CHP Genel Başkanı Özgür Özel'in Eskişehir'deki grup toplantısında Jale Nur Süllü'nün adını anmaması salonda sloganlara neden oldu. Eskişehir'in Cumhuriyet Halk Partisi'nden üç milletvekili bulunmasına rağmen Jale Nur Süllü'nün konuşmada yer almaması salonda bulunan partililerin dikkatini çekti. Özgür Özel'in bu bölümünün ardından salondan "Hain Jale" sloganları yükseldi.

Kanal 26'da konuşan ve konu ile ilgili düşüncelerini açıklayan CHP Eskişehir Milletvekili Jale Nur Süllü şu ifadeleri kullandı;

"Ben o gün NATO toplantısındaydım. Avrupa Birliği Uyum Komisyonu üyesiyim ve Karma Parlamento Komisyonu Eşbaşkan Yardımcısıyım. Dolayısıyla devam eden NATO Zirvesi kapsamında davetli olduğum toplantılar vardı. Katılım sağlayacağımı daha önceden bildirmiştim. Özgür Özel'in Eskişehir'e geleceği ise sonradan belli oldu. Bu nedenle salı günü Ankara'da NATO Zirvesi kapsamındaki toplantılara katıldım.

Orada bir cümle kullanılmış. Açıkçası o cümlenin kullanılmasını çok üzücü buldum ve sonradan izledim "Tarihin doğru tarafında duran iki milletvekilimiz, İbrahim Arslan ve Sayın Utku Çakırözer'i yürekten kucaklıyorum" şeklinde bir ifade kullanılmış. Sonradan izledim, çünkü benim o sırada haberim olmadı. Toplantılardaydım. Akşam toplantı bitince yola çıktım. Yolda bazı videoları gördüm. Bir baktım, sol tarafta 3 dört genç, sağ tarafta da 2-3 kişi bağırıyor. Ama salonun genelinde herhangi bir ses yok. Bütün salondan yükselen bir tepki söz konusu değil. Ben açıkçası bu ortamın özellikle hazırlandığını düşünüyorum. Üzücü olan da bu.

Ben sonuçta Cumhuriyet Halk Partisi milletvekiliyim. Hâlâ Cumhuriyet Halk Partisi Grubu'nun bir üyesiyim. Dolayısıyla genel başkan, hâlâ genel başkan olduğunu iddia eden ve seçilmiş genel başkan olduğunu söyleyen kişinin, grubun 3 milletvekilinden birini bu şekilde ayırması çok yanlış. Bu, asla kabul edilebilir bir durum değil.

Ayrıca şunu da anlamıyorum. Bana "hain" deniliyor. Hain sözcüğünün ne anlama geldiğini sizler de, izleyicilerimiz de çok iyi biliyor. Peki benim hainliğim nerede? Mutlak butlanın ben neresindeyim?

19 yıl bu şehre belediye meclis üyesi olarak hizmet ettim. Eskişehir'in bugün gurur duyduğumuz birçok çalışmasının içinde ben de vardım. Yılmaz Büyükerşen hocam ve Ahmet Ataç başkanımla birlikte 19 yıl görev yaptım. Bunun içinde bir dönem Odunpazarı Belediye Başkan Adayı oldum. Seçimi kazanamayınca Yılmaz Büyükerşen ile birlikte beş yıl daire başkanlığı yaptım. Bunun öncesinde de sivil toplum kuruluşlarında görev aldım ve bu şehre farklı alanlarda katkılar sundum. Bunları övünmek ya da kendimi bir yere koymak için söylemiyorum. Bunlar herkesin bildiği gerçekler.

Şu anda milletvekilliğinde dokuzuncu yılımdayım. Bazı paylaşımlarımın altına "Hiç sesini duymamıştık, şimdi duyuyoruz" diye yazıyorlar. Oysa Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin internet sayfasına girildiğinde bunların tamamı görülebilir. Bugüne kadar 38 kanun teklifi verdim. Ayrıca 49 kanun teklifinde imzam bulunuyor. Şehrin ve ülkenin sorunlarıyla ilgili 175 soru önergesi verdim. Meclise 10 genel görüşme önergesi sundum ve 10 genel görüşme önergesinde imzam var. 57 meclis araştırması önergesi verdim, 864 meclis araştırması önergesinde de imzam bulunuyor. Genel Kurul kürsüsünde 62 kez konuşma yaptım. Eskişehir'in sorunlarını, toplumun farklı kesimlerinin sorunlarını ve yasa tekliflerini dile getirdim. Kendi hazırladığım yasa tekliflerini de iki kez Genel Kurul'da savundum. Bunlardan biri de birkaç ay önce emekli veterinerlerle ilgiliydi. Ayrıca komisyonlarda 146 kez söz aldım.

