok. Bugün sağlık çalışanı, eğer ki anne baba sağlık çalışanıysa çocuğunu emanet edeceği kreşler bugün birkaç tane özel ve dernek kreşleri hariç 15.000-20.000 liradan başlıyor.
Yani bugün alınan maaşlarla bizim giderlerimiz artık geçen yıla göre -bunu önceki yıllara göre bırakın hesaplamayı- 100.000 lira, 120.000 lira, 130.000 lira artışlarla %100'ler, %150'ler, %200'ler artmış durumda. Yani bugün, dün bir alışveriş merkezine gittim; geçen yıl 300 lira olan ürün, gıda ürünü, bu yıl 1000 TL. Şimdi devletin bir şeye karar vermesi lazım. Azami harcanan şeylere müdahale etmesi gerekiyor. Biz bununla ilgili artık geçinemiyoruz. Bugün gelen devlet memurlarının şehrimize geldiğinde sadece vereceği 20.000 lira kira; 1+1 emekten bahsediyoruz; Çamlıca'dan, Şirintepe'den, Uluönder'den. Bakın şehir merkezinden bir tane yer saymıyorum. Sadece kirasına bu maaşı veren insanın İstanbul'a giden kişiyi üzülerek söylüyorum buradan; bütün Türkiye'deki bütün insanlar, yönetenler, seçilenler öncelikle suni gündemi insanların gelecek kaygısı olduğuna odak noktasına el basmamız gerekiyor.
Bir devlet memurunu öğrenci yurduna yerleştirdik çünkü İstanbul'da kira, Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları'nın olduğu bölgeye atanan bir hemşire kardeşimizin 1+1 tuttuğu dairede kira 55.000 lira, 60.000 lira, 70.000 lira. Burası İstanbul, alacağı maaş 58.000 TL. Şimdi bunu 3 yıl boyunca yetiştirdiğiniz üniversite mezunu yaptığınız çocuğunuz için 3 yıl maddi destek vermek zorundasınız. Biz Sağlık-Sen ailesi olarak Eskişehir Şubesi adına konuşuyorum; bu sömürüde "Büyüyen Türkiye" diyorsak büyüyen Türkiye'den payımızı istiyoruz. "Güçlü Türkiye" diyorsak güçlü Türkiye'de adaletli bir dağılım istiyoruz. Eğer ki ciddi manada sadece belli grubun memnun olduğu ama milyonların sıkıntılı olduğu bir Türkiye'de huzurun, motivasyonun olmayacağını buradan söylüyorum.
Sağlık çalışanlarının çok fazla problemleri var. Öyle bir şey ki bugün "Şu 100 lirayı al kardeşim şurada 10 dakika bekle" deseniz bir kişiyi bulamazsınız; sağlık çalışanını, üniversite mezunu bir hemşirenin aylığına bırakın bir katkı sunmayı, bir saatlik fazla mesaisine 128 TL gibi komik bir rakam veriyorsunuz. Sonra şikayetler vatandaştan şöyle geliyor: "Hemşireye döndük şunu yapmadı, bana suratını astı, doktora gittim şunu yaptı, doktor artık bize bakmıyor." İnanın arkadaşlar, şu anda dünya standartlarında bugün el parmağıyla gösterilen Avrupa'da; İspanya'da, Fransa'da, Almanya'da; tıpa öncülük eden İsviçre'de biz tam o ülkelerin 5 katı fazla iş yapıyoruz.
Bugün 23 ülkede sağlık turizmine giden bir kardeşiniz olarak söylüyorum. Belçika'da bir aile hekimi sadece günlük 18-20 hastaya bakıyor. Belçika'da bir diş hekimi sadece 6 ve 8 randevulu hasta alıyor. Biz Ağız ve Diş Sağlığı Hastanemizde bir hekim, hedef tutturmak için sanki yarış atıymış gibi "Hadi 10.000 yap, 20.000 yap, 30.000 yap, 40.000 yap" deniliyor. Ondan sonra vatandaş gözünde sağlık sistemi şu hale geliyor: "Ya benim başım ağrıyordu bana röntgen çekti, benim işte şu rahatsızlığım vardı MR çekildi." Bilmem ne performans sistemiyle sağlık sisteminin başarılı olma sistemi yok. Ama bizim ülkemizde bizim yöneticilerimiz, bizim hizmet ağımızı rakiplerimiz olan İsviçre'yle, Fransa'yla kıyaslarken ne hikmetse iş para vermeye geldiğinde Afrika ülkeleriyle yarıştırıyorlar.
