Eskişehir Doğa ve Yaşam Platformu Avukatı Mert Yedek şu ifadeleri kullandı:

"Mahkeme, dava konusu proje hakkında yürütmenin durdurulması kararı verdi. Ancak bu süreçte yaşananları arkadaşlarımız da az önce anlattı. Ben de özellikle hukuki sürece ve bundan sonra yapılması gerekenlere değinmek istiyorum.

Biz burada, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığının yaklaşık bir yıl önce verdiği ÇED olumlu kararının iptali için dava açmıştık. Bakanlık, 18 Ekim tarihinde ÇED olumlu kararı vermişti. Bu kararın ardından 30 günlük yasal dava açma süremiz başladı ve biz de bu süre içerisinde davamızı açtık.

Üstelik yalnızca biz dava açmadık. Eskişehir Büyükşehir Belediyesi, Tepebaşı Belediyesi, Eskişehir Barosu, Eskişehir-Bilecik Tabip Odası ve çeşitli meslek örgütleri de dava açtı. Bölgede yaşayan yurttaşlar da hukuki sürece katıldı. Çok sayıda dava açıldı.

Ancak burada önemli olan, bu birlik ve beraberliğin mücadelemizi bugünlere taşımış olmasıdır.

Şunu özellikle düzeltmek istiyorum: Biz henüz davayı kazanmış değiliz. Mahkeme şu aşamada yürütmenin durdurulması kararı verdi. Ancak davada artık önemli bir aşama da kalmadı. Bilirkişi raporu geldi, itirazlar yapıldı ve bu itirazlar yerinde görülmedi. Dolayısıyla biz, dava konusu projenin iptal edileceğini düşünüyoruz.

Burada dikkat çekilmesi gereken başka bir husus daha var. Yürütmenin durdurulması kararı yaklaşık bir yıl sonra verildi. Oysa şirket, ÇED olumlu kararını aldığı andan itibaren bölgede işletme faaliyetlerine ve hazırlık çalışmalarına başlayabilecek durumdaydı.

Bu nedenle mevcut yargılama pratiği açısından yürütmenin durdurulması kararının bir yıl sonra verilmesini oldukça hantal buluyoruz. Böyle bir kararın amacı, hukuka aykırı olduğu ileri sürülen bir işlemin doğurabileceği zararları önlemektir. Ancak kararın bu kadar geç verilmesi, yürütmenin durdurulması kurumunun amacına ve ruhuna uygun bir koruma sağlamıyor.

Bizim düşüncemize göre dava açıldığı andan itibaren yürütmenin durdurulması kararı verilmeliydi. İddialarımızın yerinde olup olmadığı, yargılamanın ilerleyen aşamalarında ortaya çıkarılabilirdi. Ancak mahkeme başlangıçta böyle bir yaklaşım sergilemedi.

Şimdi geçmişte yapılan açıklamalara baktığımızda çok farklı bir tabloyla karşılaşıyoruz.

Bu süreç boyunca platformumuz pek çok açıklama yaptı. Siyasi partilerden, kamu kurumlarından ve çeşitli yetkililerden de açıklamalar geldi.

Hatırlarsanız bir toplantıda çevreyle ilgili yetkili bir genel müdür, bu madenin Avrupa standartlarında olacağını söylüyordu. Hiçbir olumsuzluğa yol açmayacağını, bölgedeki tarımsal üretimin etkilenmeyeceğini, vatandaşların yetiştirdiği tereye, maydanoza hiçbir şey olmayacağını ifade ediyordu.

Şimdi buradan sormak gerekiyor: Halkı yanlış bilgilendirmekle suçlananlar yalnızca muhalefet edenler mi?

İşte açıklamalar ortada. İşte bilirkişi raporu ortada. İşte mahkeme kararı ortada.

Peki, Bakanlığın verdiği karar nerede duruyor? Mahkemenin yürütmesini durdurduğu karar, Bakanlığın verdiği ÇED olumlu kararıdır.

Bu kadar bilgi, belge ve bilimsel değerlendirme ortadayken, kamu kurumlarının da içerisinde bulunduğu bir süreçte verilen kararın hukuka aykırılık gerekçesiyle yürütmesinin durdurulması, geçmişte yapılan açıklamaların da sorgulanması gerektiğini gösteriyor.

Bize göre bu açıklamaların önemli bir bölümü halkı yanıltıcı bilgiler içeriyordu.

Üstelik yalnızca Bakanlık personeli açıklama yapmadı. Siyasi parti temsilcileri de çeşitli iddialarda bulundu.

Hatırladığım kadarıyla dönemin MHP il başkanı, platformumuzun yurt dışı bağlantılı bazı kuruluşlardan fonlandığı yönünde açıklamalar yapmıştı.

Biz o gün de bu iddiaların hiçbir itibarı olmadığını söylüyorduk. Bugün de aynı noktadayız.

Çünkü biz başından beri bu maden projesinin hukuka aykırı olduğunu savunduk. Gelinen noktada bilirkişi raporu ve mahkemenin yürütmenin durdurulması kararı ortadadır.

Bu nedenle geçmişte hakkımızda yapılan açıklamaların ve ortaya atılan iddiaların halkı yanıltıcı nitelikte olduğunu düşünüyoruz.

O dönemde AKP'nin ilçe başkanı da benzer açıklamalar yapmıştı. Türkiye'deki madencilik faaliyetlerinin son derece yerinde olduğunu savunmuş, gerekirse Kütahya'ya gidilerek oradaki madencilik faaliyetlerinin incelenmesini önermişti.

