Kanal 26 ekranlarına konuk olan ve Muharrem Esen'in "Sanayicimizin ve tüccarımızın büyük ekonomik yüklerle karşı karşıya olduğunu ifade ettiniz. Aslında şu anda olağanüstü bir dönemden geçiyoruz. Hem sanayicimiz hem de tüccarımız ciddi zorluklar yaşıyor. Bütün bunların yanında bir de asgari ücret konusu var. Biliyorsunuz, yıl sonunda yeni asgari ücret açıklanacak. Sizce asgari ücrete ne kadar zam yapılmalı?" sorusunu yanıtlayan Eskişehir Ticaret Odası Başkanı Metin Güler şu ifadeleri kullandı;

"Burada çok ilginç ve bir o kadar da zor bir denklem var. Asıl sıkıntı da bu noktada ortaya çıkıyor. Şimdi siz bir işverensiniz. Yanınızda çalıştırdığınız personelin belirli bir yaşam standardına sahip olması gerekiyor. Çalışanınızın işine huzurlu ve mutlu gelmesi lazım ki verimli çalışabilsin, ardından da evine huzur içerisinde dönebilsin.

Ancak bugün geldiğimiz noktada iş barışı açısından hem işveren hem de çalışan tarafında ciddi bir mutsuzluk var. Her iki taraf da mevcut durumdan memnun değil.

İşveren aslında çalışanına daha fazla ücret vermek istiyor. Ancak bir taraftan da maliyetlerini hesaplamak zorunda. Ürettiği ürünün birim maliyetine, çalıştırdığı personel sayısına, genel giderlerine ve piyasadaki rakiplerinin fiyatlarına bakıyor. Bütün bunları matematiksel olarak değerlendirdiğinde karşısına belirli bir maliyet çıkıyor.

Şimdi işletmenin faaliyetlerini sürdürebilmesi ve rekabet gücünü koruyabilmesi için maliyetlerini kontrol altında tutması gerekiyor. Matematiksel açıdan baktığınızda işverenin ücret artışı yapabilecek durumda olmadığını görüyorsunuz.

Diğer tarafta ise çalışan var. Aldığı maaşla geçinemiyor, kirasını ödeyemiyor, evinin ve çocuklarının ihtiyaçlarını karşılamakta zorlanıyor. Dolayısıyla o da mutsuz.

Her iki tarafın da haklı beklentileri var. Ancak işveren, ticari faaliyetlerini sürdürebilmek için çalışanının taleplerini karşılamakta zorlanıyor. Çalışan ise geçinebilmek için daha yüksek ücret talep ediyor. İşte burada çözülmesi gereken çok önemli bir sorun var.

Bana göre bu noktada en önemli meselelerden biri çalışanların ücretleri üzerindeki vergi ve kesinti yüküdür. Brüt maaş üzerinden yapılan kesintilerin yeniden değerlendirilmesi gerekiyor.

İş barışını sağlayabilmek adına, işverenin ödediği brüt ücret üzerinden yapılan kesintilerin gözden geçirilmesi gerektiğini düşünüyorum. Bu kesintilerde yapılacak düzenlemelerle çalışanın eline geçen net ücret artırılabilir.

Çünkü bütün yükü işverenin üzerine bıraktığınızda, özellikle zam dönemlerinde işletmeler ücret artışı yapmakta zorlanıyor. Diğer taraftan çalışanın eline geçen net maaş da kendisini tatmin etmiyor.

Şimdi yıl sonu yaklaşıyor. Çalışanlarımızın asgari ücret artışına yönelik beklentileri var. İşverenlerimiz ise yapılacak artışı nasıl karşılayacaklarını düşünüyor. Bu süreci sağlıklı yönetebilecek bir plana ihtiyacımız var.

Ben işveren olarak çalışanımı mutlu etmek için belirli oranda ücret artışı yaptığımda, bu defa rakiplerimle rekabet edemez hale gelebilirim. İşletmemin maliyetleri yükselir ve ticari faaliyetlerim olumsuz etkilenir.

Bugün ekonomik sıkıntıya giren bir işletmenin bir yıl sonra çalışanlarına da olumsuz yansımaları olacaktır. Çünkü bir işletmenin çalışanlarının beklentilerini karşılayabilmesi için öncelikle gelir elde etmesi gerekiyor.

Bu meselenin psikolojik tarafı da son derece önemli. İşveren sürekli maliyet hesabı yapıyor, çalışan ise aldığı maaşla nasıl geçineceğini düşünüyor.

İşverene daha fazla ücret vermesi gerektiğini söylüyorsunuz. İşveren ise matematiksel olarak bunu karşılayamayacağını ifade ediyor. Çalışan da geçinemediği için mutsuz oluyor. Kimisi mecburiyetten, kimisi çaresizlikten, kimisi de başka bir iş bulamadığı için çalışmaya devam ediyor.