Herkes Avrupa'daki hayat pahalılığı ile bizdeki hayat pahalılığını ve enflasyonu rakamlara göre kıyaslıyor. Yıllık enflasyon %35 derken buna rağmen bize gelen zam topladığımızda %25’i geçmiyor. Buradaki rakamların neye göre hesaplandığını inanın biz bilmiyoruz. Bizim hayat tarzımızda, çocuğumuza geçen yıl 100 lira verdiğimizde Milli Eğitim’in kantininden aldığı tost ile meyve suyu tam 4 kat pahalanmış.
Bunun önüne geçemediğimiz bir Türkiye’de, bu maaşlarla bizim geçinmemizi beklemeleri biraz hayalperestlik gibi geliyor. Bunların yanında yöneticilerin zorbalığı, ağır iş yükünü arttırması ve fazla mesai yapılmasın diye işe gelecek olan ebeye ve hemşireye "tekrar eve gidin, bugün hasta az" demesi bizleri üzüyor. Sağlık çalışanının hastanede yatacak servisteki hasta sayısını belirlemesini üzülerek söylüyorum ki hep farklı algılıyorlar. Bugün trafik polisi ceza yazmadığında maaşı düşüyor mu? Ya da bugün bankadaki memur veya tapudaki memur 10 tane ev satılmadı, noter işini yapmadı diye eksik mi maaş alıyor? Ama benim gelen hasta sayısına göre yaptığım ya da izne gelemediğim iş bazında param kesiliyor. Böyle bir hesaplama olabilir mi?
Ben o zaman buradan çıksam, geçen bir cuma namazında cumaya gittim, sadece 3 saf vardı ve donuyoruz. İnanın farzını zor kıldık. Hocaya çıkışta dedim ki: "Biz bir dünya her hafta yardım yapıyoruz, bu doğal gazı ödeyemiyor muyuz?" Bakınız bu kadar söylüyorum. O zaman o imamın maaşını dörtte bir keselim; performans sistemine göre vatandaşı camiye getiremiyor. Öğretmen istediği zaman gelmiyor, öğrenciler eve gidiyor. Benim çocuğum kaç defa "öğretmen rapor aldı" diye o gün eğitimini tamamlamadı. Öğretmenin maaşını mı kesiyoruz? Sağlık çalışanının performansını hastane kazancına göre endeksliyoruz.
Bu şekilde bir sistemde pandemi bize şunu öğretti: Eğitimi telafi edebiliyorsunuz, uzaktan bağlandık ve çocuğun eğitim sistemini düzelttik. Ama hiçbir şeye emanet edemeyeceğimiz tek şey sağlık sistemiymiş. Sağlığı özelleştirirseniz, sağlığı devlet elinden çıkartırsanız ve sağlığı vicdanlı insanların elinden çıkartırsanız, sağlık sistemi sunumundan sonra sağlıksız bir toplum oluşturursunuz. Biz herkesin duyacağı şekilde tarafsız bir gözle söylüyoruz. Burada Sağlık-Sen İl Başkanı dışında vatandaş Hasan Hüseyin Köksal olarak konuşuyorum.
Sağlıkta bu kadar başarılıysak eğer Eskişehir’de neden insanlar beni sürekli röntgen çektirmek, MR çektirmek ve randevu için bu kadar araya insan sokarak arıyor? Bizim normalde garip guraba ile en torpilli insanın aynı saatte, aynı anda ve aynı kalitede hizmeti alması gerekiyor. Şu anda biz şehir olarak söylüyoruz; 4 yıldır tasarruf diye tasarruf yapılıyor. Bu tasarruf sadece Eskişehir’e mi özgü? Bütün illerde binalar yükseliyor, bütün illerde yatırımlar devam ediyor ama bizim sağlık çalışanlarımızın hizmet alanı, konfor alanı dediğimiz alanlarda yetersizlik artık gözden kaçamaz.