Ancak örnek gösterilen maden sahasında bile daha sonra bir maden kazası yaşandı.

Bizim başından beri dile getirdiğimiz riskler ve itirazlar ise bilirkişi raporuyla önemli ölçüde karşılık buldu.

Dolayısıyla bugün geldiğimiz nokta, yalnızca bir dava dilekçesinin mahkeme tarafından kabul edilmesinden ibaret değildir.

Bu karar, 2,5 yılı aşkın süredir verilen mücadelenin bir sonucudur.

Bu süreçte çok şey yaşandı. Çok sayıda yürüyüş düzenlendi, halk toplantıları yapıldı, bilgilendirme toplantıları gerçekleştirildi. Miting boyutuna ulaşan kitlesel eylemler düzenlendi.

İnsanlar topraklarına, ormanlarına, sularına ve yaşam alanlarına sahip çıkmak için büyük bir mücadele verdi.

Bu nedenle mahkemenin kararını olumlu karşılıyoruz. Ancak yeterli görmüyoruz.

Peki, neden yeterli görmüyoruz?

Çünkü bize göre bilirkişi raporu ve mahkeme kararı, bu sahanın madencilik faaliyetlerine uygun olmadığını ortaya koyuyor.

Bölgede Sakarya Nehri bulunuyor. Sakarya Nehri yalnızca maden projesinin planlandığı bölgeyi ilgilendirmiyor. Sakarya Havzası çok geniş bir coğrafyayı kapsıyor.

Su kaynakları, insanların idari olarak çizdiği il ve ilçe sınırlarına göre hareket etmiyor. Bir su havzasında meydana gelen olumsuzluk, çok daha geniş bir coğrafyayı etkileyebiliyor.

Dolayısıyla bu proje yalnızca Alpagut'u veya Atalan'ı ilgilendirmiyor. Sakarya Havzası'nın tamamını ilgilendiren ciddi riskler barındırıyor.

Biz mevcut projenin bölgedeki su rejimi üzerinde ciddi olumsuz etkiler oluşturacağını savunuyoruz. Bilirkişi raporunda ortaya konulan değerlendirmeler de bu konudaki itirazlarımızı destekliyor.

Şimdi dava konusu proje iptal edilse bile bu, aynı bölgeye gelecekte başka bir madencilik projesinin getirilmeyeceği anlamına gelmiyor.

Mevzuatta, projelerdeki eksikliklerin giderilerek yeniden değerlendirme yapılmasına imkân tanıyan düzenlemeler bulunuyor. Özellikle 29/7 olarak ifade edilen düzenleme kapsamında, eksikliklerin tamamlanıp projenin yeniden önümüze getirilmesi ihtimali söz konusu olabilir.

Ancak biz bunun da hukuka aykırı olacağını düşünüyoruz.

Çünkü burada yalnızca birkaç teknik eksiklikten söz etmiyoruz. Bilirkişi raporunda halk sağlığı, tarım alanları, orman varlığı ve su kaynakları üzerindeki etkiler birlikte değerlendiriliyor.

Yani projenin bütüncül ve kümülatif etkilerinden söz ediyoruz.

Böyle bir durumda birkaç eksikliğin giderilmesiyle, bazı bölümlerin düzeltilmesiyle veya projeye küçük eklemeler yapılmasıyla sorunların ortadan kaldırılabileceğini düşünmüyoruz.

Bu nedenle Alpagut ve Sakarya Havzası'nın madencilik faaliyetlerine kapatılması gerektiğini savunuyoruz.

Bölgeye yeni bir maden projesi getirilmemesi için mücadelemizi sürdüreceğiz.

Ayrıca karşımızdaki şirketin geçmişteki uygulamalarını da biliyoruz. Bizim değerlendirmemize göre bu şirket, birçok yerde mahkeme kararlarını ve yürütmenin durdurulması kararlarını dikkate almayan bir yaklaşım sergiliyor.

Bu nedenle verilen yürütmenin durdurulması kararının takipçisi olacağız.

Şirketin sahada herhangi bir madencilik faaliyeti yürütmemesi için gelişmeleri yakından izleyeceğiz. Kararın uygulanıp uygulanmadığını takip edeceğiz.

Bugün elbette çok mutluyuz. Çünkü yıllardır verdiğimiz mücadelenin hukuki açıdan önemli bir karşılığını aldık.

Ancak mücadelemiz burada bitmeyecek.

Bu sahayı tamamen madencilik faaliyetlerine kapatmak için çalışmalarımıza devam edeceğiz. Çünkü şirketlerin bölgede başka ruhsatları da bulunuyor. İlerleyen süreçte daha fazla ruhsatla veya daha büyük projelerle karşımıza çıkmaları mümkün.

Biz yalnızca mevcut projenin değil, bölgenin doğasına, tarımına, ormanlarına, su kaynaklarına ve halk sağlığına zarar verebilecek diğer projelerin de hayata geçirilmemesi için elimizden gelen bütün çabayı göstereceğiz.

Bu mücadeleye katkı sunan, yıllardır yanımızda duran, toplantılara katılan, yürüyüşlerde bulunan, hukuki süreçleri takip eden ve toprağına sahip çıkan herkese teşekkür ediyorum.

Biz bugün mutluyuz. Ancak bu mutluluğu, mücadelemizin sona erdiği anlamında değerlendirmiyoruz. Alpagut ve Sakarya Havzası madencilik faaliyetlerine tamamen kapatılıncaya kadar mücadelemizi sürdüreceğiz."