ESKİŞEHİR HABER

KESK'ten grev açıklaması: "Emeğimizin karşılığını istiyoruz!"

KESK dönem sözcüsü, SES Şube Eş Başkanı Bülent Yıldırım, “geçinemiyoruz” diyerek iş bıraktıklarını açıkladı, maaşlara ek artış ve yasal düzenleme taleplerini sıraladı.

Abone Ol

KESK dönem sözcülüğü adına dönem sözcüsü, SES Şube Eş Başkanı Bülent Yıldırım şu ifadeleri kullandı:

“Geçinemiyoruz. İnsanca bir yaşam için bugün hizmet üretmiyoruz!

Emeğimizin karşılığını istiyoruz!

Hepimizin hak ettiği insanca yaşam koşulları için bugün en temel hakkımızı, üretimden gelen gücümüzü kullanıyor ve iş bırakıyoruz.

Emeğimizin karşılığı için ülkenin dört bir yanında g(ö)revdeyiz!

Bize ‘Neden iş bırakıyorsunuz? Ne talep ediyorsunuz?’ diye soranlara cevabımız nettir.

Yıllardır ‘geçinemiyoruz’ diye haykırıyoruz. Ancak ülkeyi yönetenler bu haykırışa kulak tıkıyor, duymazdan geliyor.

Geçinemiyoruz! Çünkü:

TÜİK’in sahte verilerine göre bile en yüksek enflasyon sıralamasında dünya beşinciliğine yükselen bir ülkede yaşıyoruz.

Genel enflasyondan gıdaya, kiradan eğitime enflasyonun her türünde AB ve OECD ülkeleri içinde açık ara birinci sıradayız.

AB ülkelerinin yıllık enflasyonu bizde yalnızca bir ayda yaşanıyor.

Buna rağmen her yıl; Merkez Bankası’nın hiçbir zaman tutmayan enflasyon tahminine ve TÜİK’in sahte verilerine göre maaşlarımız artırılıyor.

5 Ocak’ta açıklanan bu sahte verilere göre maaşlarımız bu ay yüzde 18,60 artacak. Ama bunun içinde enflasyon farkı da var. Yani her defasında yaptıkları şeyi tekrar ediyorlar. Yaşadığımız gerçek enflasyonun yarısına denk gelmeyen verileri altışar aylık dilimler halinde enflasyon farkı, maaş zammı diye yutturuyorlar.

Dolayısıyla gerçek tablo şudur: Kamu emekçileri olarak 2026’ya, taban aylıklarımıza yapılacak bin TL seyyanen artış dâhil ortalama yüzde 12,5 maaş zammı ile girdik.

Buna karşın 1 Ocak’tan itibaren toplu taşımadan, sağlıkta katılım paylarına; muayene ücretlerinden köprü ve otoyol geçiş ücretlerine kadar her kaleme, bizim maaşlarımıza yapılan artışın en az iki katı kadar zam yapıldı.

Kiralara ise maaş artışımızın neredeyse üç katı oranında, yüzde 35 zam yapıldı.

Tablo çok net: Aralıkta 55 bin lira maaş alan bir memur, 25 bin lira kira ödüyordu. Maaşı 66 bin lira oldu ama kirası 33 bin 720 liraya çıktı! Yani maaş zammı diye verilenin çoğu kiraya gitti.

Kalanı ise adaletsiz gelir vergisi dilimleri ile lime lime edilecek. Cebimize girmeden vergiye gidecek, buharlaşacak.

Tekrar ediyoruz: Bu tabloyla ilk defa karşılaşmıyoruz. ‘Toplu sözleşme’ adı altında her seferinde sergilenen danışıklı dövüş oyunlarının faturası, daha fazla yoksulluk ve daha fazla güvencesizlik olarak bizlere kesiliyor.

Öte yandan bu tablo sadece iktidarın eseri değildir. Bu tabloda yıllardır bir sendikadan öte iktidarın memur kolları gibi faaliyet yürütenlerin de önemli payı vardır.

