Kanal 26 ekranlarında konuşan Demokrat Parti Eskişehir İl Başkanı Hüseyin Özcan şu ifadeleri kullandı:

“Emekli olunca hayatınızda çok fazla bir şey değişmiyor. 23 bin 500 lirayla nasıl yaşanır, bunun formülünü anlatırım. Türkiye şartlarında 23 bin 500 lira maaşın üzerine aylık 50 bin lira borçlanarak ancak yaşayabilirsiniz.

Emekli sadaka istemiyor, bahşiş istemiyor, lütuf istemiyor. Emekli hakkını istiyor. Bugün görüyoruz ki emekli geçim derdinde, hükümetimiz ise seçim derdinde.

Geçen yıl, emeklilerin yoğun olarak bulunduğu Hamamyolu bölgesinde çay içerken bazı emekliler yanımıza geldi. Bana, ‘Başkanım, erken seçim yok mu? Ne yapacaksınız?’ diye sordular. Neden erken seçim istediklerini sorduğumda ise ‘Belki maaşlarımız biraz artar diye bekliyoruz.’ dediler.

Demek ki 2027 yılının sonuna doğru, belki 12 ay sonra, yine ekim veya kasım aylarında erken seçim gündeme gelebilir. Ancak şartlar uygunsa bugüne kadar neden bu düzenlemeleri yapmadınız? Emekliyi neden bu kadar zor durumda bıraktınız? Neden mağdur ettiniz? Neden geçinemez hale getirdiniz? Öncelikle bunları sormak gerekiyor.

Geçen hafta da ifade ettim. Bir ihtiyat akçemiz vardı. Ardından 128 milyar dolarımızın buhar olduğunu konuştuk. Daha sonra bir fon krizi yaşadık. Bugün yapılan hesaplamalara göre, yalnızca fon mağdurlarının değil, Borsa İstanbul ve hisse senedi piyasalarıyla ilişkili kurumların da uğradığı zararların yaklaşık 156 milyar dolar olduğu belirtiliyor.

Peki, bu para kimden gitti? Kimin parasıydı? Hepimizin parasıydı.

Geçenlerde bu konuda bir araştırma yaptım. Daha önce burada bahsettim mi hatırlamıyorum. İlk fon krizi ortaya çıktığında Türkiye bütçesine maliyetinin 20 ila 24 milyar dolar arasında olduğu söylenmişti. Ardından hükümet, Boğaziçi Köprüsü ve Fatih Sultan Mehmet Köprüsü ile altı otoyolun satışından 19 milyar dolar gelir beklendiğini açıkladı.

Bu iki köprü, Türkiye'nin kendi kaynaklarıyla inşa edilmiş yapılardır. O dönemde fon krizindeki kaybın, neredeyse iki köprünün ve altı otoyolun satışından beklenen gelir kadar olduğunu gördük. Şimdi ise konuşulan zarar rakamları bunun yedi, sekiz, hatta on katına ulaşmış durumda.

Madem emekliye daha fazla maaş verebiliyordunuz, bugüne kadar neden vermediniz? Neden emekliyi 23 bin 500 lira gibi yetersiz bir gelire mahkûm ettiniz?

Şimdi emekli maaşlarının yüzde 30 veya yüzde 50 artırılacağı konuşuluyor. Peki, yüzde 100 artırılsa ne olacak? 23 bin 500 lira yerine 46 bin 500 veya 47 bin 500 lira alsak bile hayatımızda çok fazla şey değişmeyecek. Çünkü maaşları artırdığınızda bu kez enflasyonu kontrol etmekte zorlanacaksınız.

Hükümet bir dönem ‘Faiz sebep, enflasyon sonuç.’ şeklinde bir ekonomi politikası uyguladı. Ancak bunun gerçeği yansıtmadığını ve ülkeye ne kadar büyük zarar verdiğini hep birlikte gördük. ‘Nas’ söylemiyle savunulan bu politikanın da ekonomik gerçeklerle örtüşmediği ortaya çıktı.

Aynı değerlendirmeyi asgari ücret için de yapabiliriz. Bugün asgari ücretin 28 bin liranın biraz üzerinde olduğunu biliyorum. Bildiğim kadarıyla Yeni Parti de emekli maaşlarının asgari ücret seviyesine çıkarılması yönünde bir önerge verdi.

Yıllardır siyasetin içerisindeyim. Benim tahminim, asgari ücretin 35-36 bin lira civarında olacağı yönünde. Emekli maaşlarında ise 23 bin 500 liralık mevcut tutarın üzerine yaklaşık 13 bin liralık bir artış yapılabilir. Ancak bunu doğrudan yüzde 50 zam şeklinde göstermeyebilirler. Önce seyyanen bir artış, ardından yüzde 20-25 oranında zam yaparak bu rakamlara ulaşabilirler.

