Eğitim-Bir-Sen Eskişehir 1 Nolu Şube Yönetim Kurulu adına açıklama yapan İbrahim Akar şu ifadeleri kullandı;
"MESEM konusunda Sadi Bey'in sorusuna binaen; bizim kültürümüzün usta, çırak, sanatkar, kalfa ya da bir iş erbabı yetiştirme noktasında dayandığı yer Ahilik kültürüdür. Şimdi Ahilik kültürü ta bizim Osmanlı Devleti döneminden beri süregelen ve o dönemden beri çeşitli iş kollarında, sanat kollarında bir geleneği oluşturmak, kendi içerisinde bir kurallar ve hiyerarşi oluşturmak, bir örgütlü yapı haline getirmek ve bu işin tüm meslek ve sanat kollarının devamını sağlamak adına kurulmuş bir yapıdır biliyorsunuz. Şimdi Ahiler der ki "bir çocuğun bir sanata başlaması, bir meslek erbabı olması adına bir işe başlaması için 12 yaş çok geç bir yaştır." Hani "ağaç yaşken eğilir" deriz ya.
Şimdi şöyle bir geriye dönelim, hepimiz sanayi ya da berber çıraklarını hatırlarız değil mi? Küçücük çocuklar orada yetişirler, o işi öğrenmek adına bir ustanın, bir kalfanın yanında informal bir eğitim alırlar. Hem mesleği öğrenirler hem de esnaflığın ve tüccarlığın gerekliliğini, ne gerektirdiği ile ilgili onun ahlak kurallarını öğrenirler. Aslında bir insan yetiştirme yeridir orası. Şimdi baktığımızda son dönemde, özellikle 12 yıllık kesintisiz eğitimden sonra bunun çok azaldığını hepimiz görüyoruz. Bakın, şu anda tıraş olduğunuz berberlerin belki hiçbirinin yanında bir çırak yetişmiyor ya da sanayide bir araç otomobil ustasının yanında küçük bir çırak göremiyoruz. Şimdi bu özellikle kalifiye eleman yetiştirme noktasında bir dezavantaja dönüşmüş durumdadır.
Peki, bu dezavantajı avantaja çevirebilmenin 12 yıllık kesintisiz eğitimde yolu nelerdir? Bir, öncelikle mesleki eğitimi ciddi manada gözden geçirmemiz, mesleki eğitimi bu anlamda -örgün eğitim anlamında söylüyorum- daha kalifiye, daha yeterli anlamda, teknik anlamda donatmamız ve buranın sahanın ihtiyaçlarına göre adam yetiştirmek adına kurgulanmasının önemini burada ifade etmek isterim. Bir diğer konu da tabii işin örgün kısmının yanında bir de yaygın kısmı; yani bu MESEM gibi, halk eğitim gibi, açık lise gibi biliyorsunuz eğitim ortamları da var. Şimdi MESEM'e geldiğimizde MESEM aslında örgün eğitimin dışına çıkan öğrencileri kazanmak adına, onu sektöre kazandırmak adına kurulan bir yapıdır. Hem sektörü destekliyor hem okulları, kurumları destekliyor hem de nitelikli eleman yetişmesi, sahanın ihtiyacına göre alttan yeni elemanların yetişmesi noktasında da sistemin belki de birçok açığını bu şekilde telafi ediyor. Aynı zamanda bakın, en önemlisi şudur: Örgün eğitimin dışına çıkan öğrenciyi eğitimin içinde tutuyor. Bu anlamda kıymetli bir çalışmadır.
Burada geçtiğimiz günlerde özellikle bazı çevreler tarafından ciddi şekilde eleştirildi. Milli Eğitim Bakanlığına yönelik, işte hükümete ya da Meclis'teki bütçe görüşmelerine varana kadar epeyce bir gündem yapıldı. Şimdi bu meseleye önce bu tarafıyla baktık. Bu tarafıyla baktığımızda hakikaten de kıymetli buluyorum, destekliyorum; gelişmesi, eksiklerinin tamamlanması veyahut da revize edilmesi gereken noktaları varsa revize edilmesi gerekir diyoruz.
İki, en önemlisi; işte burada iş ve işçi sağlığı ve iş güvenliğidir. Bunun bir defa çalıştırılan kurumlar hangileriyse bunlar tarafından iyi bir şekilde iş sağlığı, güvenliği tedbirleri alınmalı, bu denetimler sıkı bir şekilde yapılmalıdır. Yani kendi kaderine oraya gönderilen öğrenci sektörel bazda bırakılmamalıdır. Bu öncelikle sektörün yapması gereken bir şeydir. Milli Eğitimden ziyade eğer ben "MESEM öğrencisi istiyorum" diye kurum MESEM'e kendisi başvuru yapıyor. Kendisi başvuru yaptığında MESEM'in değil, kurumun öncelikle kendisini hazır hale getirmesi gerekir iş güvenliği açısından. Bu kısım önemlidir. Ağır işlerde, belli işlerde çalıştırılma noktasında öğrencilerin o sektörlere yönlendirilmemesi önemlidir. Bunlara dikkat ediliyor.
