Sağlık Sen Eskişehir Şubesi Başkanı Hasan Hüseyin Köksal'ın “Eskişehir'de AK Parti'nin hiçbir zaman Ankara'da bir lobisi olmadı." açıklaması hakkında konuşan İYİ Parti Eskişehir İl Başkanı Serdar Ulucan şu ifadeleri kullandı;
"Bu konuyu İYİ Parti olarak senelerden beri dile getiriyoruz. Eskişehir’de dar bir çerçevede herkes kendi çıkarları doğrultusunda hareket ederek, konu Eskişehir olunca direkt masada bir birleşim olmadan bir yapılanma oluyor. Ankara hususuna baktığımızda baktığımızda da gerek milletvekilleri gerek belediye başkanları hepsi ayrı bir kanaldan bir şeyleri çözmeye çalışıyorlar.
Eskişehir PTT Başmüdürlüğü kapatılarak Malatya gibi bir yerde yeni bir bölge müdürlüğü kuruluyor. Bu da İç Anadolu Bölgesi’ndeki değişik illerin, örnek verecek olursak işte Yozgat’tır, Kayseri’dir, Malatya’dır, Elazığ’dır, buna benzer illerin Ankara’da ne kadar güçlü hareket ettiğini gösteriyor. Eskişehir’de biz bunu hep dile getiriyoruz. Başta Sayın Valimizin öncülüğünde bir platform denediler, başaramadılar. Belediye başkanlarımızın dahil olduğu, oda başkanlarımızın, STK’ların dahil olduğu güçlü bir yapı maalesef oluşturulamıyor.
Bunun oluşturulamamasının en yegane sebeplerinden bir tanesi de mevcut iktidar vekillerinin Eskişehir’i çok çok iyi bilmemeleri, Eskişehir’i çok çok iyi tanımamalarıdır. Muhalefet milletvekillerinin de Eskişehir adına çok ciddi bir girişimde bulunmamalarından kaynaklı, buna benzer Hasan Hüseyin Köksal'ın da söylediğini altını çizerek defalarca bizim söylediğimizi dile getiriyoruz. Maalesef Eskişehir’de böyle bir yapı kurulmuş değil. Bunun da ana sebeplerinden bir tanesi Eskişehir’de siyaset yapan birçok arkadaşımızın samimi olarak siyaset yapmadığından, kendini düşünerek hareket ettiğinden kaynaklı maalesef Eskişehir konusu olunca oturup konuşamıyoruz. AK Parti Eskişehir teşkilatı içerisindekilerin derdi 'koltuk kapayım, orada durayım, burada durayım' olduğu için arkadaşın böyle bir açıklama yapması çok çok doğal. Hasan Hüseyin Köksal gerçek olanı söylemiş. Doğru olanı söylediği için de kendisini takdir ediyorum.
3 milyon TL'lik kentsel dönüşüm kredisi Eskişehir halkına da verilmeliydi. Maalesef Ankara siyasetinde 81 ilimize yatırımlar ve bütçeler planlanırken, Eskişehir yıllardır siyasi sınıflandırma içerisinde yerel belediyecilik anlamında mevcut iktidar tarafına geçmediği için hep cezalandırılan bir şehir oldu. Yıllardır çevre yolunu bile beklerken, bugün yap-işlet-devret sistemiyle birlikte Eskişehirliler paralı bir çevre yoluna mahkum edilmeye çalışılıyor. Kırsal ilçe bağlantı yollarımızın da bu durumda olmaması gerekiyor.
Bununla birlikte Eskişehir’de TOKİ yatırımları geliyor, tamam, orada bir sistem işliyor, vatandaşın konut sorunu çözülüyor. Ancak vatandaş bu evleri nasıl alacak noktasına geldiğinde, Eskişehir’in yine kredi konusunda cezalandırılması çok doğal bir sonuç olarak ortaya çıkıyor. Çünkü mevcut iktidar hükümeti, 86 milyonu kucaklamak yerine “Benden olana destek vereyim, benden olmayan da cezasını çeksin” anlayışıyla hareket ederek Eskişehir’i yıllardır cezalandırılan bir şehir haline getirdi.
Hem Gürhan Albayrak hem de Nebi Hatipoğlu, kentsel dönüşüm üzerinden belediyeleri defalarca eleştirdi. Bugün baktığımızda belediyeleri eleştirmeleri zaten çok normal. 2014’te çıkarılan Bütünşehir Yasası da mevcut iktidarın kırsaldaki oyları toparlayabilmek adına yaptığı bir girişimdi. Ancak sonrasında gelen pandemi süreciyle birlikte ortaya çıkan tabloya baktığımızda, maalesef tasarruf tedbirleri kapsamında belediyeler çalıştırılamaz hale getirildi. Bugünkü tabloya baktığımızda ise belediyelerin iş yapmaması adına her geçen gün başka illerde de benzer örnekleri duyuyoruz. Sürekli gözaltılar, hükümet baskısı ve farklı zorlamalar nedeniyle mevcut belediyeler çalıştırılamaz bir pozisyona sürüklenmiş durumda.
Kentsel dönüşüm konusunda belediyeleri eleştirmeleri çok normal, ancak bu doğrudan bakanlığın görev alanına giren bir konudur. Bakanlığın sorumluluğunda olan noktalarda bile gerekli adımlar atılmıyor. Örneğin Eskişehir’in gündemindeki hobi bahçelerine baktığımızda, bu alanlardaki yaptırım uygulamaları tamamen Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’na bağlıdır. Ancak yıkım sürecine gelindiğinde uygulamalar belediyeler üzerinden yaptırılarak vatandaş ile belediyeler karşı karşıya getiriliyor. Böyle bir tabloyla karşılaşılmasını da artık normal görür hale geldik."