Tıp fakültemizdeki sıkıntılar artık diz boyu geçti, biz konuşmaktan yorulduk. Buradan bütün siyasilere, "Eskişehirliyim" deyip Eskişehir’i düşünenlere sesleniyorum: Biz daha modern bir tıp fakültesi ve daha modern bir anlayışla halkımıza hizmet sunmak zorundayız. Ama tıp fakültesi çalışanlarının arasındaki hiyerarşik torpilden tutun, yemeğindeki sıkıntıya kadar hizmet sunduğumuz alanda 4-5 aynı anda ameliyat geçiren hastaya siz "koridordaki tuvalete gidin" deyip o konforu dahi yakalayamadıysanız artık bu hastaneyi gözden geçirmeniz lazım.
Daha radikal bir şey söylüyorum, sürekli susuyorlar. Olay yerinde kazaya giden ambulans olay yerine 5 dakikada varıyor arkadaşlar. Bugün cenaze sizin evinize geldiğinde oflamanın puflamanın zamanı değil, bir gerçeği açıklıyoruz burada. Tıp fakültesine geldiğinde bizim ambulansımız o kaza yerinden alıp 10 dakikada, 5 dakikada olay yerine gitti; 10 dakikada hastayı acile getiriyor ama tam 1 saat 15 dakika bekliyor. O hastayı alıp da tedavisini başlatamıyoruz. Bu sistemi görmeyip sadece belli bir gruba hizmet edip buna da kaliteli hizmet diyemezsiniz. Bu gerçekleri yok sayamazsınız. Sağlık çalışanı bu yüzden artık motivasyonsuz; bu gerçekleri göre göre motivasyonu tükenmiş durumda.
Paraya çözüm bulunur. Bugün ekonomik olarak son 3-4 yıldır bütün dünya türbülanstan geçiyor, bizim ülkemiz ne yazık ki bu ekonomik krizi 4 yıldır yaşıyor. Hedeflerimizden uzağız, bunları parayla bir şekilde çözdük, bu sene para işini çözdük ama kaybedilen sağlık ve kaybedilen motivasyonu tekrar yerine koymak öyle kolay değil. Biz bütün mağdur edilen sağlık çalışanları adına Eskişehir’de ciddi bir mücadele veriyoruz. Yönetim kurulu olarak 97 tane temsilcimizle; Günyüzü’nden Mihalgazi’ye, Sarıcakaya’ya, Seyitgazi’ye ve aklınıza gelen her birimdeki sağlık ocağına gidilmedik yer bırakmıyoruz. Sağlık idarecilerinin gelip sadece belli bir grupla görüşüp "nasılsınız arkadaşlar" dememesine rağmen, biz bazı gruplara rağmen tek tek 97 kişilik grupla gece gündüz çalışıyoruz. 6000 üyemiz için değil, 10.000 emekçi sağlık çalışanı için hem doğruları söylemeye devam ediyoruz hem de sokak sokak, ilmek ilmek, adım adım gezerek buradaki yaşananları bilahare kendimiz görüyor ve çözümler için de gece gündüz muhataplarımızla konuşuyoruz.
İlimizin alacağı promosyondan mutlu musunuz? Değiliz. Ülke genelinde büyük şirketlerin anlaşarak tek tip promosyon ödemesine geçip, devasal faiz sisteminin olduğu, %4’lerle faiz verildiği bir sistemde, yıllık bazda baktığımızda ödenen promosyon miktarı bütün sağlık çalışanları adına üzücü bir durumdur. Bunun temel manada yasa ile çözülmesi gerekiyor. Bunun için de genel merkezimiz olarak ciddi manada çalışıyoruz. Bunun için ilimizde daha komik rakamlara bitecek olan şeyleri, yaptığımız başarılı mücadelelerle zorlu bir sistemden geçirerek hayata geçmesini sağladık.