Özellikle mesela ben şunu vurgulayayım: Yaş kategorisi önemlidir. Bakın çocuktan bahsediyoruz, 18 yaş altı çocuktan. Onların çalışacağı iş kolunu sadece iş güvenliği açısından da düşünmemek lazım. Aynı zamanda onların yaşına uygun işler; örnek veriyorum 18 yaş altı kişilerin giremeyeceği mekanlarda MESEM öğrencisinin çalıştırılmaması gerekir. Mutfak, restoran, içkili mekanlar gibi; bunlarda mesela yiyecek içecek hizmetleri sınıfından öğrencilerin çalıştırılmaması gerekir. Buna dikkat edilmesi gerekir.
Artı, bir diğer konu da buradaki öğretmenin rolüdür. Şimdi öğretmene burada bir iş güvenliği uzmanı rolü yüklenmesini de biz doğru bulmuyoruz. Çünkü öğretmen bir kurumun iş güvenliği denetiminden mesul tutulmamalıdır. Bununla ilgili daha önce Bakanlığın öğretmenlere uygulama noktasında sunduğu bir çalışma vardı, biz buna itiraz ettik. Dedik ki "Öğretmen iş güvenliği uzmanı değildir. Öğretmen oradaki iş yerindeki öğrencinin yoklama denetimini yapar, işin mesleki açıdan öğrencinin alanıyla uygun olup olmadığına bakar." dedik. O yüzden MESEM hakikaten önemli bir konu, hassasiyetle üzerinde durulması gereken bir konu, eksikleri varsa revize edilmesi gereken bir konu. Bu anlamda hem destekliyor hem de revize edilmesi gereken noktaları varsa bunların revize edilmesini istiyoruz.
Belirttiğim gibi, mesleki açıdan ağır iş şartları kısmı önemli. Bir de öğrencilerin yaşına uygun şekilde mesleklere çalıştırılması kısmı önemli.
Bu senenin gündemi, malumunuz, norm fazlası öğretmenler durumu. Eskişehir şu anda Türkiye'de 3. sırada; Balıkesir, Kırşehir, Çanakkale, Eskişehir şeklinde bir sıralama var. Norm fazlası öğretmenlerin bulundukları yerden başka bir yere ihtiyaç olması hasebiyle atanmalarına, hele hele bu atamanın resen yapılmasına karşı birçok defa açıklama yaptık, birçok konuda gündem oluşturduk, hatta açtığımız davalar oldu. Biz bu konuda şundan yanayız:
Sadece öğretmen açısından bakmamak gerekir, öğretmenin ihtiyaç duyulduğu bölgeler açısından da bu konuya bakmak gerekir. Örneğin; köyde bir öğretmen ihtiyacı varsa, şehir merkezinde de öğretmen fazlası varsa elbette ki Milli Eğitim Bakanlığı ya da Milli Eğitim Müdürlüğü bu konuda gerekli tedbirleri bu ölçüde alacaktır.
Ama bunu yapmadan önce biz bakanlığa şu tavsiyede bulunuyoruz: Daha önce uygulanan, kırsal bölgelerde, köylerde, şehir merkezine uzak yerlerde çalışan öğretmenlere yönelik özendirici ve teşvik edici ekonomik politikaların uygulanmasını istiyoruz. Yani kırsalda çalışan bir öğretmene; ilave yol masrafını ya da yemek ve iaşe masraflarını karşılayabilecek şekilde ilave ve artırımlı ücretler ödenmesi sisteminin, özendirici ve teşvik edici ekonomik politikalar geliştirilerek oradaki ihtiyaca insanların gönüllü bir şekilde gideceği bir sistemin kurulmasının herkes için çok sağlıklı bir sistem olduğu görüşündeyiz. Bu konuda da bunu ifade edebilirim.
12 yıllık zorunlu eğitimle ilgili biz Eğitim-Bir-Sen olarak Türkiye'de ilk defa araştırma raporu yayınlayan kuruluş olduk. Biz bu konuda hazırlamış olduğumuz raporu; kamuoyuna ve basın aracılığıyla da tüm Türkiye'ye ve şehrimizdeki kamuoyuna duyurduk.
Bizim buradaki önceliğimiz, tabii ki sahanın görüşünü almaktır. İşin taraflarıyla bu konunun artısını ve eksisini enine boyuna değerlendirmek önemlidir. Bu taraflar; öğretmen (en önemli kısım), öğrenci, öğrenci velisi ve okul idareleri kısımlarıdır. Bu taraflarla görüşüldüğünde 35.000 kişiden oluşan bir grupla bir anket ve araştırma çalışması yapıldı.
