CHP Eskişehir Milletvekili Jale Nur Süllü şu ifadeleri kullandı:
"Okul yıllarımızda kollarında ay yıldızlı bantlar ve bağış kumbaraları ile Kızılay kolundaki arkadaşlarımızın gururlu yürüyüşleri çoğumuzun aklında yer edinmiştir. Ailelerimizin imkanları ölçüsünde gönüllerinden kopan bağış zarflarını öğretmenimize teslim etmek ise ayrı bir gurur kaynağıydı. Köklü tarihi ile Türkiye Cumhuriyeti Kızılay Derneği bilinen sloganı ile bizim için kara gün dostuydu.
Kara günlerde yardıma ilk koşan Kızılay'a öylesine güvenilirdi ki mirasından pay ayıran vatandaşlar bile olurdu. Kırmızı ayırlı çadırları, kepleriyle hemşireleri, pelerinleriyle doktorları, kan bağışıyla ihtiyacı olanların yardımına koşan Kızılay milletimizin gözünde güven ve dayanışmanın simgesiydi. O günlerden bugünlere çok şey değişti.
Kızılay yaptığı onca iyiliğe karşın son yıllarda güvenimizi sarsan konularla gündeme gelir oldu. Eş, dost, akraba, yandaş atamaları, yiyecek yardımlarının seçim propagandaslarında dağıtılması, et skandalı, Gazze'ye gidecekken buharlaştığı iddia edilen paralar, başkent üzerinden Ensar Vakfı'na para aktarımında pavara olması, Kayseri şube başkanının evde kızlar evde kalsın kızlar ne olur reis paylaşımıyla kadınların çalışma ve eğitim yaşamında yer almamasıyla şeriat çağrısı, eski başkanın neden olduğu trafik ölümlü trafik kazasında adaletin sorgulanması, holding ve 11 iştirak olmak üzere 12 şirketlik yatırım grubuyla ticarileşmesi, 6 Şubat depremlerinde dağıtım yerine satılan çadırlar ve daha niceleri.
Çıkar ve parasal işlerin dışında kalmanın simgesi olarak dilimize yerleşen Hilal Ahmer'e ne oldu derseniz. İktidarın önlenemez her yeri ele geçirme hırsı, eş, dost ve yandaşlara makam vermeye dönük yönetim anlayışı ve her kurumu ticari anlayışla metalaştırma politikası pek çok kurum gibi Kızılay'ın saygınlığını da tartışmalı hale getirdi.
Görüştüğümüz kanunun olumsuzlukları daha da derinleştireceği endişesi taşıyoruz. Üzerine söz aldığım 5. maddenin son fıkrasında tüzel kişiliği olan sahip olan Kızılay tüzüğünün Cumhurbaşkanınca onaylanması hükme bağlanmaktadır. Bu hüküm ile sivil toplum kuruluşu olan Kızılay'ın özerkliği yok edilmeye çalışılmaktadır.
Köklü geleneğe sahip gönüllülük esasına dayanan şubelerin alttan yukarıya doğru işleyen özerkliğini zedeleyecek bir vesayet getirmektedir. Genel kurul delegelerinin bağımsız ve sivil iradesiyle hazırlanacak tüzüğün siyasi yürütmenin başının onayına bırakılması kurumun idari bağımsızlığını ortadan kaldıracaktır.
Ayrıca bu madde Anayasa'nın 33. maddesindeki dernek özgürlüğü, kamu makamlarının dernek yönetimine müdahalesinin sınırlandırılması gerektirir hükmüne de aykırıdır. Nitekim Anayasa Mahkemesinin 13 Temmuz 2004 tarihli kararı Kızılay'ın organlarının Bakanlar Kurulu kararıyla değiştirilmesine imkan veren hükmü iptal etmiştir.
Ayrıca uluslararası arenada Kızılay'ın bağımsız, özerk, insani bir sivil toplum örgütü yerine siyasi iktidarın aygıtı olarak algılanmasına da yol açacaktır. Siyasi iktidarın örgüt, yönetim, karar alma mekanizmalarına doğrudan müdahalesi Kızılay'ı tartışmalı hale getiren siyasi, adli, parasal konularda anılmasının daha da artmasına yol açacaktır.
Son günlerde yaşadığımız fon vurgunu da siyaset ve bürokrasi ile bağımsız olması gereken kuruluşların iç içe geçmesinin bir sonucu değil mi. 24 yıllık AKP iktidarında siyasetin kurumlar üzerindeki baskı ve etkilerinin yol açtığı kurumsal yozlaşmaların ağır maliyetlerinin daha nice örneklerini sayabiliriz.
Köklü insani bir yardım kuruluşu olan Kızılay'ı eski saygın günlerine kavuşturmak ancak siyasetin etkisinden ve ticari bir şirket gibi yönetme anlayışından arındırıp bağımsız, tarafsız.
Bağımsız, tarafsız liyakatin esas alındığı, karar mekanizmalarında şeffaf, denetlenebilir bir yapıya kavuşturmak ile mümkün. Kızılay'ı yeniden tüm yurttaşlarımızın güven duyduğu bir dayanışma çatısı haline getirmek, siyasetçilerin kurumlara müdahalesini önlemek biz milletvekilinin sorumluluğu diyorum"