Dolayısıyla burada ortak bir çözüm bulunması gerekiyor. Bana göre kısa ve orta vadede uygulanabilecek en hızlı çözümlerden biri, vergi dilimlerinin ve ücretler üzerindeki kesintilerin yeniden gözden geçirilmesidir.

İşverenin üzerindeki mali yükün bir miktar azaltılması, aynı zamanda çalışanın eline geçen net maaşın artırılması gerekiyor.

Bunu gerçekleştirecek kurumlar da belli. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığının hem işvereni hem de çalışanı koruyacak politikalar geliştirmesi gerekiyor.

Çünkü bugün her iki taraf da mutsuz. Ancak şunu özellikle ifade etmek istiyorum: Çalışanın işi çok daha zor. Gerçekten çok daha zor.

Bir de Eskişehir özelinde sürekli dile getirdiğim başka bir mesele var. Biz bu kentte yeterince arsa üretemiyoruz. Kentsel dönüşümü de bugüne kadar istediğimiz ölçüde planlayamadık.

Bunun sonucunda konut fiyatları ve kiralar çok yüksek seviyelere ulaştı. Çalışanlarımız artık bu kiraları ödeyemez durumda.

Eskişehir'in sosyal konut projelerine ve büyük ölçekli yeni yerleşim alanlarına ihtiyacı var. Bunu çok açık söylüyorum.

Çok büyük dairelerden bahsetmiyorum. İnsanların ihtiyaçlarını karşılayabilecek 60, 70 veya 80 metrekarelik, ekonomik ve ulaşılabilir konutlar üretmemiz gerekiyor.

Şimdi düşünün, 35 bin lira maaş alan bir çalışan 20 bin lira kira ödüyorsa geriye 15 bin lirası kalıyor. Bu insanın kalan parayla ailesinin bütün ihtiyaçlarını karşılaması mümkün mü? Bana göre mümkün değil.

Ama biz bu insanlara daha uygun fiyatlı konutlarda yaşama fırsatı sunabilirsek çok önemli bir sorunu çözmüş oluruz.

Ben her gün müteahhitlerimizle görüşüyorum. Eskişehir'de yaklaşık 2 bin 500 müteahhidimiz var. Bu insanların önemli bir bölümü yatırım yapmak, yeni projeler geliştirmek ve kat karşılığı inşaat yapmak istiyor.

Ancak bugün Eskişehir'in en uzak bölgelerinde bile kat karşılığı inşaat anlaşmalarında yüzde 45'in altında oranlar konuşulmuyor.

Yani arsa sahibinin talep ettiği pay yüzde 45 seviyelerinde. Bu da doğrudan konut maliyetlerine yansıyor.

Diğer illere baktığımızda daha farklı oranlarla karşılaşıyoruz. Bursa'da, Afyon'da ve çevre illerde yüzde 25-30 seviyelerinde kat karşılığı inşaat yapılabildiğini görüyoruz.

Ama Eskişehir'de arsa üretimi konusunda ciddi bir sıkıntı var. Yeterli arsa olmadığı için mevcut arsaların değeri sürekli yükseliyor.

Şimdi düşünün, siz yeni imar alanları açarak daha fazla arsa üretirseniz ne olur? Piyasada rekabet oluşur.

Bugün arsası olan bir kişi müteahhitten yüzde 50 pay istiyor. Çünkü arsasının çok değerli olduğunu biliyor. Ancak aynı bölgede benzer özelliklere sahip 20, 50, 100 veya 1000 yeni arsa daha üretilirse rekabet başlayacaktır.

Bu durumda arsa sahibi yüzde 50 yerine yüzde 40 isteyecek. Olmazsa yüzde 30'a, gerekirse yüzde 20'ye kadar düşebilecek.

Böylece inşaat maliyetleri de daha makul seviyelere gelecektir.

Bugün 5 milyon lira değerindeki bir konutun, arsa maliyetlerinin düşmesiyle çok daha uygun fiyatlara üretilebilmesi mümkün hale gelebilir. Örneğin 2,5 milyon lira seviyesinde konutlar üretilebilirse, bu konutların kira bedelleri de 20 bin lira yerine 10 bin lira seviyelerine gerileyebilir.

Ben burada matematiksel bir örnek veriyorum. Aslında mesele çok basit. Doğru planlamayla, doğru müdahalelerle konut maliyetlerini daha ulaşılabilir seviyelere çekebiliriz.

Eskişehir'in ihtiyacı olan şey de tam olarak bu. Daha fazla arsa üretmek, yeni yerleşim alanları oluşturmak ve vatandaşın ekonomik koşullarına uygun konut projelerini hayata geçirmek.