Dolayısıyla "Sesini duymuyorduk, şimdi duyuyoruz" denilmesini ve sanki ancak bu dönemde konuşmaya başlamışım gibi bir algı oluşturulmasını kesinlikle kabul etmiyorum. Hiç kimsenin de buna hakkı yok. Herkes haddini bilecek. Bu konuda çok açık ve netim.

Benim ne partime karşı ne de Cumhuriyet Halk Partisi'nin değerlerine karşı en küçük bir olumsuz tavrım olamaz. Ben, Cumhuriyet Halk Partili bir babanın evladıyım. İsmet İnönü döneminde Cumhuriyet Halk Partisi üyesi olan ve Eskişehir'de uzun yıllar il başkanlığı yapan Avukat Cahit Denker'in kızıyım. Aynı zamanda bir öğretmen annenin kızıyım. Vatan sevgisiyle ve Türkiye Cumhuriyeti'nin temel ilkelerine bağlılıkla yetiştirilmiş bir Cumhuriyet kadınıyım.

Şahsım adına üzülmüyorum. Asla kırgın değilim. Üzüldüğüm tek nokta, öfke kültürünün ve linç kültürünün büyütülerek bir siyaset yöntemi hâline getirilmesidir.

Karar duruyor. Ama ben şunu söylüyorum. Bunun hukuki sonuçları değiştirilebilirdi. Kemal Kılıçdaroğlu çiçekle karşıladı ve görevi Özgür Bey'e devretti. Bu kararın siyasi sonuçlar doğurmasını sağlayan Kemal Bey değil, Özgür Özel yönetimi oldu.

Mahkeme kararını verdi. Daha dün sanıyorum Özgür Bey de "Keşke kayyum gelseydi" dedi. Bu söylenebilecek bir söz mü? Bir partinin genel başkanı olduğunuzu iddia ediyorsunuz ve "Keşke kayyum gelseydi" diyorsunuz. Yani partiyi hiç tanımayan bir kişi atansaydı demek istiyorsunuz. Neden? Çünkü bir an önce kurultaya götürürdü. Oysa Kemal Bey zaten "Kurultay yapılacak" dedi.

Ben bu telaşı anlamıyorum. Sonuçta olağanüstü kurultay için zaten imza toplandı. Süreç devam ediyor. Şimdi de sulh hukuk mahkemesine başvurup çağrı heyeti atanmasını isteyeceklerini açıkladılar. Ama hatırlayalım, İstanbul'da çağrı heyeti atandığında kıyamet kopmuştu. O zaman tepki gösterilen çağrı heyeti, bugün kendileri tarafından talep ediliyor.

Ne olurdu? Genel merkez çiçekle teslim edilirdi. O bina tahrip edilmezdi. Herkes görüntüleri gördü. Dışarıdakileri suçluyorlar ama içeriyi o hâle getiren kendileriydi.

Ben asla kırgın değilim. Bugüne kadar partime ne küstüm ne de kırıldım. Ayrıca partimi hiçbir zaman kamuoyu önünde ya da sosyal medyada tartıştırmadım. 2023'te, bugün mutlak butlan kararı verilen kurultayda Kemal Kılıçdaroğlu'na oy kullandım. Eskişehir'deki birçok kurultay delegesi de aynı tercihi yaptı. Ardından yapılan iki olağanüstü ve bir olağan kurultayda ise Sayın Özgür Özel'e oy verdim. Buna rağmen kamuoyu önünde Özgür Özel'e yönelik herhangi bir tepki göstermedim.

