Sağlık-Sen Eskişehir İl Başkanı Hasan Hüseyin Köksal şu ifadeleri kullandı;

"Son dönemlerde sağlık sistemi, vatandaşın da en çok konuştuğu sistemlerin başında geliyor. Sağlıktaki çalışan bütün personel için büyük bir mutsuzluk ve değersizlik söz konusu. Herkes bunu maaşa bağlıyor, herkes bunu çalışma şartlarına bağlıyor. Ancak şu andaki bütün sağlık çalışanları, öğrenciler, hekimler artık yeni bölüm seçerken karşılaşacağı sorunlara bakıyor, malpraktislere bakıyor, çalışma şartlarına bakıyor.

Şu andaki sistemdeki başta aile hekimlerimiz olmak üzere her meslek grubunun farklı bir sorunu ve problemi var. Bunun için TUS'a girdiklerinde artık daha rahat zaman geçirecekleri, daha rahat ailesine zaman ayıracakları bölümlerle karşı karşıya kalıyorlar. Bence eğer Sağlık Bakanlığı ciddi bir şekilde "Ya bizim şu kadar fazla doktorumuz var, şu kadar adayımız var, şu kadar sağlık çalışanımız var." söylemlerini terk etmezse 10-15 yıl sonra Amerika'daki gibi, Hollanda'daki gibi ciddi manada ameliyat yapacak hekimlerin bulunmasında zorluk çekeceğiz. Bazı bölümlerde zorluk yaşayacağız diye düşünüyoruz.

Özellikle acil bölümlerine yılda 200 milyondan fazla başvuru yapılıyor. Türkiye'nin en büyük problemi, bunu ben bir sivil toplum kuruluşu başkanı ve bir vatandaş olarak söylemek istiyorum, Türkiye'deki sağlık sistemi ücretsizdir. Türkiye'deki bütün sağlık sistemini ücretsiz bir halde sunmaya devam ederseniz, insanlar aynı anda bir doktorun söylediğine inanmayıp ilaçlarını kullanmadan başka bir hekime yönelmeye devam ettiği sürece, bize her hafta gelen bir hekimin baktığı 100 hastanın 40 tanesi aynı kişilerden oluşmaya devam ettiği sürece bizim istediğimiz kadar doktor sayısını arttıralım, hastane sayısını arttıralım, poliklinik sayısını arttıralım, yetişme şansı böyle bir sistemde yoktur.

Biz bunu ilk 112 kurulduğunda da görmüştük. Eskişehir'de 4 tane ambulansla hizmet verirken bugün 70 tane ambulansla zor yetişiyoruz. Çünkü sizin hizmeti elemeniz lazım. Hizmetin önceliğini elemeniz gerekiyor ve hizmeti bir nevi de olsa ücretli hale getirmeniz lazım. Bugün Avrupa'da, Amerika'da sağlık ücretli bir sistemdir. %50'sini vatandaşlar karşılıyor. Bu da bir ihtiyaç halindedir. Şu anda Eskişehir başta olmak üzere Türkiye'nin birçok yerinde insanların evlerinde tonlarca ilaç vardır. Gereksiz bir şekilde kamunun zararı bu şekilde giderek büyüyor.

Hastanelerdeki ulaşım, siyasi iradenin hastaneler üzerinden vatandaşa olan ulaşımı "Evet, sağlık hizmetleri şöyle." derken yeni dönemde, 2023-2024 ile başlayan çöküş dönemi diye adlandırdığımız sağlık sistemindeki mutsuzluğun, değersizliğin artmasıyla beraber 2001 yılındaki sağlık hizmetleri algoritmasına doğru gidiyoruz.

Şu andaki bütün vatandaşlarımız sokağa çıktıklarında "Randevu bulamıyorum, muayene bulamıyorum, sıra bulamıyorum. MR'da sıra var, randevuda sıra var. Göz hekimine ulaşamıyorum, cildiyeye ulaşamıyorum." gibi birçok sorunla sahada karşılaşabilirsiniz. Vatandaşların şikayetleri hep mükerrer, aynı şikayetlerdir. Ancak bunu sayısal olarak çözemezsiniz. Mentaliteyi değiştirmek lazımdır. Siyasi iradenin, Sağlık Bakanlığının bürokratlarının biraz daha samimi bir şekilde ihtiyaca göre personel haritasını ayarlayıp ona göre bir çözüm üretmesi gerekiyor. Bu da öncelikle sağlık çalışanını mutlu kılmaktan geçiyor.

