Türk Eğitim-Sen Eskişehir 1 No’lu Şube Başkanı Kamuran Arıkan şu ifadeleri kullandı:
"Okullara güvenlikçi konulması konusunda belki acil ya da geçici bir çözüm olarak okullarımıza güvenlik görevlisi bırakılabilir. Ancak hangi okula kaç güvenlik görevlisi verileceği iyi planlanmalı. Her okula bir güvenlik görevlisi demek yeterli olur mu, bu konuya dikkat etmek gerekir. Her okulun tek bir giriş çıkışı var mı, kontrol edilebilir mi, bunlar değerlendirilmeli. Bazı okullara doğrudan girilebiliyor, hatta duvarı bile olmayan okullar var. Bu nedenle tek bir güvenlik görevlisinin yeterli olup olmayacağı şüpheli. Bence olması gereken şu: Evet, her okula en az bir güvenlik görevlisi olmalı ancak okul çevreleri de dikkatle takip edilmeli. Okulların bulunduğu sokaklar ve yanındaki parklar yakından izlenmeli. Olay olmadan önlem alınmalı. Bu işler sadece polisiye tedbirlerle yürütülemez.
Aslında biz eğitim odaklıyız, polisiye tedbirleri en son düşünürüz. Burada Milli Eğitim Bakanı’nın “yeni değişikliklere gideceğiz” şeklinde bir açıklaması vardı. Bu değişikliklerde olması gereken şu: Okul müdürlerinin, müdür yardımcılarının ve öğretmenlerin yetkileri artırılmalı. Yetkiler artırıldığında velilere de bu durum bildirilmeli ve bazı konularda geri adım atmaları sağlanmalı. Bu yetki artışı bir yönetmelik çerçevesinde verilmeli.
Şu anda okula gelen bir öğrencinin sırt çantasını arayamıyorsun. Müdür olsan da müdür yardımcısı olsan da arayamazsın. Ararsan ve veli şikayet ederse soruşturma geçiriyorsun, en kötü ihtimalle kınama cezası alıyorsun. Bu nedenle hiçbir yönetici ya da öğretmen bu işe girmiyor. Kimse müdahale etmediği için herkes istediği gibi okula gelebiliyor. Önceden habersiz üst aramaları yapılabiliyordu; müdür, müdür yardımcısı ya da öğretmen bu uygulamayı gerçekleştirebiliyordu. Şimdi bu uygulamalar kaldırıldı.
Bu uygulamaların eğitimde yeri olur mu, olmaz mı tartışılabilir. Ancak günümüze baktığımızda öğrencilerin aileleri ve öğretmenleri tarafından yeterince kontrol edilemediği, daha çok sanal dünyanın etkisine girdiği görülüyor. Bu nedenle bu tür uygulamaların gerekli olduğunu düşünüyorum. Üst araması ve çanta kontrolü gibi uygulamalar, sembolik olarak bile yapılsa caydırıcılık sağlıyordu. Şu anda bu etki ortadan kalktı.
Okullarda öğrencilerin tek tip kıyafet giymesi gerekir. Kıyafet serbestliğiyle birlikte bu tür sorunlar artmaya başladı. Okula girdiğimizde bazen dersine girmediğimiz öğrencileri tanıyamıyoruz. “Bu öğrenci miydi değil miydi?” diye tereddüt yaşanıyor. Sakal uzatmış, farklı tarzlar denemiş oluyor; müdahale edilemiyor. Serbest kıyafet uygulaması da bunu destekliyor. Saçlar çok uzun ya da farklı şekillerde olabiliyor. Bu serbestlik nereye kadar devam etmeli, iyi düşünülmeli. Kişinin özel hayatı ayrı bir konudur; okul dışındaki yaşamında istediğini yapabilir. Ancak okul, kamu hizmetinin verildiği bir yerdir ve bu hizmetin belirli standartları olmalı.
Çocukların şımarık yetiştirildiği ve “hayır” cevabını kabul etmeyen bir neslin oluştuğu yönündeki değerlendirmeye katılıyorum. Bu durum okullarda da açık şekilde görülüyor.
Biz de anne babayız ve durumu şu şekilde değerlendiriyoruz: Öğrencilerde aşırı bir özgüven var. Öğrenciye “bu olmaz” dediğinizde, bunu ailede de görüyorsunuz; anne babaların genel şikâyeti de bu yönde. Olumsuz bir şey söylediğinizde öğrencinin bunu kabul etmediği bir durum ortaya çıkıyor. Toplumda anne, baba, öğretmen ve öğrenci rollerinin netleşmediği; sınırların belirgin olmadığı bir yapı oluşmuş durumda. Bu nedenle çocuklar kendilerini bu roller arasında tamamen özgür bireyler olarak konumlandırıyor. Evet, böyle bir durumu yaşıyoruz.
Öğretmenler bu durumla sürekli karşı karşıya kalıyor. Sınıfa girdiklerinde hemen her sınıfta benzer sorunların yaşanması üzücü. “Bunu yapamazsın” dediğinizde öğrenciden anında “Niye yapamam?” tepkisi geliyor. Oysa toplum dediğimiz yapı, birlikte yaşamanın gerektirdiği kuralların olduğu disiplinli bir alandır. Bu nedenle şunu vurguluyoruz: Türk Eğitim-Sen olarak düşüncemiz şu; her birey eğitilebilir ve farklı özelliklere sahiptir ancak bireyselcilikten uzaklaşılması gerekir.
Bireyselcilikten uzaklaşıp şahsiyetçiliğe yönelmek gerekir. Şahsiyetçilik, bireyin kendisini toplumla ve yaşadığı çevreyle uyumlu hale getirmesi, birlikte yaşama bilincini taşımasıdır. Böyle bir yaklaşım, hem bireyin gelişimine hem de toplumsal düzenin sağlanmasına katkı sunar."