Hatırlayalım: Yandaş konfederasyon sözcüleri daha bu Ağustos’ta, KESK olarak bizim en başından beri söylediğimiz şeyleri tekrar ettiler mi? ‘Hakem Kurulu işverenin noterine dönüşmüştür. Bu kuruldan memurların lehine bir şey çıkmaz’ dediler mi? Bu nedenle hakeme başvurmayacaklarını açıkladılar mı?

Ama ne yaptılar? Sözlerini unutup, çağrılır çağrılmaz nefesi Hakem Kurulu toplantısında aldılar. Süreci parlamentodaki bütçe görüşmelerine kadar sürdürme, o zamana kadar tüm kamu emekçilerinin ortak talepleri için hep birlikte mücadele etme çağrılarımıza kulak tıkadılar. İşverenin noteri dedikleri Hakem Kurulu toplantısına katıldılar.

İş işten geçtikten sonra da kalkıp ‘biz oy kullanmadık’ diyerek kendilerini aklamaya çalıştılar.

Tüm bunlar nafile çabalardır. Hepimiz biliyoruz ki bugün içinde bulunduğumuz tablo; iktidar, yandaş konfederasyonlar ve Hakem Kurulundan oluşan ittifakın ortak eseridir.

Bizler hangi sendikanın üyesi olursak olalım, günden güne daha fazla yoksullaşırken iktidar sözcüleri bozuk bir plak gibi aynı nakaratı tekrarlayıp duruyor:

‘İşçimizi, memurumuzu, emeklimizi enflasyona ezdirmedik, ezdirmeyeceğiz’ diyorlar.
‘Eski Türkiye devri bitti. Yeni Türkiye dönemine geçtik’ diyorlar.

Oysa bu ülkenin emeği ile geçinen tüm kesimleri gibi bizler de eski günlerimizi arar hale geldik.

En düşük maaşımızla 10 yıl önce 17 adet çeyrek altın alınırken bugün 6 adet bile alınamıyor.

10 yıl önce kiraya maaşımızın dörtte biri yetiyordu. Bugün yarısı bile yetmiyor.

25 yıl önce emekli olduğumuzda ikramiyemiz ile ortalama standartlarda bir ev alabiliyorduk. Bugün 10 yaşında ikinci el bir otomobil bile alamıyoruz.

25 yıl önce ortalama emekli aylığımız asgari ücretin 2 katıydı. Bugün asgari ücretin dahi altına inmiş durumda.

Geldiğimiz noktada sadece asgari ücret değil, en düşük memur emeklisi aylığı da tarihimizde ilk defa açlık sınırının altında kaldı. Ortalama maaşlarımız yoksulluk sınırının yarısına geriledi.

Peki, neden bu noktaya geldik?

Çünkü ülkeyi yönetenler yıllardır biz ne zaman emeğimizin karşılığını istesek ‘kaynak yok’ diyorlar. ‘Bütçe imkânlarımız kısıtlı’ diyorlar.

Oysa sorun kaynak sorunu değil; kaynakların kimin için harcandığı sorunudur.

Son bütçede bir kez daha gördük: Tüm vergi yükünü yine bizlerin omuzlarına yıktılar.

Buna karşın bizden, halktan toplanan her 100 TL verginin:

20 TL’sini faize, 5 TL’sini patronlara teşvike, 16 TL’sini silah tüccarlarına, 3 TL’sini ise yandaş müteahhitlere ayırıyorlar.

Ülkenin temel sorunlarına ise yalnızca 4 TL’sini yoksullukla mücadeleye, 3 TL’sini istihdama, 3 TL’sini tarıma; sadece 62 kuruşunu hukuk ve adalete, 11 kuruşunu bağımlılıkla mücadeleye, 6 kuruşunu kadının güçlenmesi programlarına ayırmakla yetiniyorlar.

İki işçiden birisine açlık sınırının altında kalan bir asgari ücreti reva görüyorlar. Ama bu yıl yerli ve yabancı sermayeye dakikada tam 186 asgari ücret tutarında faiz verecekler.