Ancak buna istinaden, bugün gelen şikayetlerde, bugün ayın 15'i olmasına rağmen banka ödemelik talimatı vermek zorundasınız, yok şunu yapmak zorundasınız diyen bankacılara aldırış etmeyin. Hiçbir sözleşmede bizim mecburiyetimiz yoktur. Buradan bütün üyelerimize de bunu söyleyelim. Bu hafta itibarıyla de promosyonların yatacağını buradan iletelim.
Bütün siyasilerimize, seçilmişlerimize, Eskişehirliyim diyenlere, Osmangazi Üniversitesi Tıp Fakültesi'nin Eskişehir'e yakışmadığını gerek bina olarak gerek konfor olarak buradan dile getiriyorum. Biz artık kendinizin yemediği, kendinizin giymediği sistemde sağlık çalışanları reva görülen bir işletmede, memnuniyet oranının yürekli insanlar tarafından yapıldığında ne demek istediğimizi göreceklerini söylüyoruz.
Aile sosyal hizmet çalışanlarımızla ilgili inşallah yeni yılda birçok çalışmaya imza atarak sahadaki birçok sorunun en aza indirilmesi adına neler yapacağımızı kamuoyuyla ara ara paylaşıyoruz. Bizim hedefimizde bu dönem başlattığımız biliyorsunuz bir konut projesi vardır. İnsanlara şunu anlatamadık: Biz Sağlık-Sen olarak inşaatçı değiliz. Ancak artık bir memurun bir taraftan kira ödeyip bir taraftan ev sahibi olmasının hayal olduğu bir sürece girdik. O kadar çok hızlı artışlar yaşandı ki artık bir memurun yani 1980, 1985, 1990’daki sisteme dönüş gibi bir dönüşümüz vardır.
Biz de bunun önüne nasıl geçebiliriz diye şu ana kadar ev sahibi yaptığımız 400’e yakın sağlık çalışanı vardır. İnşallah bu sayımızı 1000, 2000, 3000 diye ben görevde olduğum sürece elimden geldiğince karınca misali tarafımız belli olsun diye çalışmaya devam edeceğiz.
Ben ve bütün arkadaşlarım Eskişehir'deki her şeye rağmen, zorluklara rağmen, üzülerek söylüyorum; sivil toplumdaki çalışmayan bir kitleye rağmen şu anda ülke genelinde bütün liyakatten başlıyoruz, şikayetleri sıralıyoruz. Sivil toplumda da liyakatsizliğin tavan yaptığı bir dönemdeyiz. Sadece sosyal medyada oturarak, olay anında olayı görmeden, oradaki insanlar ne düşünüyor diye yapmadan sadece sosyal medyadan, Twitter'dan haber yapan kitle oluştu, troll hesabı gibi bizim sağlık çalışanlarını temsil eden gruplarda... Bunlar sadece sosyal medya sendikacılığı yapıyor.
Biz her yere bilahare kendimiz gidiyoruz. Her şikayeti yerinde görüyoruz. İnsanların ne hissettiğini onlarla beraber o acıyı yaşayarak görüyoruz. Bunları da hiçbir şey eksiltmeden veya fazlalaştırmadan gerçek neyse o şekilde dile getiriyoruz. Övülecek yer de varsa biz övüyoruz. Taraf olunacak yer varsa biz taraf oluyoruz. Ama biz şu anda Eskişehir'in tarafındayız, sağlık çalışanının tarafındayız, emekçinin tarafındayız.
Bir an önce güçlü siyasetin Eskişehir için kısır tartışmalar yerine bizim eski devlet hastanesi binamızın yıkılışı tam 6 yıl oldu. 2026 yatırım yılında bütün Eskişehir'in birleşerek tek yumruk olarak oraya tekrar hastane binasının kazandırılması için enerjisini harcaması gerekiyor. Şu andaki Eskişehir'de belki ilk defa basınımızla paylaşacağız; Şehir Hastanesi'nin çalışanlarının hizmet yılı 25 yıldır arkadaşlar. Yaşlanıyoruz. Nasıl şehir yaşlanıyorsa çalışanlar da yaşlanıyor. Yunus Emre Devlet Hastanesi 23 yıl, Osmangazi Üniversitesi yine aynı keza 24-25 yıl oldu.
