ESKİŞEHİR HABER

Selim Sait Terzioğlu: "İnşallah Beştepe Millet Camii’nin mahyasına ‘Trump’ yazmazlar"

Selim Sait Terzioğlu, eğitimden ekonomiye, dış politikadan demokrasiye kadar birçok konuda değerlendirmelerde bulundu.

Abone Ol

Saadet Partisi Eskişehir İl Başkanlığı tarafından düzenlenen İl Divan Toplantısı, yoğun katılımla gerçekleştirildi. Özdilek Kültür Merkezi’nde yapılan toplantıda partililer bir araya gelirken, teşkilat çalışmaları ve gündeme ilişkin değerlendirmeler ele alındı.

Toplantıda konuşan Saadet Partisi Yüksek Disiplin Kurulu Üyesi ve Eskişehir İl Sorumlusu Mimar Selim Sait Terzioğlu şu ifadeleri kullandı:

“Geçen ay yapmış olduğumuz toplantıda iktidarın da ana muhalefetin de bu ülkeye hizmet edemediğini, edemeyeceğini söylemiş idik. Milli Görüş’ün öncülüğünde üçüncü yolu önermiştik. Gündemler yine gündem dışı. Ülkeyi ve bizleri yormaya devam ediyorlar.

Çarşamba günü yapmış olduğumuz Yeni Yol Grup Toplantısı’nda eğitim yılının sonunda mağdur öğretmenler ziyaretimize geldiler. Genel Başkanımız Sayın Mahmut Arıkan, hak mücadelesi veren öğretmenlerimizi selamlayarak konuşmasına başladı.

2025-2026 öğretim yılı sevinçlerimizle birlikte ne yazık ki hüzünle hatırlayacağımız bir yıl oldu. Evlatlarımızı sıralarında, öğretmenlerimizi sınıflarında kaybettiğimiz, tedirginlikle okul kapılarında beklediğimiz, okula her gün aç giden çocukların sayısının arttığı, anlamsız bir inatla kurulan Milli Eğitim Akademisi nedeniyle yanlış atama ve yer değiştirme politikaları sonucu öğretmenlerimizin aile bütünlüğünün dağıldığı bir yıl oldu.

Yoksulluk sınırına bile ulaşamayan öğretmen maaşlarının olduğu bir yıl oldu. Hakkını arayan özel sektör öğretmenlerimize daha sert müdahalelerin yapıldığı bir yıl oldu. Öğretmenlerimiz özel ama maaşları sıradan. Onlar öğrenciyle buluşmayı hak etmiş ancak mülakatla ayrılmış öğretmenler.

İktidar söz verdiği halde bu iki grupla toplantı yapmıyor. Çünkü öğretmenin sesi duyulursa eğitimin gerçek sesi duyulacak. Özel okul öğretmenleri konuşursa emeğin nasıl değersizleştiği ortaya çıkacak. Mülakat mağduru öğretmenler konuşursa adaletin nasıl ayaklar altına alındığı ortaya çıkacak. Tayin mağduru öğretmenler konuşursa ailelerin nasıl dağıldığı ortaya çıkacak.

Bizler bu vesileyle hayatını kaybeden öğretmen ve öğrencilerimize Allah’tan rahmet diliyoruz. Halihazırda hak arayışına devam eden özel sektör öğretmenlerimizin, mülakat mağduru öğretmenlerimizin mücadelelerini selamlıyor, desteklerimizi bildiriyoruz.

İktidar sınıfta kalmıştır. Dönem bitti. Yıl sonu öğrencilerimizin karnesi olur da iktidarın karnesi olmaz mı? Elbette olur. Güvenlik sıfır. Hijyen sıfır. Güven sıfır. Liyakat sıfır. Ama edebiyat yüz. İş edebiyata, hamasete gelince iktidar yüz üzerinden yüz alıyor. Bu karne yalnızca eğitim sisteminin karnesi değildir. Bu karne bir iktidarın evlatlarımıza nasıl baktığının karnesidir. Bu karne bize açıkça şunu söylüyor. Bu iktidar sınıfta kalmıştır.

Türkiye Futbol Federasyonu kimsenin özel yazıhanesi değildir. Sadece Milli Eğitim’de değil, milli takımımızda da işler yolunda gitmiyor. İktidar içinde milli olan ne varsa hepsini tüketti, hepsini siyasallaştırdı. Siz kalkıp federasyon olarak kupa öncesinde iktidara yaranma telaşıyla parti filmleriyle tanıtım yaparsanız, siz kalkıp parti marşını milli takım marşı gibi milletin önüne koyarsanız, siz kalkıp futbolcuları, teknik heyeti hiçbir resmi unvanı olmayan Bilal Erdoğan’ın yanında ip gibi dizerseniz orada ne millilik kalır ne de milli ruh.

Siz diyordunuz ki bizden önce bu ülkede bir şey yoktu. Sizden önce bu ülkede ortak bir milli heyecan, ortak bir milli ruh vardı. Yaz aylarındayız. Futbol takımları büyük bir gayretle transfer yapmanın derdindeler. Eskiden yaz aylarında futbolcu transferleri konuşulurdu. Bugün iktidar partisinin transferlerini konuşuyoruz.

