Eskişehir Hastaneler Halkındır Platformu adına konuşan Berna Yıldız şu ifadeleri kullandı;
“Hastaneler halkındır, satılamaz. Bilindiği üzere, 17 Mart 2026 ve 24 Nisan 2026 tarihli Resmî Gazete kararlarıyla, 43 ilde, aralarında aktif sağlık hizmeti verilen kurumların ve kentlerin tarihinde kültürel miras değeri taşıyan yapıların da bulunduğu toplam 126 sağlık taşınmazının 2028 yılı sonuna kadar özelleştirilmesi planlanmıştır.
Burada özelleştirme adı altında yapılmak istenenin, kamuya ait sağlık alanlarının satışı olduğu açıktır.
Dün 14 Haziran’dı. 17 Mart’ta açıklanan Devlet Hastanesi arazisinin satılması kararının üzerinden 90 gün geçti. Bu nedenle açıklamamızı, üç ay sonra yine Şehir Hastanesi açıldıktan sonra depreme dayanıksız olduğu belirtilerek yıkılan Devlet Hastanesi’nin arazisinin önünde yapıyoruz.
Bilindiği üzere yalnızca bu alan değil; hâlen İl Sağlık Müdürlüğü olarak kullanılan bina, Yunus Emre Devlet Hastanesi 2 Eylül Hizmet Binası, Uçucu Sağlığı Eğitim ve Araştırma Merkezi’ni kapsayan eski Hava Hastanesi alanı, Mihalıççık Gün Sazak Hastanesi ve Sivrihisar’da ağustos ayında inşaatı tamamlanacak Aile Sağlığı Merkezi olmak üzere dört önemli sağlık alanı da bu kapsama alınmıştır.
Kabul edilemez bu Resmî Gazete kararlarının ardından şehrimizde güçlü bir toplumsal tepki oluşmuştur. Meslek odaları, sendikalar, dernekler, siyasi partiler ve yurttaşlarımız bu kararları kabul etmeyeceklerini çeşitli biçimlerde dile getirmiştir.
Süreç içerisinde birleşik mücadelenin önemine inanan milletvekilleri, meslek odaları, sendikalar, dernekler, siyasi partiler ve yurttaşlar olarak mücadelemizi ortak bir platform çatısı altında yürütme kararı aldık.
Bugün sizleri yine Hastaneler Halkındır Platformu olarak selamlıyoruz.
Hastaneler Halkındır Platformu olarak bu kararları neden kabul etmiyoruz?
Yanıt çok açıktır. Kamu malı halkın malıdır. Özelleştirilemez. Satılamaz.
AKP iktidarı, son 25 yılda ülkemizin tüm ortak varlıklarını adeta mirasyedi anlayışıyla harç mezat satışa çıkarmıştır. Her şeyi para kaynağı olarak gören bu anlayış, halkın en temel hakkı olan sağlığı da 25 yıl önce “Sağlıkta Dönüşüm” adıyla başlattığı piyasalaştırma programıyla alınıp satılır bir metaya dönüştürmüştür. Bugün kamuya ait sağlık tesislerinin satılmak istenmesi de aynı projenin yeni bir perdesidir.
Sağlık Bakanlığı, kamuya ait sağlık tesislerini satarak elde edeceği gelirle yeni sağlık tesisleri yapılacağını iddia etmektedir. Bu gerekçe kabul edilemez ve inandırıcı değildir. Eğer gerçekten kaynak aranıyorsa; faize, vergi aflarına, teşviklere, sermaye aktarımlarına ve şehir hastanelerine ayrılan devasa bütçelere bakılmalıdır.
Şehrimizde de olduğu gibi satılması planlanan taşınmazlar, kentlerin en değerli bölgelerinde yer alan, rant değeri yüksek alanlardır. Kolaylıkla anlaşılacağı üzere bu satışların temel amaçlarından birinin, sermayeye yeni rant alanları açmak olduğu açıktır.
Bizler, Hastaneler Halkındır Platformu olarak; kamuya, halka, bu ülkenin gerçek sahiplerine ait olan bu kıymetli varlıklarımızın satışına asla izin vermeyeceğiz.
Ayrıca bu alanda ülkemiz açısından son derece önemli olan Uçucu Sağlığı Eğitim ve Araştırma Merkezi bulunmaktadır. Bu merkezin varlığı, alanın yalnızca yerel değil, ulusal ölçekte de stratejik bir sağlık değeri taşıdığını göstermektedir.
Diğer iki taşınmaz ise Sivrihisar’da ağustos ayında inşaatı tamamlanacak olan Aile Sağlığı Merkezi ile Mihalıççık’taki Gün Sazak Hastanesi’dir. Her biri şehrimiz için ayrı bir değer taşımaktadır.
Hepsi kamunundur. Hepsi halkındır. Satılamaz. Satılmalarına izin vermeyeceğiz.
İlimizde halkımızın yükselen tepkisi üzerine, ilin mülki amiri tarafından 30 Nisan 2026 tarihinde katıldığı bir televizyon programında, ilimizdeki sağlık kurumlarının özelleştirme kapsamından çıkarılacağına dair Bakanlık taahhüdü bulunduğu ve bu konuda bir yazının 15-20 gün içinde geleceği açıklanmıştır. Bu açıklamanın üzerinden 45 gün geçtiğini Sayın Vali’ye hatırlatmak isteriz.
