Eskişehir Ekoloji Derneği Üyesi Mert Yedek şu ifadeleri kullandı:
"Eskişehir’de ve tüm Türkiye genelinde ciddi bir ruhsatlandırma tehdidi söz konusu. Daha önce yaptığımız birçok açıklamada, Eskişehir’in %71’inin maden ruhsatına açıldığını belirtmiştik. Bu ruhsatlandırma durumu, yeni çıkarılan maden ihale yönetmeliği ile şirketler lehine daha da kolaylaştırılıyor. Sektör temsilcilerinin kendi açıklamalarında da bu değişikliklerden oldukça memnun olduklarını görüyoruz. İşletme ve ihale süreçlerindeki kolaylıklar ile mevcut ruhsatlandırma sürecinin basitleştirilmesi, şirketlerin önünü açan bir durum yaratıyor.
Ruhsatlandırma bu kadar genişken neden daha fazla alan ihaleye açılıyor? Bu durum, şirketlerin kâr hırsı ve devletin sektör ihtiyaçlarına yönelik planlamaları doğrultusunda gelişiyor. Son birkaç ay içinde Maden Kanunu’nda değişiklikler yapıldı, torba yasa çıkarıldı, maden ihale ve ÇED yönetmelikleri yeniden düzenlendi. Bu yoğun süreçte Eskişehir’de yaklaşık 14.500 hektarlık ruhsat alanı, yani 16 farklı saha ihaleye açılıyor. Bu sahaların büyük çoğunluğu 4. grup madenlerden oluşuyor.
Burada dikkat çekilmesi gereken en önemli noktalardan biri, kümülatif etki değerlendirmesinin ve bilimsel kriterlerin göz ardı edilmesi. Örneğin, Alpagut Atalan Maden Projesi’nin hemen bitişiğindeki mücavir alanda, Avlamış bölgesine yakın bir yer yeniden ihaleye çıkarılıyor. Sarıcakaya bölgesindeki altın madeni projesine karşı açtığımız davada bilirkişi raporu lehimize çıktı ancak hemen yanındaki mücavir alan tekrar ihaleye açılıyor. Alpu’daki kömürlü termik santral mücadelesinin verildiği sahada da benzer bir durum var. Bu ihalelerin tekil değerlendirmelerle yapılması, bilimsel dayanaktan yoksun olduğunu ve tamamen sektör ihtiyaçlarını karşılamaya yönelik ilerlediğini gösteriyor. Arama ruhsatıyla başlayan bu süreç, doğada geri dönülemez tahribatlara yol açıyor.
İhaleye çıkarılacak alanlarda ağırlıklı olarak 4. grup madenler, yani altın, bakır, çinko ve demir gibi metalik madenler aranacak. Ancak halk bu ruhsatların çoğu zaman farkında değil. Örneğin, geçtiğimiz günlerde Çimsa’nın bir maden ruhsat sahasının bir şehitliğe denk geldiğinin anlaşılması üzerine halk ciddi tepki gösterdi. 2019 yılı raporlarına göre Eskişehir’in %71’i ruhsatlandırılmış durumda ve bu oran bugün daha da artmış durumda. Şehitliklerin ve manevi değeri olan alanların maden sahası ilan edilmesi büyük bir risk taşıyor. Halkın, kendi topraklarının ve tarım arazilerinin bu tehdit altında olduğunun bilincine varması gerekiyor.
Sarıcakaya ve Mihalgazi bölgeleri, Türkiye’nin sebze üretiminde 8. sırada yer alan önemli bir tarım havzası. Bursa, Bilecik, Eskişehir Kalkınma Ajansı (BEBKA) tarafından kırsal kalkınma bölgesi ilan edilen bu alanların maden sahasına dönüştürülmesi büyük bir çelişki. Toprağı, suyu ve ormanları koruması gereken kurumların bu alanları maden sahası haline getirmesi Eskişehir için büyük bir kayıp anlamına geliyor. Madenlerin tek başına bir yaşam kaynağı olmadığını, buna karşılık suyun paha biçilemez bir değer taşıdığını hatırlatıyoruz.
Özellikle patlatmalar nedeniyle yer altı sularının yapısı değişecek ve tarımda kullanılabilecek su kalmayacak. Uşak’ta geçtiğimiz dönemlerde bir maden şirketinin, 375.000 nüfuslu bir kentin tükettiği kadar su harcadığı tespit edildi. Bu nedenle Uşak halkına bazı dönemlerde 6 saatte bir su verilebildi. Benzer şekilde, bu projelerde başlangıçta 9,4 milyon ton su tüketileceği beyan edildi, ancak ÇED onayı alabilmek için bu rakam 700 bin ton civarına düşürüldü. Oysa tüm projeler birlikte değerlendirildiğinde su krizinin kaçınılmaz olduğu açık. Ziraat mühendislerinin tespitlerine göre, maden sahalarındaki üretimde kimyasal kalıntılar artıyor ve ürün kalitesi düşüyor. Eskişehir halkının bu gerçekleri Uşak halkı gibi sonradan değil, şimdiden görmesi ve gerekli önlemleri alması gerekiyor.
Bu süreci takip etmeye ve gerçekleri halkımıza anlatmaya devam edeceğiz."