Bana göre en düşük emekli maaşı 50 bin liranın altında olmamalıdır. Bugün 50 bin lira nedir? Türkiye'de resmî kurumlar tarafından açıklanan açlık sınırı rakamlarına yakın bir tutardır.

Eskişehir'de çarşıya çıktığınızda iki çay içip bir simit alsanız bile bunun hesabını ortaya koyabiliriz. Çay ve simit hesabıyla iktidara gelmiş bir hükümetin bugün bu ekonomik şartlarla karşımıza çıkmaması gerekir.

Ekonomimiz büyüyorsa, ihracatımız artıyorsa, ithalatımız düşüyorsa, ki bu hesaplamalarda da ciddi yanlışlıklar olduğunu düşünüyorum, neden vatandaş 23 bin 500 lirayla geçinmek zorunda bırakılıyor?

23 bin 500 lira yaklaşık 450 dolar civarında bir para yapıyor. Herhalde dünyanın en düşük maliyetle, en mucizevi şekilde yaşamaya çalışan emeklileri Türkiye'dedir.

Artık neredeyse her yıl erken seçim olsun da emeklilerin yüzü gülsün diye bekleyeceğiz.

Emeklinin bugünkü şartlarda geçinebilmesi için et yememesi, pahalı gıdalardan uzak durması, peynire ve zeytine erişememesi gerekiyor. Ancak yalnızca kuru ekmek ve çayla günde üç öğün beslense bile bu maaşla geçinmesi mümkün değil.

Bugün Eskişehir'de oturulabilecek durumdaki sıradan bir evin kirası 15 bin ile 20 bin lira arasında. Lüks dairelerden bahsetmiyorum. Orta halli bir evden söz ediyorum.

23 bin 500 lira emekli maaşı alan bir insan, 15-20 bin lira kira ödedikten sonra kalan parayla nasıl geçinecek? Nasıl karnını doyuracak? Böyle bir hayatın sürdürülebilmesi mümkün mü? Elbette değil.

İktidar partisini destekleyenler, ‘Bunca yıl çalışmış da bir ev sahibi olamamış mı?’ diye sorabilir. Olmamış kardeşim. Herkes ev sahibi olamamış.

Bundan 30-40 yıl önce insanlar emekli olduklarında aldıkları ikramiyeyle ev sahibi olabiliyordu. Bugün ise emekli ikramiyesiyle Eskişehir'in en kenar mahallesinden bile 1+1 daire alamıyorsunuz.

Dolayısıyla emekliye verilecek insanca yaşamaya yetecek bir maaş, lütuf değildir, bahşiş değildir, sadaka değildir. Bu, emeklinin hakkıdır.

Bu devlete 8 bin, 10 bin, 12 bin gün prim ödeyerek hizmet etmiş, yıllarca çalışmış insanların hak ettiği karşılık 23 bin 500 lira değildir.

Geçmiş yıllarda bununla ilgili bir hesaplama yapmış ve basın toplantısında da paylaşmıştım. Ben 9 bin günün üzerinde prim ödeyerek, yaklaşık 30 yıl çalıştıktan sonra emekli oldum.

Bugün asgari ücretle bir sigortalı çalıştırdığınızda SGK'ya 10 bin liranın üzerinde prim ödüyorsunuz. Eğer bu primler yıllar boyunca SGK'ya yatırılmak yerine doğrudan bana verilseydi ve ben de bu parayı yatırıma dönüştürseydim, bugün aldığım emekli maaşından çok daha yüksek bir gelir elde edebilirdim.

Demek ki sistemde ciddi bir yanlışlık var.

Arif Duru ağabeyimiz de yıllarca bu konuda mücadele etti. Emeklilikte intibak yasasının çıkarılması gerektiğini savundu. Çünkü yalnızca seyyanen zamlarla kalıcı bir çözüm elde edemezsiniz.

Emeklilikte intibak düzenlemelerinin mutlaka yeniden ele alınması, gerekli yasaların çıkarılması ve Türkiye Büyük Millet Meclisinden geçirilmesi gerekiyor.

Bir dönem emekli için ‘yük’ ifadesi kullanılmıştı. Emekli artık yük olarak görülmemelidir. Yıllarca çalışmış, prim ödemiş ve bu ülkeye hizmet etmiş insanların haklarının karşılığı verilmelidir.”