En başta bu söylemde bulunanların siyaset konusunda zerrece bilgisi olmayan insanlar olduğunu görürüz. İşin ilginci, bu insanların yarısından çoğu siyasi partilerde ya yöneticidir ya da aktif gözüken üyelerden oluşmaktadır.
Oysa siyaset, toplumsal olayları inceleyen, ekonomilere yön verilmesini belirleyen, geçmişteki toplumsal gelişmeleri analiz eden, bugüne yön veren ve gelecekle ilgili tahlil, analiz, değerlendirme yapan bir bilimdir. Siyaset, sosyolojik gelişmeleri incelememizin altyapısıdır. Siyaset düz, matematiksel bir çizgi izlemez; toplumsal ve sosyal gelişmeleri kendi karmaşıklığı, zigzagları ve engebeleri içinde ele alır.
Siyasetin içinde farklı görüşlerin bir arada olduğu (zıtların birlikteliği) ya da farklılıkların birbirini inkâr ettiği (yadsımanın yansıması), nicel birikimlerin yol açabileceği nitelik değişimleri, tez, antitez ve sentez kuramı gibi diyalektik saptamalar da vardır. Siyaset, felsefi olarak iki ana gövdede tartışılır.
Bugün ülkemizde ve ilimizdeki siyasi yapıların ve aktörlerin çoğuna baktığımızda, bilimsel siyasetin doğasına uygun siyasal duruş ortaya koymak yerine başka argümanların siyasetin yerine konulduğunu görüyoruz. Sıkıştıklarında da tüm kabahati siyasete yükleyip kendi cehaletlerini ya da kirliliklerini siyasetin bir sonucuymuş gibi gösteriyorlar.
Gündelik popülizmin dar sınırlarına sıkışmış, var olan sistemi kutsayan politik yapılar, değişim ve dönüşüm söylemlerine rağmen bunu gerçekleştirecek iradeyi ortaya koyamaz. Pratik gelişmelere yön verebilmek için teorik derinlik, yani yeterli siyasi bilgi birikimi gerekir. Özellikle programatik bakış açısını topluma kabul ettirmek için eğitim çalışmaları yapanların, kendilerinin genel siyasal eğitime ciddi anlamda ihtiyacı vardır.
Hele öyle acı ve vahim bir gerçek vardır ki; toplumsal gelişmeleri yönetip yön verdiğini iddia eden yöneticiler, kendi bilgi ve emeği ekseninde bulundukları yapılarda, insanların öz iradeleri ile belirledikleri isimler olmayınca yönetici vasfıyla hareket edemez. Sadece kendilerini belirleyen iradenin esiri olurlar. Hatta gelişmeler öyle vahim bir hâle gelmiştir ki birçok yapıda il ve ilçe başkanlıkları düzeyinde kimin ne yaptığı belli değildir.
Planlı ve düzenli bir çalışma olmayınca idare-i maslahatçı bir çizgide, etkisiz, günü kurtarma anlayışı hâkim olur. Tabii ki gelecekle ilgili kariyer planları olan yöneticilerin kendini daha görünür kılma çabaları da örgütsel çalışmayı kendi kaderine terk eder. Şehrimizde siyaset adına bu sağlıksızlıkları sürekli yaşıyoruz.
Özellikle mevcut gelişmelerden, yönetim biçiminden yani sistemden memnun olmayanların, değişim isteyenlerin, bu sistemin her türlü özelliğinden yararlanmaya çalışırken sisteme karşıymış gibi davranmaları büyük bir demagoji ve ahlaksızlıktır.
Değiştirmek önce kendi içinde eleştiri ve özeleştiriyi sağlıklı çalıştırmaktan, rol model bir örgütlenmeden geçer. Gerisi lafıgüzaf.