Zaman içinde bazı arkadaşlarımız imza topladı, yönetimle ilgili rahatsızlıklarını dile getirdi. Bunlar grup toplantılarında da konuşuldu. Elbette yönetimle ilgili rahatsızlıklar vardı. Ama ben hep "Kol kırılır, yen içinde kalır" anlayışıyla hareket ettim. Partiyi kamuoyu önünde tartıştırmadım ve bugüne kadar gruba yönelik hiçbir disiplinsizlik yapmadım.

Bugün sadece "Cumhuriyet Halk Partisi milletvekiliyim" diyerek kurumsal kimliğin arkasında durduğum için bana hain damgası vurulamaz. Böyle bir şeyi kesinlikle kabul etmiyorum ve reddediyorum.

Provokatif eylemler olduğunu biliyorum. Ancak halkımız bunları da çok net görüyor. Emeklilerle ilgili olayda yaşananlar da son derece provokatifti. Bugüne kadar her eylemlerinde yanlarında olduğum bir sendikanın yöneticisi, tek bir kişi üzerinden sanki orada istenmiyormuşum gibi bir hava oluşturdu. Oysa böyle bir durum yoktu.

Orada da "Bugüne kadar milletvekilimizdi, şehrimiz için çok çalışmış olabilir ama şu anda doğru tarafta durmuyor" denildi. Peki doğru taraf kime göre, neye göre doğru taraf?

Vatandaşlarımızı anlıyorum. İktidara yürüdüğüne inandıkları Cumhuriyet Halk Partisi'nin bu süreçte kesintiye uğramasına tepki göstermelerini anlayabiliyorum. Ama bunun sorumlusu ben değilim. Ben Özgür Özel'in yanında olmuş olsaydım mutlak butlan kararı iptal mi edilecekti?

Bence genel başkan olarak gelseydi çiçekle karşılanır, görev teslim edilirdi. Ben Özgür Özel'in bunu yapabilecek biri olduğunu düşünüyorum. Ancak buna izin verilmedi. O görüntünün özellikle oluşturulması istendi. Partiye polisin girmesi ve yaşanan direniş görüntülerinin verilmesiyle belirli bir taban oluşturulmaya çalışıldı.

Yaptırmayanların içinde Ekrem İmamoğlu olduğuna dair de Silivri'den haberler geldiği söyleniyor. Partide zaten uzun süredir rahatsızlık yaratan bir çift başlılık vardı. Görünürde genel başkan Özgür Özel'di ama arkasında kimin etkili olduğu da konuşuluyordu. Ben Ekrem İmamoğlu'na da büyük saygı ve sevgi duyuyorum. İlk seçiminde sandıkların başında sabahladık. İkinci seçimde bir ay boyunca İstanbul'da çalıştık. Büyük emek verdik. Cumhurbaşkanı adayı ilan edildiğinde de gidip imza verdik.

Ama hiç kimsenin siyasi geleceği Cumhuriyet Halk Partisi'nden daha önemli değildir. Ben her zaman şunu söylüyorum: İlk ve tek önderimiz Mustafa Kemal Atatürk'tür. Onun ardından sekiz genel başkan geldi geçti. Genel başkanlar gelip geçicidir ama Cumhuriyet Halk Partisi kalıcıdır. Bu ülkenin temelidir, omurgasıdır. Cumhuriyet Halk Partisi'ne zarar verilmesini asla kabul etmiyorum. Zarar veren bizler değiliz. Vatandaşlarımızın bunu görmesi gerekiyor.

Bazen düşünüyorum herhâlde partiden ayrılırken kendilerine hain denilmesin diye bu sözcüğü bize yapıştırmaya çalışıyorlar.

Ben kimseye hain demek istemem. Çünkü bütün Cumhuriyet Halk Partililerin vatansever olduğuna inanıyorum. En kızdığım insana bile bu sözcüğü kullanamam. "Hain" çok ağır bir ifadedir ve altında çok ağır anlamlar taşır.

Ben şahsım adına üzülmüyorum. Jale Nur Süllü'nün partideki kişisel konumunun hiçbir önemi yok. Ama partim adına üzülüyorum. Cumhuriyet Halk Partisi'nin bu şekilde bölünmesi, kamuoyu önünde tartıştırılması ve toplumda öfke ile linç kültürünün yaygınlaşması beni gerçekten rahatsız ediyor ve üzüyor."