Şimdi siz yeni personel alabilmeniz için yeni iş alanları yapmanız lazımdır. Nüfus büyüyor, şehir büyüyor ama siz hala aynı sayılı hizmet vermeye çalışıyorsunuz. Bu kuyrukları bitiremezsiniz, acillerdeki bu giderleri bitiremezsiniz. Acil nüfusa endeksli sayımızı da arttırmamız gerekiyor. Uzaktan oturduğun yerde baktığında şehir hastanesinde 1000 sağlık çalışanı gözüküyor ama bunun 200 tanesi aktif görev hizmet alanında çalışamıyor. Kimisinin hastalığı var, kimisinin raporu var, kimisi gebe, kimisi anne adayı... Bunlarla ilgili birçok nedenle %20'si çalışamıyor. Bu Eskişehir sağlığında da %18'dir.
İdarecilerimiz masa başında değil sahaya geldiklerinde sağlık çalışanının ne denli zor şartlarda hizmet verdiğini inşallah göreceklerdir. Biz Eskişehir Sağlık-Sen ailesi olarak 2026 hedef yılımız, Ramazan gününe kadar 97 kişiyle bütün çalışanlarımızı bir defa ziyaret etmiş olacağız. Bu hafta ilk turumuzu bitiriyoruz inşallah. Birebir gitmediğimiz insan kalmayacak. Bundan sonraki süreçte de çalışanlarımızın hak ettiği ücret politikasındaki hak ettiği yeri almasını temennisi için mücadele veriyoruz.
Ama buradan eylem kararı alıyoruz, Ankara'ya gidilecek, başvuru sayısı 4'tür. Ya siz sorunları biliyorsunuz. Hayır arkadaşım, mücadele birebir kora kor meydanda yapılır. Mücadeleyi 'siz savaşın, siz mücadele edin, siz konuşun sadece' diyerek bir şey kazanamazsınız. Sağlık çalışanları için bir araya gelin. Bu yıl 2025'te bütün süreçte 27 eylem yapmışız Eskişehir'de. 27 eylemin en yüksek katılımcı sayısı 513 kişidir. 10.000 sağlık çalışanı içinde 513 kişiyiz. Diğerleri ne yapıyor? Ben 'etliye sütlüye karışmayayım' diyor. Siz eğer ki hakkınız için ciddi manada meydana inmekten korkarsanız karşıdaki insanlar da size o kadar değer verir. Biz bütün Eskişehir'in, bütün emekçilerin, başta sizler olmak kaydıyla bizi yönetenlerin, patronların 20.000 lirayla, 28.000 lirayla, 30.000 lirayla geçinemediğini, geçinilemeyeceğini sokağa çıkıp halkın arasına indiklerinde gerçek dünyayla merhabalaşmasını talep ediyoruz. Ciddi manada sokakta çalışan, 30.000 liraya mahkûm edilen %20’lik grup içinde ciddi iyileştirmeler gerekecektir.
Siyasi parti gözetmeksizin kendini Eskişehirli hisseden bütün siyasilerimize, atanmışlarımıza ve seçilmişlerimize şunu söylüyoruz: Çok acil bir şekilde Eskişehir lobisini oluşturarak, diğer illerimizdeki binaların hızla yükseldiğini göstererek ve bütün illerin yatırımlarını göstererek Eskişehir'e bu yatırımı kazandırmamız gerekiyor. 2026 Eskişehir yılı diyoruz ya, bunu kazandırmamız gerekiyor. Sağcısı, solcusu, iktidar partisi ve muhalefet partisi ayırt etmeden 3. hastaneyi oraya kazandırmamız lazım. Bu hem nüfus hem de insan onuruna yakışacak şekilde bir hizmet sunumu açısından önemlidir. Buradan sadece 15 yıl öncesini bu şehri hatırlayanlar için; bu şehirde 2 tane çocuk ve kadın doğum hastanesi vardı, kapatıldı.