En düşük emekli aylığını sefalet harçlığı verir gibi 20 bin TL’ye çıkarmakla övünüyorlar. ‘Daha fazlasını hazine kaldırmaz’ diyorlar. Ama aynı hazineden bu yıl sermayeye, patronlara teşvik olarak dakikada tam 70 emekli aylığı verecekler.

Müjde verir gibi ‘Memur maaşını yüzde 18,6 artırdık. En düşük memur maaşı eş ve çocuk yardımı dâhil 61 bin 500 TL oldu’ diyorlar. Ama bütçeden bu yıl savunma ve güvenlik adı altında silahlanmaya dakikada tam 66 memur maaşı harcayacaklar.

Dolayısıyla tekrar altını çiziyoruz: Bu ülkenin işçisine, asgari ücretlisine, emeklisine ve kamu emekçisine insanca yaşam koşulları sunmak için yeterince kaynağı vardır. Ama bu kaynaklar çalışanlara, yoksullaştırılan halka değil; bir avuç asalağa faiz, teşvik ve hazine garantisi olarak aktarılmaktadır.

Yıllardır bizi yoksullaştıranlar, bir avuç azınlığı zenginleştiriyor. Hem de bunu bizim vergilerimizle, bizim soframızdan çalınanlarla yapıyorlar.

Üstelik antidemokratik uygulamalarla; baskıyla, yasakla, korkuyla bu düzene razı olmamızı istiyorlar. Bizleri biat eden modern kölelere dönüştürmeye çalışıyorlar.

Bir avuç azınlığın lehine olan bu tabloyu biz yaratmadık.

Biz kapıkulu değiliz! Biz kamu emekçisiyiz!

Tüm baskılara karşı emeğimizin ve irademizin değersizleştirilmesine dur demenin zamanıdır.

İşte bunun için:

Maaşlarımızda hemen şimdi, Ocak ayından itibaren ek yüzde 20 artış yapılmasını istiyoruz.

2023 Temmuz’dan itibaren hayata geçirilen “ilave seyyanen ödeneğin” taban maaşlarımıza yansıtılmasını istiyoruz.

Verilen sözlerin gereğinin yerine getirilmesini istiyoruz. Tüm kamu emekçilerine 3600 ek gösterge verilmesini; ilave seyyanen ödenek tutarının mevcut emekli aylıklarına eklenmesini, mülakatın kaldırılmasını istiyoruz.

Haziran ayına kadar 4688 sayılı yasa başta olmak üzere mevcut mevzuatın; grevli toplu pazarlık hakkımızın önündeki engellerin kaldırılması başta olmak üzere evrensel sendikal normlarla uyumlu hale getirilmesini istiyoruz.

En geç Haziran ayı sonunda gerçek bir toplu pazarlık masası kurulmasını istiyoruz.

En düşük kamu emekçisi maaşının yoksulluk sınırı üzerine çıkarılmasını; kira, kreş ve yol desteği istiyoruz.

Biliyoruz ki sadece bizler değil; toplumun ezici çoğunluğunu oluşturan tüm emekçi sınıflar, sefalete itilenler, ötekileştirilenler; hepimize yoksulluk, güvencesizlik ve baskıdan başka bir şey vaat etmeyen bu düzenden bıkmış, usanmış durumda.

Biliyoruz ki milyonlar bu baskı ve sömürü düzeninin değişmesini istiyor. Etrafını bu umutla izliyor.

Ama yine hepimiz biliyoruz ki sadece istemek, umut etmek yetmez. Asıl olan değiştirmek için mücadele etmektir.

Bu nedenle tüm kamu emekçilerini; hepimize dayatılan yoksulluğun ortağı olmamak için mücadele alanlarına, KESK’te örgütlenmeye çağırıyoruz.

İşçisinden emeklisine, asgari ücretlisinden gencine, kadınına kadar tüm kesimleri; insanca yaşayacak ücret, güvenceli iş ve güvenli gelecek için omuz omuza vermeye davet ediyoruz.

Bugün susarsak yarın geç kalırız!
Bugün durursak yarın yok sayılırız!

Kurtuluş yok tek başına!
Ya hep beraber ya hiçbirimiz!

Yaşasın örgütlü mücadelemiz!
Yaşasın KESK.”