Bu araştırma çalışması bize şunu gösterdi: 12 yıllık eğitim süresi uzun bir süredir. Özellikle kesintisiz devam etmesi hasebiyle de örgün eğitimin dışına çıkan öğrenci sayısı çok fazladır. Yapılan araştırma, bu sürenin kısaltılmasının lüzumunu gösterdi. Burada şunu da göz önünde bulundurmak lazım: Biz eğitim deyince sadece ilkokulda başlayıp lisede biten ya da üniversiteye devam eden bir süreç olarak görüyoruz.
Zorunlu eğitim 66 ayla birlikte başlıyor ama 66 ayın öncesinde de bir okul öncesi eğitim vardır. Bence en çok önemsenmesi gereken kısımlardan birisi burasıdır. Biz okul öncesi eğitimi iyi bir yere ve iyi bir seviyeye getirebilmeliyiz. Çünkü artık çocuklarımız 3 yaşında, hatta 2 yaşında bile çevreden ve sosyal hayattan birçok şey öğreniyorlar. Siz de takdir edersiniz ki sizin gençliğiniz ya da çocukluğunuz dönemindeki çocukların hazırbulunuşluk düzeyi ile şimdiki çocukların hazırbulunuşluk düzeyi bu anlamda çok farklıdır.
Bazen ilkokul öğretmeni arkadaşlarımız çocuk okula geldiğinde okuma yazmayı bilir vaziyette geldiğini söylüyorlar. Bu yüzden eğitimde okul öncesi eğitim kısmı önemsememiz gereken bir kısımdır. Tabii taraflar bunu enine boyuna ve geniş bir şekilde değerlendireceklerdir. Öğrencinin belki de ihtiyaçlarına, yeteneğine, becerisine ve benimsediği alana göre hangi alanda yetişecekse o alanda yetişecek bir eğitim sisteminin kurgulanması önemlidir. Eğitim sisteminde belki de diğer en önemli kısım, sınav sisteminin bu şekilde değil de yine öğrencinin bilgi, beceri ve yetenek düzeyine göre yetiştirilip bir üst kademeye hazırlandığı bir sistemin getirilmesidir. Sınavın bu şekilde ortadan kaldırılması gerekir.
Emek Mahallesi Lisesi'nin yapımı devam ediyor. Ama tabii şimdi arkadaşlar bazen şunla da karşılaşıyoruz. Bir inşaat başlıyor ama bir bakıyorsunuz ekonomik şartlar vesaire deyip bu yüklenici firma bırakıp gidebiliyor. Bunların hepsinin yasal süreçleri var. Yani "ben bıraktım, gittim, iflas ettim ama hadi bakalım hemen bunu başkasına ver" diyemiyorsunuz. Bu süreç şu anda devam ediyor. Ha iflas eden falan bir durum yok. Ama başka inşaat örnekleri var, okul inşaatları örneği var. Müteahhidi iflas ettiği için yarım kalıp başka bir müteahhit tarafından üstlenilmek durumunda kalan ya da YİKOB tarafından tamamlanan, valilik tarafından tamamlanan yerler var.
Emek Mahallesi Lisesi önemli bir konu, epeyce zamandan beri gündemde. Eskişehir'in en büyük mahallesinde bir lisesi olması noktasında bir gündem oluşmuştu. Bu süreç tamamlanacak ama tabii sürecin tam olarak ne zaman tamamlanacağının bilgisi şu anda bende yok. Benim bildiğim şu var; özellikle yapım noktasında geciken bazı okullar var, yıkım noktasında geciken bazı okullar var.
Okul arsası konusu noktasında arsanın işte belediye gibi diğer vatandaşların payları olan okul arsaları var, bunlar temizlenmeden inşaata başlanamıyor. Bu şekilde sorunlu olan okul arsaları vardı, bunlar temizleniyor. 2026 itibarıyla Porsuk İlkokulu, Sami Sipahi Ortaokulu, Osmangazi Ortaokulu, Gazi Meslek Lisesi yıkılıp hemen yenisi yapılmak üzere başlanacak.
Şu anda Yunus Emre Meslek Lisemiz tamamlanmak üzere, nisan ayı gibi falan teslimi yapılacak deniliyor. Tabii onu en iyi bilecek olan kişi sponsor grup. Diğer taraftan yeni yapılacak bina için de boşaltma kararı çıktığında da orada kazmayı vurup yıkım işlemlerine başlayacaklar. Tabii oradaki muhakkak ki ETİ ailesini sadece Yunus Emre Gazi Meslek diye görmeyelim. Eskişehir Eti Sosyal Bilimler Lisesi, Ahmet Kanatlı Lisesi bunlar eğitime bu anlamda şehrimize destek babında. Keşke herkes onlar gibi bu anlamda şehrimizin eğitimine hayırsever bakımından destek olabilseler. Sadece binayı yaptık, teslim ettik, hadi eyvallah bizim işimiz bitti demiyorlar, arkasından destek olmaya okullarına katkı sunmaya devam ediyorlar.