Şu andaki her 10 çalışanın 2 tanesi hizmet veremeyecek şekildedir. Sayısal manada kalan 8 arkadaşımız artık bu işi yapmakta zorlanıyor. İnsanların eğer bugün başka yapabileceği bir iş garantisi olsa ne hekim bulabilirsiniz ne hemşire bulabilirsiniz. Sağlık çalışanlarının özeti ne yazık ki şu an ülkemizde buna doğru evriliyor.

bundan sonra randevu sistemlerinde yeni bir sisteme geçilecek aile hekimliği sisteminde. İnsanlar öncelikle aile hekimine gidecek ve randevu sistemini oradan başlatacaklar. Bu bir nevi neye dönüyor? Sevk sistemine dönüyor. Önce aile hekimiyle görüşeceksiniz, sonra hastanelere gideceksiniz. Ancak bizim insanlarımız direkt dahiliye uzmanına gitmek istiyor. Bizim insanımız direkt beyin cerrahına muayene olmak istiyor. Bizim insanımız direkt cildiyenin profesörüne gözükmek istiyor.

Bunu siz ücretsiz yaptığınızda, sadece dahiliye uzmanına 100 TL gibi bir rakamla ulaştığınızda bir hasta bir haftada 3 farklı hekime gidebiliyor. Beyin cerrahına gidiyor, muayene oluyor. Bunu beğenmiyor, 1 hafta sonra başka bir beyin cerrahına gidiyor. Dahiliyeye muayene oluyor, onun tedavisinin ilaçlarını kullanmadan başka bir doktora gidiyor. Bununla ilgili sizin yetişme şansınız yoktur.

Vatandaşa da bir cezai yaptırım uygulaması yapılması lazımdır. Biz sağlıkta her zaman ne diyoruz? Sağlıkta şiddetin önüne geçebilmek için sağlık hizmetlisine gidip de bir doktoru, bir hemşireyi darbeden kişiye sağlık cezası, hastaneye girmeme cezası vermediğiniz sürece veya SGK'sını iptal edip "Ücretli hasta olacaksın bu saatten sonra." demediğiniz sürece siz istediğiniz kadar yasa çıkartın, istediğiniz kadar sağlık tesisi açın, yetişme şansınız yoktur.

Şu an dünyanın en çok MR çekilen, tomografi çekilen, en çok tetkik istenen ülkesi konumuna doğru evriliyoruz. Gelişmekte olan ülkelerdeki sayılara baktığınızdaki bir de gelişen ülkelere baktığımızda, sağlığın öncüsü olan ülkelere baktığımızda arada devasal farklar vardır. Belçika'da, Almanya'da, Hollanda'da gittiğinizde, ziyaret ettiğinizde bizim 30 sene önceki kullandığımız gripin yerine Dafalgan diye bir ilaçla hiç doktor görmeden 6 ayda bir sadece rutin kontrole giden bir Avrupalı ile karşı karşıya kalıyorsunuz. Ama bizde her gün doktora gitme isteği, "Her gün beyin cerrahına gidelim, her gün MR çektirelim, her gün tomografi çektirelim." şeklindeki taleplere sağlık sisteminin yetişme şansı yoktur.

Ben belki de bir sivil toplum olarak şunu söylüyorum: Şu andaki en mutsuz sağlık çalışanı dönemini yaşıyoruz. Buna rağmen de 25 yılın sonunda gelinen noktada vatandaşın da en mutsuz olacağı döneme doğru giriyoruz. Ne kadar bunu bazı siyasilerimiz görmezden gelse de gittiğinizde sahada vatandaşa uzatacağınız her mikrofonda karşınıza şöyle bir şey çıkacaktır: Mutsuz bir vatandaş. "Ben sıralanamıyorum, ben randevu bulamıyorum, ben MHRS'ye gidemedim." Siyasette de birçok kişiye günlük yüzlerce mesaj geliyor: "Bana randevu al, benim sıramı öne çektir, bana sağlık kurulundan destek ol." Yüzlerce böyle talep geliyor.

Demek ki sistemin bir yerlerinde sadece sağlık hizmetlerinde sürekli açılış yaparak veya sorun yokmuş gibi veya basın duymasın, vatandaş duymasın, haberlere düşmeyelim kaygısı dışında çalışmalara gerçek manada baktığınızda toplumdaki gerçek yankı şu andaki şudur: Vatandaş şu andaki sağlık hizmeti sunumundan memnun değildir. Sağlık hizmetini sunan insanlar da memnun değildir. Çünkü çok fazla bir ağır iş yükü vardır. Artık yetişmekte zorlanıyoruz. Bizim 600.000 nüfusa verdiğimiz hizmetteki sayımızla şu andaki 10.000 sağlık çalışanıyla 1 milyonluk nüfusluk biz Eskişehir'e yetişemiyoruz.