Bizler bu açıklamaların halkın tepkisini yatıştırmayı amaçladığını çok iyi biliyoruz.
Öncelikle, bir hukuk devletinde idarenin işlemleri aynı usulle geri alınır. Resmî Gazete’de yayımlanan bir kararla hayata geçirilen bir uygulama, ancak yine Resmî Gazete’de yayımlanan açık bir kararla kaldırılabilir.
Sözlü açıklamalarla, muğlak beyanlarla, “yazı gelecek” denilerek halkın tepkisinin söndürülmesine izin vermeyeceğiz.
Daha önce Devlet Hastanesi’nin yeniden açılacağı yönünde verilen sözlerle halkın oyalandığını ve kandırıldığını gördük. Oysa hiç kimsenin, özellikle de yöneticilerin, halkı kandırmaya hakkı yoktur.
Sağlık Bakanı’nın aktif olarak hizmet veren hastanelerin özelleştirilmeyeceğine dair açıklaması da olmuştur. Bu ifadeden, şehrimiz için yıkılan Devlet Hastanesi arazisinin satılabileceği anlamı çıkmaktadır. Bunu kimse aklından bile geçirmesin.
Biz yalnızca aktif binaların değil, tüm sağlık alanlarının özelleştirme kapsamından çıkarılmasını istiyoruz.
Konunun bir diğer önemli boyutu ise sağlığa erişim hakkıdır.
Bugün milyonlarca yurttaşımız açlık sınırının altında gelirle yaşamaya çalışmaktadır. Yoksulluk hastalıkları artırmakta, aynı zamanda sağlık hizmetine ulaşımı da zorlaştırmaktadır. Böyle bir tabloda halkın sağlık kurumlarını satmak yalnızca mülkiyet devri değil, halkın sağlık hakkına doğrudan saldırıdır.
Şehrin dışına yapılan Şehir Hastanesi açıldıktan sonra, depreme dayanıksız denilerek yıkılan Devlet Hastanesi’ne duyulan ihtiyaç her geçen gün artmaktadır. Şehir Hastanesi’ne toplu taşımayla ulaşmak adeta zulümdür. Taksiyle ulaşmak ise birçok hasta için ekonomik olarak mümkün değildir.
Hastalar randevu bulamamakta, randevu bulduklarında ise 3-5 dakikalık muayenelerle yeterli hizmet alamamakta, yatak bulunamamakta ve sağlık hizmetine erişim giderek daha da zorlaşmaktadır.
Tam da bu nedenle eski Devlet Hastanesi’nin aynı yerinde yeniden yapılmasını istiyoruz. Çünkü bu şehrin Devlet Hastanesi’ne ihtiyacı vardır. Çünkü hastanenin yeri, halkın ulaşabileceği en doğru yerdir.
Yunus Emre Devlet Hastanesi 2 Eylül Hizmet Binası’nda her gün binlerce hastaya hizmet verilmektedir. Aynı alanda İl Sağlık Müdürlüğü olarak kullanılan bina yalnızca bir kamu binası değil, şehrimizin ve ülkemizin sağlık tarihinde önemli bir yere sahip olan tarihî bir yapıdır.
Biz Devlet Hastanemizi aynı yerinde yeniden istiyoruz. Biz halkın sağlık hakkını, kentin kamusal varlıklarını ve tarihsel mirasını savunuyoruz.
Hastaneler Halkındır Platformu olarak; eylemlerimiz, etkinliklerimiz, hukuki girişimlerimiz ve halkla birlikte yürüteceğimiz mücadele, bu kabul edilemez kararlar Resmî Gazete’de yayımlanacak yeni bir kararla kaldırılıncaya kadar devam edecektir.
Bir gecede alınan bu kararın, bir gecede yeni bir kararla kaldırılabileceğini gayet iyi biliyoruz. Yeter ki karar verenler sermayeyi değil, halkı düşünsün. Yeter ki bu ülkenin milyonlarını, bu ülkenin gerçek sahiplerini düşünsün.
Mutlaka başaracağız. Bize ait olanın, gözünü rant bürümüş sermaye çevrelerine teslim edilmesine kesinlikle izin vermeyeceğiz. Bunu halkımızla birlikte, omuz omuza başaracağız. Son olarak hukuki mücadeleye de değinmek isteriz.
Şehrimizdeki hastane taşınmazlarına ilişkin karar, Eskişehir-Bilecik Tabip Odası tarafından hukuka taşınmıştır. Ayrıca Cumhuriyet Halk Partisi Genel Merkezi Danıştay’da dava açmıştır. Türk Tabipleri Birliği de söz konusu kararları hukuka taşımıştır.
Bizler, hukuki mücadeleyi toplumsal mücadeleyle birleştirerek hastanelerimizi, sağlık alanlarımızı, kamusal varlıklarımızı ve halkın sağlık hakkını sonuna kadar savunacağız.
Sağlık haktır. Hastaneler halkındır, satılamaz. Kamunun malı sermayeye peşkeş çekilemez. Eskişehir’in hastanelerine, sağlık alanlarına ve tarihsel mirasına sahip çıkacağız. Buradan tüm halkımızı Hastaneler Halkındır Platformu’na ve ortak mücadelemize katılmaya davet ediyoruz.”