CİMER ya da hak arama ya da bir şikâyeti kamuya, kamudaki yetkililere, yaşanan kamu hizmetinin alımındaki sorunlarla alakalı önemli bir mekanizma; bir defa bunun önemini, değerini, kıymetini biliyoruz. Ancak bunun yerinde ve gerektiği şekilde kullanılması da çok önemli.
Şimdi 112 ihbar hatlarımızın hepsi toplandı değil mi? 112; polis, itfaiye, jandarma, emniyet hepsi 112 çatısında toplandı. Şimdi haberlerde ara ara geçer, siz de duyarsınız; "Bu yıl 112’ye yapılan çağrıların bilmem kaç bin tanesi asılsız çıktı." %61’miş bu sefer. %61 asılsız çıkan sayı, %61 derler. İşte değişik değişik şeyleri sorduklarını; nöbetçi eczane, market neresi, benzin istasyonu şurası burası gibi değişik değişik ihbarların geldiğini söylerler. Şimdi bu hizmetin yerinde ve gerektiği şekilde kullanılması önemli.
CİMER de bu şekilde. Yani CİMER’in kamuya bir tehdit unsuru ya da kamu çalışanlarına yönelik elde gösterilen bir sopa gibi kullanılmasını biz açıkçası çok doğru bulmuyoruz. Evet, bir yanlış varsa, yapılan bir hata varsa, bir kusur kabahat varsa elbette ki bunun aktarımı açısından önemli bir mekanizma.
Eskiden Türkiye’de Alo 147 Öğretmen Şikâyet Hattı diye bir hat vardı. Alo 147 Öğretmen Şikâyet Hattı. Şimdi bu hat sadece öğretmenle ilgili şikâyetlerin edildiği bir hattı. O zaman Eğitim-Bir-Sen olarak bunun yanlış bir uygulama olduğunu; bunun ne eğitim öğretime, ne okula, ne öğrenciye, ne öğretmene hiçbir katkısı olmayacağını ifade etmiş ve kaldırılması noktasında ciddi manada bir uğraş vermiştik. Bakanlık o yanlıştan -sonra da olsa, geç de olsa- döndü ve o 147 Alo Öğretmen Şikâyet Hattı kaldırıldı.
Bakın şimdi buradaki durum da aslında buna benzer bir durum hâline geliyor. CİMER’in çoğu defa istismar edildiği örneklerle birçok defa karşılaşıyoruz. Bunun en ufak bir şekilde; öğrencinin bir derste, sınavda başarısız olduğu anda ya da eve gelip arkadaşıyla tartışıp morali bozuk, canı sıkkın bir vaziyette bulunduğu anda "Aman çocuğum neyin var, canın mı sıkkın, düşük not mu aldın, psikolojin mi bozuk? Hemen ara CİMER’i, öğretmeni şikâyet et. Hadi bakalım yarın öğretmen bunun hesabını versin." şeklinde kullanıldığını görüyoruz arkadaşlar. Ve bakın hani bir laf vardır ya "Çamur at, izi kalsın." Hayır, "Çamur at, izi kalsın"ın da bir karşılığı olması lazım. Eğer haksız yere, mesnetsiz yere bu anlamda bir kişiye, bir eğitim çalışanına, bir öğretmene yönelik haksız yere bir ithamda bulunuyorsa bunun da bir karşılığı olması lazım. O yüzden şimdi biz bu konuyu son dönemde, 2025 Ekim ayındaki Kurum İdari Kurulunda, Millî Eğitim Bakanlığı ile Genel Merkezimiz arasında yapılan KİK toplantısında bu konuyu dile getirmiş ve bu konuyla ilgili gerekli tedbirlerin alınması noktasında bir karar aldırtmıştık. Bu karar neticesinde de geçtiğimiz günlerde Millî Eğitim Bakanlığı, bu konuda yapılan araştırmalar neticesinde asılsız çıkan şikâyetler veya mesnetsiz ithamlar karşılığında bunu yapanlara da bir cezai müeyyidenin ve bunun da bir idari, hukuki ve adli olarak bir karşılığının olduğuyla alakalı bir yazı yazdı. Bunu yapanlar da artık bunun karşılığında gerekli idari ya da adli cezalara çarptırılacaklar. Bu da öğretmene verilen değerin gösterilmesi adına kıymetli bir adım olarak görüyoruz. Millî Eğitim Bakanlığımıza da bu konuda teşekkür ediyoruz."