Günlerdir, aylardır, yıllardır söylemeye devam ediyoruz. Yetmediği gibi Eskişehir sağlık hizmetlerine Bilecik, Kütahya, Afyonkarahisar bölgelerinden de bölgesel hastane konumunda hizmet veriyoruz. Oradaki nüfusa da doğrudan hizmet verdiğimiz için sayısal olarak yetişemiyoruz. Biz şeffaf bir şekilde sağlık çalışanlarına artık yeni bir kanun, yeni bir düzenleme, çalışamayan personelin geri hizmette iken sayısal sistemin dışında kalmasıyla ilgili bir sistem...

Misal şu anda son 2 ayda, 3 ayda yeni gelen valimizle sağlık müdürümüz açılışlar yapıyor. Sizler de katılıyorsunuz. Sağlıklı Yaşam Merkezleri... Açılan hiçbir Sağlık Yaşam Merkezinin resmi kadrosu yoktur. Geçici görevli insanları oraya gönderiyoruz. Her açtığımız Sağlıklı Yaşam Merkezine 30-35 tane insan çalışması gerekiyor ama orada kadrosu olan 2 ya da 3 insan vardır. 33 kişi geçici görevlidir.

Şu andaki Şehir Hastanemizde, Yunus Emre Devlet Hastanemizde sunduğumuz sağlık hizmetleri, Osmangazi Üniversitesine gittiğinizde insanlar ne diyor? "Evet, Osmangazi'nin hocası çok iyi ama sağlık hizmetlerinde hemşire yok, yetişemiyor. Odada problem var, yatakta problem var." Onlarca şey... İşte gece bir kaza oluyor, yüzlerce insan bizi arıyor, "Yoğun bakım sıkıntımız var."

Ama her gün açılış yapıyorsunuz, her gün kurdele kesiyorsunuz. Ama istediğiniz kadar yoğun bakım yatağı yapın, sistemdeki eleme sistemini, acil sistemini düzenlemediğiniz sürece, bunu vatandaşa da eğitmediğiniz sürece, vatandaşın da gelme sistemini değiştirmediğiniz sürece buna yetişme şansınız yoktur.

Osmangazi Üniversitesi ile ilgili ben bütün şehirle ilgili net bir bilgi vereyim. Bu belki de vatandaşımızın bilmesi gereken bir konudur. Arkadaşlar, biz Seyitgazi'de yangın vardı, biliyorsunuz bir itfaiyede arkadaşlarımız kaza yaptı. Her yere ambulans gidiyor. Bugün Türkiye'deki ilk 5 hız, olay yerine ulaşım, kaza yerine ulaşım olarak Türkiye'nin en iyi hizmetini veren il olarak biz şu anda Eskişehir 112 olarak hizmet veriyoruz. Ambulansımız olay yerine reaksiyon 2-3 dakikada hazırlanıyor. En fazla 10 dakika içinde Eskişehir'in hangi noktası olursa olsun kaza yerine ulaşıyoruz ve yaralıya müdahale ediyoruz.

Ancak en kötü durum şudur: Buradan Sayın Valimiz de alsın, tek tek bütün iddialarımızı incelesin. Hastaneye gelen yaralı 1 saat 15 dakika hastane acilinde bekliyor. Sedyede ölen insanlar var. Ambulansın sedyesinde beklerken 1 saat 15 dakika... Sizin kaç dakikada olay yerine gittiğinizin bir önemi var mıdır? Yoktur. 3 dakikada da gitseniz, 5 dakikada da gitseniz aldığınız yaralıyı getiriyorsunuz. Hastanenin acilinde tam 1 saat 15 dakika... İddia ediyorum, bakın çok iddialı bir cümle kuruyorum. Yaralı, kazazede 1 saat 15 dakika ambulansın sedyesinde bekliyor.

Her ay toplantılar yapılıyor. Her ay ASKOM toplantısı yapılıyor. O toplantılardaki acil servislerdeki hizmetlerin belirli sistemi konuşuluyor. Peki çözüm var mıdır? Yoktur. Ambulansın 10 dakikada olay yerine gidip 5 dakikada hastaneye ulaştığı bir yerde, dünya ortalamasının üzerinde bir rakama ulaşırken hastanedeki hastayı acil servise alıp yoğun bakıma çıkartmamız 1 saat 35 dakika, 1 saat 15 dakika, 1 saat 20 dakikadır. Bununla ilgili çok büyük bir eksiklik vardır.

Bunu ne zaman farkına varacaklardır? Bir kişinin yakını ambulansın sedyesinde beklerken öldüğü zaman varacaklardır. Ben bu kadar bu konuyu, buradan Sayın Valimize söylediğimiz kısmı, özellikle hepinizin dikkatle altını çizmek istiyorum. Ambulansın 10 dakikada gidip olay yerinde müdahale ettiği bir vakayı 1 saat 15 dakikada bir acil serviste bekliyor da hasta kabul görmüyorsa, bizim sağlık sistemimiz üzerine "şöyleyiz, böyleyiz" dememizin hiçbir mantığı kalmıyor. Ana sorun budur."