Şu an özel sektörde doğumlar hızla artarken, devlette doğum oranı hızla azalıyor. İnsanları özel sektöre mahkûm etmeyelim. Devlet hastanesindeki hizmeti kaliteli hâle getirmek için 3. binaya ihtiyacımız var. Tıp fakültesinin güçlendirme çalışmasının yapılması tabii ki ekonomik manada büyüklerin bileceği bir iştir ama o binayı ne kadar güçlendirirseniz güçlendirin, bina 35 yaşındadır. Biz içerisinde genel cerrahi servisinde yakınlarınız yatıyorsa sorabilirsiniz; koridordaki tuvalete giden bir hasta profili 2026 yılındaki Türkiye'nin ve sağlık politikalarına yakışmıyor. Bunu her yerde söylüyorum ve tekrar altını çiziyorum. Güçlü Türkiye'ye yakışmayan bir tıp fakültesi var. Bununla ilgili gerekli büyüklerimiz ve siyasilerimiz gerekli çalışmayı yapacaktır ama bunun ötesinde o binada hizmet eden sağlık çalışanlarının yemediği bir yemek var.
Şu anda biz tabii ki sivil toplum kuruluşu olarak çok detaylı konuya hâkim değiliz. Bunu İl Sağlık Müdürümüz daha iyi biliyordur ama hasta garantisi diye bir şey yok. Türkiye'de zaten hasta sorunu yok. Siz istediğiniz kadar 10 tane hastane açın, akşama kadar 10 tane hastane dolar. Çünkü şu anda bunu ben böyle dediğimde birçok Türkiye'de herkes yanlış anlıyor. Dünyanın en ucuz sağlık hizmetini sunuyoruz. En ücretsiz hâlde sağlık hizmeti sunuluyor. Hastanın katkı payına bakıldığında Türkiye'de dünyada 1. sıradayız ücretsiz kısmında. Bu komünist ülkede bile böyle bir sistem yok. Her şey ücretsiz. Aile hekimine gidiyorsunuz, katkı payı verdiğiniz para 2 TL, 3 TL, 5 TL. Hastaneye gidiyorsunuz; bugün Belçika'da, Almanya'da, Fransa'da, Hollanda'da uzman hekime ulaşma süresi 6 aydır. Bizde akşama kadar 5 defa uzman hekim değiştirebilirsiniz. Yani böyle ücretsiz sunan bir sağlık hizmeti var. Bu da çalışanların yükünü artırıyor. Bununla ilgili de biz her kulvarda zaten dile getiriyoruz. İlimizin çok acil 3. bir büyük hastaneye ihtiyacı var tıp fakültesi haricinde.
Her mesleğe genç insanlar başlıyor ve onlar da tecrübe kazanıyor. Siz gerekli ücretleri ödemezseniz, isim yapmış ve tecrübelenmiş hekimler özel sektöre kaçmaya devam edecektir. İlimizde her dönemde 20-30 tane hekim, uygun olduğu ve uygun bulduğu pozisyonlara doğru transfer oluyor.
Ben bir kardeşiniz olarak, sendika başkanı olarak değil, sağlığın özelleştirilmesine ve özel hizmet sunumuna karşı olan bir kardeşinizim. Bu halde devletin iyi çalışmalar yaparak hak ettiği parayı vermesi lazım. Ben bir ara bir açıklama yapmıştım ve bu açıklama Türkiye'nin gündemine oturmuştu. "Çocuklarınızı hekim yapmayın, berber yapın" demiştim. Bugün kuaförden özel randevulu bir yere giderseniz 800 TL, 1.000 TL, 1.500 TL, 2.000 TL, 3.000 TL'ye kadar kuaför parası ödüyorsunuz. Ama beyin ameliyatı yapan bir doktora 1.300 TL gibi komik bir rakam verirseniz, yakında diz ameliyatı yapacak doktor da kalmaz, beyin ameliyatı yapacak doktor da kalmaz. Özel sektöre gider, bu parayı ödersiniz."