Futbol takımları harıl harıl transfer edecek futbolcu arıyor. İktidar ise muhalefet belediyeleri içinden transfer edecek başkanları arıyor. Futbol takımlarının transfere ne ödediğini biliyoruz. Ama iktidarın bu transferler karşılığında ne verdiğini bilmiyoruz.

Bunun adı milli irade değildir, demokrasi değildir, siyasi ahlak hiç değildir. Bunun adı demokrasi maskeli rövanşizmdir. Sandıkta verilmeyeni masada almaktır. Milli iradenin gasp edilmesidir. Ve bu ülkede unutulmamalıdır ki aklanmanın yeri iktidar partisinin binası değil, mahkemelerdir. Türkiye’nin kronik meseleleri baskılayarak değil, diyalogla çözülür.

NATO küresel sömürünün kolluk gücüdür. Şimdi bir karşılama merasimi var. Ankara’da yaklaşık 10 milyar Türk lirası para harcanıyor. Ne için? Özellikle Amerika Birleşik Devletleri ve NATO yetkililerinin Türkiye’yi güzel görmesi için 10 milyar lira harcıyoruz. Ama emekliye gelince bin lirayı çok görüyoruz.

İnşallah Beştepe Millet Camii’nin mahyasına ‘Trump’ yazmazlar. İnşallah halkın kaynakları kimler için kullanılıyor sorusunun cevabı da ortaya çıkar.

Barışın önündeki en büyük engel İsrail’in mevcut politikalarıdır. Halen ateşkesi ihlal edip öldürmeye, kan dökmeye devam ediyor.

İsrail persona non grata ilan edilmelidir. Yani istenmeyen ülke ilan edilmelidir.

Bütün bu anlattıklarımızın hayata geçirilebilmesi için önce şu gerçeği kabul etmemiz gerekiyor. Dünyada adalet çağrısı yapan bir ülkenin, kendi içinde de adaletle yönetilmesi gerekir. Hepimiz biliyoruz ki bu iktidarın adaleti koruyan bir seçimi kazanması mümkün değildir.

Peki, kaybetmek istemeyen ancak sandığı da ortadan kaldırmaya gücü yetmeyen bir iktidar ne yapar?

Birincisi, devleti yönetenlerle devleti aynı şey gibi göstermeye çalışır. Oysa devlet milletindir. Hükümetler ise gelip geçicidir.

İkincisi, kendi iktidarlarını milletle özdeşleştirirler. Kendilerine yöneltilen her eleştiriyi millete yöneltilmiş bir saldırı gibi sunarlar. Halbuki millet hiçbir partinin, hiçbir kadronun ve hiçbir siyasi hareketin tekelinde değildir.

Üçüncüsü, kendilerini hamasetle, hurafelerle ve kutsal değerlerle özdeşleştirirler. Oysa hepimiz ahlaki çürüme ve toplumsal yozlaşma ile anılacak bir döneme tanıklık etmekteyiz.

Dördüncüsü, bütün bunlar yetmez. Topluma “Nasıl olsa değişmez, nasıl olsa sonuç farklı olmaz.” duygusu aşılanır. İnsanlar umutsuzluğa sevk edilir. Muhalefetin cesaretini kaybetmesi, iyi insanların ise sandığa gitmemesi istenir.

Beşincisi, bunlarla da kalınmaz. Kimi zaman dış güçler, kimi zaman uluslararası dengeler bahane edilerek milletin iradesinin önemsiz olduğu aşılanmaya çalışılır. Oysa bu millet, tarih boyunca kaderini başkalarının değil, kendi iradesinin belirlediğini defalarca göstermiştir.

Altıncısı ise son aşamada iktidara alternatif olacak siyaset kanalları daraltılır. Farklı sesler baskı altına alınır. Rekabet zayıflatılır. Oysa hiçbir iktidar muhalefeti kısıtlayarak ayakta kalamaz. Bilakis güçlü denetim mekanizmalarıyla ayakta kalabilir.

Buradan iktidara sesleniyoruz. Milletin iradesine güvenin. Hukuka güvenin. Devlet ile hükümeti birbirine karıştırmayın. Eleştiriyi düşmanlık olarak görmeyin. Türkiye’nin ihtiyacı daha fazla gerilim değil, daha fazla adalettir. Daha fazla kutuplaşma değil, daha fazla kardeşliktir.

Buradan muhalefete de sesleniyoruz. Karamsarlığa kapılmayın. Umutsuzluğu siyasetin merkezine yerleştirmeyin. Milletin değişim iradesine güvenin. Daha çok çalışın, daha çok anlatın, daha çok milletin içine karışın.

Ülkemiz ancak cesaretle, sabırla ve kararlılıkla saadete erişebilir. Bu ülkenin geleceğini korku değil umut, baskı değil özgürlük, çatışma değil kardeşlik belirleyecektir. Bizler buna gönülden inanıyoruz.“

Toplantıda ayrıca partiye yeni üye olan isimlere rozetleri takıldı.